Salı akşamı, işten dönerken onu buldum. Sokağın köşesindeki çöp konteynerinin yanında yatıyordu sırılsıklam olmuş, kemikleri sayılıyor, titriyordu. Gerçekten orada bırakmaya gönlüm elvermedi. Yanına eğildim, yumuşak bir sesle konuştum, o da başını kaldırıp kuyruğunu hafifçe salladı; sanki umut dolu bir şans istiyordu. Kucaklayıp eve götürdüm, eski bir havluyla kuruladım. O an, başıma iş açacağımı pek düşünmemiştim.
Daha ertesi gün dedikodular başladı. Bir komşum,
Umarım bu köpek saldırgan değildir, dedi.
Başka biri ise, camdan yüksek sesle,
Artık insanlar sokaktan ne bulsa eve getiriyor, diye laf attı.
Ama en kötüsü, apartman yöneticisinin kapımı çalıp,
Bazı komşuların, bu köpeğin apartmanın görüntüsünü bozduğuna dair endişeleri var, demesiydi. Sinirden gülümsedim. Görüntü mü? Oysa bu bir eşya değil, can taşıyan bir varlıktı.
Bir başka komşu önüme çıkıp,
Mahallenin hali ortada, sebepsiz değil! dedi.
İki kişi, köpeğin bir defa havladığı için ki sadece hızla geçen bir motorsiklete tepki vermişti şikâyetçi oldu. Her dışarı çıktığımda, camlar birer birer kapanıyordu, sanki mahalleye bulaşıcı hastalık yayacakmışım gibi bakıyorlardı.
Bir gün, yürüyüşteyken orta yaşlı bir hanım yanıma gelip,
Bu köpek eve böcek taşıyacak, bence geldiği yere geri götür, dedi. Geldiği yerin ne demek olduğunu sordum, omuz silkti; sanki bir canlının hayatı fazla, gereksiz bir sıkıntı gibiymiş gibi.
Sonra işler azıttı, kapımda isimsiz notlar belirmeye başladı:
Bu köpek buraya ait değil.
Başkalarını düşün.
Burası sakin bir semt.
Hatta Apartmanı hayvan barınağına çevirmek istiyorsun galiba! yazan bile çıktı.
Oysa köpek kimseye zarar vermiyordu. Karnını doyurdu, huzurla uyudu. O minnet dolu bakışlarını sadece ben görebiliyordum. Veterinere götürdüm, banyosunu yaptırdım, doyurdum. Her geçen gün toparladı, güzelleşti, güçlendi. Ama insanlar hâlâ beni mahallenin baş belası gibi gösteriyordu.
Bir komşu, etrafa Mahallede huzuru bozuyor! diye yaygara yaptı. Oysa kızım Zeynep, köpekle oynamaya başlayınca birden,
Ha o senin kızın mı? Tamam o zaman, sorun yok! dedi.
O an her şey dank etti: Sorun köpekte değilmiş. Sorun, kendi kafalarındaki mükemmel dünya algısına uymayan her şeyi silip süpürmek isteyen insanlarmış. Ne garip bir ikiyüzlülükle karşı karşıyayım!
Bugün hâlâ beraberiz. Onun adını Duman koydum. Kilosunu topladı, gözleri pırıl pırıl bakıyor artık, korkmadan uyuyabiliyor. Komşular eskisi kadar konuşmasa da, baktıklarında suratlarını ekşitiyorlar hala.
Ama ben kararımı verdim:
Bin defa da olsa o bakışlara maruz kalmaya razıyım, ama asla bir masum canı sokakta ölüme terk etmem. Hayat bana insanlara değil, vicdanıma kulak vermem gerektiğini bir kez daha öğretti.




