Teyze Ziyarete Geldi, Eşim Ağlıyor
Bir gece yarısı, evin kapı ziliyle uykum bölündü. Yanımda yatan eşim de hafifçe doğruldu. Omzuna nazikçe dokundum:
Canım, yatmaya devam et, ben bakarım kapıya, dedim. Sessizce kapıya yöneldim ve kısık sesle sordum:
Kim acaba, bu saatte?
Kapıyı açtığımda, kapının önünde kocaman bir valizle teyze mi buldum. Arkasında ise eşi, amcam, huzursuzca yerinde duruyordu.
Canım yeğenim! diye bağırdı teyzem. Beni görünce sevinmedin mi? Gel, teyzene bir sarıl bakalım, diyerek kolumdan tuttu, sanki beni boğacak gibi sarıldı.
Evin huzuru gitti artık! diye için için hayıflanarak valizleri taşımaya başladım.
Gecenin geri kalanı tam bir karmaşayla geçti. Teyzem, kanepede uyumayı asla kabul etmedi, çok rahatsız dedi. Sonra bana dönüp, belki de seni uyutmak lazım deyince neredeyse gülecektim.
Eşim ise başından beri şaşkınlık içindeydi. Teyzem daha bir saat olmadan evi altüst etmişti. Sonunda herkes yatmak zorunda kaldı. Teyzemle amcam yatakta yattılar, ben ve eşim ise kanepede sabahladık.
Sence ne kadar kalacaklar burada, dedi eşim sabah kahvaltısını önüme koyarken.
Bilmiyorum. İşten gelince sorarım, dedim.
Eşim, yataktan gelen horlama sesine sinirle kulak kesilmişti, sonra dedi ki:
Ali, ben onlardan korkuyorum; bugün biraz erken gelsen olmaz mı?
Denerim, dedim ve evi terk ettim.
İşten döndüğümde şık bir masa beni bekliyordu.
Gel bakayım, yeğenim, bugün aile buluşmamızı kutlayacağız, diye seslendi teyzem mutfaktan.
Eşim ise kulağıma usulca fısıldadı:
İyi ki geldin, çok sevindim!
Hep birlikte sofraya oturduk:
Teyze, ne zamandır buradasınız? diye sordum.
Yani bizi göndermek mi istiyorsun, diye çıkıştı teyzem. Bak, galiba buraya gelmemizden hoşlanmadınız, diye amcama mırıldandı.
Teyzeciğim, ne diyorsun sen? İstediğiniz kadar kalabilirsiniz dedim kafam karışık bir halde.
Ali, biz burada kalacağız. Zaten evimizi sattık, başka ailemiz de yok. Beni kapı dışarı etmezsin herhalde, değil mi canım? Kalan ömrümüzde bu kadarını da yaparsın herhalde? Teyzem gözyaşlarını abartılıca sildi.
Ağzım açık kaldı şaşkınlıktan, eşimse gözyaşlarına boğulup odadan çıktı.
Odadaki havada kasvetli bir sessizlik yayıldı. Amcam ise tabağındaki salatayı sