“Hanımefendi, lütfen eliniz kirliyle elbiseye dokunmayın!” dedi mağaza görevlisi yaşlı kadına… Fakat…

Hanımefendi, lütfen ellerinizle elbiseye dokunmayın! Elif nineye böyle bir soğuklukla çıkıştı mağazanın satıcısı
Ama Elif nine, cevabıyla satıcının yüzünde cılız bir tebessüm bırakacaktı.
Ay takviminde Ocak yazıyordu.
O kadar soğuktu ki, rüzgâr kemiklerine işler, insan ceketinin düğmesini defalarca iliklerdi; ne kadar sarsan da, üşümüşlüğün geçmeyeceğine inanırdı.
Elif Nine, neredeyse yetmiş yaşındaydı. Yüzü soğuktan al al, ellerinde ise binlerce gün çalışmışlığın çatlak izleri vardı. O eller pahalı kalemleri, altın bilezikleri değil; çapayı, kovayı, odunu ve derdi tutmuştu.
Ta köyden gelmişti, şehir otobüsünde tıngır mıngır, elinde küçük bir file torbası, içinde ise koca bir umut:
Torununa bir elbise almak.
Ama sıradan bir elbise değil.
En güzelinden.
Çünkü bugün özel bir gündü.
Küçük kızının doğum günüydü.
Çocuğu kadar sevdiği torunu Elinden gelen her iyiliği üstüne serpmişti yıllarca.
Elif Nine, rengârenk elbiseler dolu mağazanın kapısından girdiğinde, sıcak ve parfümlü havanın ona ait olmadığını hemen hissetti.
Burası tüllerle, fırfırlarla, pırıltılarla donatılmış bir başka âlemdi.
Bir anlığına Elifin yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.
Böylesi bir güzellik hak ediyor benim çocuğum da diye geçirdi içinden.
Fakat tebessümü hemen kayboldu.
Çünkü tezgahtar kız, onu gözleriyle tartıyordu.
Ne saygı, ne merhamet
Sanki bakışlarıyla söylüyordu:
Senin burada ne işin var ki?
Elif Nine yavaşça pembe elbiselerin asılı olduğu standa yaklaştı.
Birinin sadeliği ve naif zarafeti dikkatini çekti.
Yavaşça dokundu kumaşa.
Çekmedi, yırtmadı; sadece ana şefkatiyle bir çocuğun alnına dokunur gibi hafifçe temas etti.
Fiyat etiketine baktı.
Tam o sırada, tezgahtar telaşla geldi:
Hanımefendi, elleriniz kirli, elbiseye dokunmayın lütfen!
Elif Nine donakaldı.
Ellerim kirli mi?
Oysa elleri tertemizdi.
Sadece elleri yıpranmıştı.
Sertleşmiş, çatlamış, ömrün izini taşıyan ellerdi.
Elini çekti yavaşça, sanki hayal kurmaya bile hakkı yokmuş gibi utana sıkıla.
Yutkundu:
Kusura bakmayın Ben sadece bakıyordum
Tezgahtar aldırmaz bir ifadeyle başını salladı:
Bu elbiseler çok hassas. İsterseniz ben size gösteririm.
Elif Nine biliyordu; aslında hiçbir şey göstermek istemiyordu.
Ne sevgiyle, ne sabırla
Elif bakışlarını bir kez daha elbiseye çevirdi, sonra yere indirdi.
Gitmek istedi.
Hatta kapıya doğru bir adım attı.
Ama içinde bir şey isyan etti.
Kendisi için değil,
Torunu için,
Hem anası, hem babası, hem de anneannesi olduğu o çocuk için
Elif Nine döndü.
Başını kaldırdı; gözlerinde utanç değil, gerçek vardı artık.
Kızım dedi; sesi yavaş, ama güçlü.
Bu eller kirli değil. Bu ellerin her çizgisi emek.
Tezgahtar şaşkına döndü.
Elif Nine gözleri yaşlı, ama sesi kararlı devam etti:
Torunumu ben büyüttüm daha minicik bir bebekken.
Anası gitti Babası ise hiç olmadı.
O günden beri Hem annesiyim hem babası, hem büyükannesi.
O an dükkânda sessizlik oldu.
Elif ceketinin düğmesini sıktı, gözleri dolu dolu:
Ona bol bol elbise, oyuncağı hiç alamadım
Hiç parıltılı giysilerim olmadı
Ancak ekmeğe, deftere, soba için birkaç oduna yettiği zamanlar oldu
Bir an, sesi titredi:
Ama bugün onun doğum günü.
Bugün en güzelini istiyorum, bir kez olsun.
Tezgahtar mahcup oldu.
Artık gözlerinde küçümseme değil, utanç vardı.
Başını öne eğdi:
Özür dilerim bilmiyordum
Elif Nine acıma istemedi.
Ne de acındırmak
Doğruldu; köylü kadının sade onuruyla dimdik durdu.
Tezgahtar elbiseyi askıdan özenle aldı:
Gerçekten çok güzelmiş.
Ve bence küçük kızınız en güzellerini hak ediyor.
Kasaya gitti, elbisenin etiketini değiştirdi.
Size indirim yapacağım.
Farklı hissedin diye değil
Bazen unutuyoruz çünkü; her elbisenin arkasında yaşayan hikâyeler var.
Sizin hikâyeniz bana kendimi sorgulattı.
Elif Nine defalarca gözlerini kırpıştırdı; ağlamamak için zor tuttu.
Elbiseyi kutsal bir hazine gibi kucakladı.
Kısık sesle:
Teşekkür ederim
İndirim için değil
Dinlediğiniz için.
Tezgahtar da içten gülümsedi ilk defa.
Küçük kıza nice ömürler dedi.
Ve bilesiniz ki bu mağazadaki en temiz eller sizinki.
Elif Nine dışarıya çıktı.
Ocak soğuğunda torbasını göğsüne bastırırken, kalbini taşıyor gibiydi.
Bazen bir çocuğun pahalı bir elbiseye değil,
Bir ninenin sevgisine kendisinden kısarak verdiği o içten sıcaklığa ihtiyacı olur.
Bunu anlıyorsan
NEPOULARINI BÜYÜTEN NİNELERE SAYGI yaz ve hikâyemi paylaş
Belki okurken senin de boğazında bir düğüm oluşmuştur.

Rate article
Lifequest
“Hanımefendi, lütfen eliniz kirliyle elbiseye dokunmayın!” dedi mağaza görevlisi yaşlı kadına… Fakat…