17 Haziran, Pazartesi
Bugün yine sabah evde huzursuz başladı. Hasan aynanın karşısında saçlarını düzeltiyor, ben ise sessizce çantamı hazırlıyordum. Yine klasik bir gündü, ama içim kıpır kıpır. Bugün annemin köydeki yazlık evine, arkadaşlarımızla birlikte mangal yapmaya gidecektik. Ne var ki, Hasan her zamanki gibi sitemkâr bir sesle konuştu:
Zehra, bugün evde kalsan? Her yere beraber mi gideceğiz illa ki? Karı koca olmak sürekli dip dibe olmak demek değil, dedi.
Duymazdan geldim onu, çünkü vaktim kısıtlıydı. Her zamanki gibi hazırlığımı en ince detayına kadar tamamladım; taze patates, salatalık turşusu, annemin yaptığı börek… Özlemin yemeklerine her zaman temkinli yaklaşırım. Hasan her zamanki gibi şık bir beyaz gömlek giymiş. Göz ucuyla süzdüm:
Hasan, hayırdır, gömlek fazla mı güzel bugün? Şunu bil; üstüne sos döküp kirletirsen ben yıkamam bak, dedim. Neyse, aldım paketleri. Ben bi elbise değiştirip geliyorum, yola çıkalım, dedim.
Hasan, eline verdiğim yiyecek torbalarına baktı:
Bu nedir Zehra? Bu kadar şeyi kimin için hazırladın? diye sordu.
Aşk olsun Hasan. Köye gidiyoruz, Özlemin eli yatkın değil, biliyorsun. Her şeyi kendim götürdüm, aç kalmayalım, dedim. Sen de beğenmiyorsun zaten onun yemeklerini.
Hasanın yüzü birden asıldı:
Zehra, bak şöyle düşün. Bugün evde kal, biraz diyet yemeği yap, hatta parka çıkıp yürüsen fena olmaz; oturmaktan yanların büyüdü! Ben birazlarıyla buluşacağım, beş dakika işim var, hemen gelirim.
Şaşkındım. Yalnız mı gidecekmiş? Duyduğumda şok geçirdim. Hasan öyle söyledi ya, işte insan ilişkileri ne tuhaf; meğer arkadaşımız Mehmet ve Özlem ayrılmış! Ne de olsa araya iş, ev, çocuklar girince arkadaşlıklar giderek kopuyor. Son haftalarda benim de başım dertteydi; kiracım evde kapris yapıp evi darmadağın edip kaçmış, satmayı filan düşünüyordum.
İşte, böyle, arada kalınca insan, hayata yetişemiyor. Özlemi haftalardır aramamıştım, çok mutlu aile pozlarının sona erdiğini düşünmezdim…
Demek Mehmet yeni biriyleymiş? O yüzden mi gitmemi istemiyorsun? dedim.
Zehra, abartma ya. Yeni sevgilisi var işte, ne olacak? Hem orada birbirinizi çekiştirirsiniz, dertleşirsiniz, dedi Hasan.
Bir an tereddüt ettim ama, merak ve biraz da kadın dayanışması olsa gerek, gitmekte ısrarcı oldum.
***
Yol boyunca Hasan suskun, trafiğe laf yetiştiriyor, ben ise emlakçıyla mesajlaşıyorum. Satmayı planladığım ev var ya, işler yine çıkmaza girdi.
Hasan, Ev işi senin üstüne kaldı, yine kendi başına karar vereceksin, diye iğneledi.
Ne yapayım, kimisi evin hemen boş teslim edilmesini istiyor, kimi evi komple yenilemek istiyor. Sen de biliyorsun halini, dedim.
Parayı bulmak zor değil, dedi Hasan.
Ben tatile gitmek istiyorum, belki Antalyaya ineriz çocuklarla, diye mırıldandım.
Tatil mi, yoksa ev tadilatı mı? Birini seç Zehra! Hem benim çalışmam yetmiyor mu, şimdi her istediğimize para mı harcayacağız?
Yorulmuştum. Apartman komşumun kızı kiralamak istiyor evi. Hasan bunu boş işler olarak görüp karşı çıktı:
Ne kiralaması Zehra, bırakalım tadilat yapalım, evi satalım, paraya ben karar veririm zaten, dedi.
“Bizim ev” değil miydi oysa? Hep benim peşinde koşturduğum, çabaladığım…
Mehmetin yazlığına vardığımızda, onlar çoktan bekliyordu. Kapıdan neşe ve kahkaha yükseliyordu. Ben arabadan eşyaları indirirken, karşımda birden Mehmeti gördüm. Aman Allahım, adamı tanıyamadım; dar kot pantolon, genç işi tişört… Özlem varken giymezdi bunları!
Zehracım, hoş geldin, neden öyle kaldın ayakta hemen gel! diye samimi sarıldı.
Yol uzundu Mehmet… Bagajda yemek var, dedim.
Kalsın! Biz yemek ısmarladık, dedi.
Bahçede, havuz başında, yeni sevgilisi ve onun bir arkadaşı… Genç kızlar, renkli tırnaklar, sarı saçlar… İçim tuhaf oldu, çünkü Özlemin insanı ısıtan, samimi sofrasının yerinde plastik tabaklarda soğuk pizza vardı! Özlem görse şaşardı diye içimden geçirdim. Yüksek sesle bir şey söylemedim.
Zehra, bak tanışalım, dedi Mehmet. Bu benim hayatımın aşkı, canım Simge ve arkadaşı Ece.
Simge güzellik uzmanıymış, Ece de kuaför. Simge İsteseniz uygun fiyata cilt bakımı yaparım deyince, içim sıkıldı. Hasan, her zamanki beyaz gömleğiyle mangal başına koşturdu, bense kendimi masada sıkışmış buldum.
Kızlar havuza çağırdı, içimden Ne işim var burada böyle tiplerin arasında? dedim. Mehmet, Boşver Zehra, ne var bunda; Simge sana düşman değil ki! dedi. Bunu deyince elimden bir anda kontrol çıktı:
Simge bana cilt bakımı satmaya çalışıyor, Ece ise Hasana kesilmekten bahsediyor! dedim. Bence siz bu halde devam edin, ben çekileyim.
Koşarak Hasanın yanına gittim:
Hasan, eve dönmek istiyorum, dedim.
Keyfini çıkar Zehra, bak ne güzel ortam.
Sana güzel olabilir, ama benim için hiç öyle değil! Özlem varken ne güzeldi, şimdi burası baştan aşağı tuhaf, dedim.
Hasan umursamaz şekilde, Sen git, keyfini çıkar, ben kalırım diyerek arkasını döndü.
Yeter artık dedim kendi kendime. Aldım çantamı, köyün minik otobüs durağına yürüdüm. Yolda Özlemi aradım, dertleşmek istedim.
Ne yapacaksın Zehra? Ne işin var bende, Senden de kocandan da bıktım! diye açtı Özlem.
Ağlamaya başladı. Hasanın, Mehmeti bu yeni sarışınla tanıştırdığını, ardından burada olanları, en çok da içindeki kırgınlığı anlattı. İkimizin de haberi yoktu olan bitenden ama, Özlemin kalbi kırılmıştı. Birbirimizi teselli ettik, eski dostluğumuz için içtenlikle sarıldık telefonda.
***
Dönüp annemin evine, İstanbulun kenarındaki mahallemize geçtim hemen. Oğullarım Ali ve Kerem, yine babaannelerinin bahçesinde top oynuyorlardı.
Annem, Sevgi Hanım, beni karşısında görünce telaşlandı:
Kızım, bir şey mi oldu, neden geldin?
Sıkıldım her şeyden. Biraz size, çocuklarla kafa dağıtayım dedim. Hem yaz bitti bitecek, bir tatil bile yapmadık, dedim.
Hasanın işi yoğun, ama sen daha rahatsın kızım…
İşte, her şeyi onun programına göre ayarlamaktan bıktım. O kendine göre takılıyor, ben de çocuklarla bari tatile gideyim, dedim.
Annem çay koydu, olup biteni anlattım ona. O da beni teselli etti; Kızım, olaylara hemen büyük kararlarla karşılık verme. Çocuklar için sabırlı ol dedi.
Çocuklar odaya girdiğinde onları sıkı sıkı kucakladım:
Eve mi döneceğiz şimdi, anne? dediler.
Tatilden sonra evimize döneceğiz. Önce tatile, teyzemize Antalyaya, dedim. Onlar da mutluluktan havalara uçtu. Belki de bu olay, aramızdaki bütün pası temizleyecek.
***
Deniz kenarında geçirdiğimiz bir hafta, bana çok iyi geldi. Döndüğümde Hasanın huzursuz olduğu belliydi. Evde bir bardak çay demlememiş, buz gibi bir hava vardı. Oda dolabımda hiçbir şey kalmamış; belli ki ortalığı toplamış, kavga çıkacak hazırlıkta.
Konuşmayacak mısın benimle? dedi arkamda, sertçe.
Ne hakkında? dedim umursamazca.
O da birikmişti. Bütün öfkesini bir anda boşalttı:
Evi satmamız lazım, biz tatil için mi para biriktirdik sence?
Bahsettiğimiz para, benim evimden geliyordu. Sen sadece beş bin lira koydun, bense elli bin Ben evimi kiraya verdim. Senin kararın olmadan, dediğim gibi yapsam da olurdu zaten, dedim.
Hasanın suratı kireç gibi oldu. O kadar alışmış ki kendi sözünün geçmesine… Biz evliyiz, ev de para da ortak diye bağırdı. Ben ise ilk defa sesimi yükseltip kendi sınırlarımı çizdim. Kendi evimi ben satacağım, seni ilgilendirmez. Boşanırsak, haklarımızı zaten bölüm bölüm ayırırız. Tıpkı kanunda yazdığı gibi dedim.
Çıldırdı.
Boşanmak mı? Ne demek boşanmak? Çocuklar ne olacak? Herkesin önünde rezil oluruz!
Senin başka maceraların normal, kadın kendi hayatını düşününce, sıradan mı? Ben de hayatımda yenilik istiyorum!
O andan itibaren, kararımı verdim. Annemin yanında kaldık çocuklarla, Hasan evde yalnızlığa mahkum oldu.
Evde birlikte yaşarken, kendi dünyamı yeniden kurmaya çalıştım. Artık yemek yapmadım, çocuklarımı anneme yolladım, Hasan ise hazır yemek ve iş yerinin kantininde takıldı, ne var ki, bu yaşam ona göre fazla pahalıydı. Birkaç gün bozuldu, sonra annesine sığındı; bana ve çevremize Zehra tatile gitti, aileye ayıp etti diye laf yetiştirdi.
Giderek, artık evdeyken bana bir yandan gülmemek için kendini zor tutuyor, bir yandan huzursuz oluyorum. O arada, Hasan iyice yalnızlaşıp eski tanıdıklarla iletişime geçti; özellikle o Eceyle Ama Ece, Hasanın ilgisine karşı kayıtsız kaldı:
Bir kere gezdik, bu kadar yeter, dedi Ece ona. Üstelik, Hasan iki hafta boyunca bir demet çiçek bile göndermemişti kıza O sabah aradı:
Ece, bir gün tekrar buluşsak? Bak, koltuk altları bile uzadı, berberlik teklifin hala geçerli mi? diye sormuş Hasan. Ama Ece, Sen zaten komşu teyzede tıraş olmuyor muydun? diyerek onu güzelce reddetmiş.
Ve işte, yaz biterken yeni bir sayfa açılıyor. Hasan için de, benim için de. Ben artık kendi yolumu seçiyorum; annemin, çocuklarımın ve kendi huzurumun peşindeyim.
Son!




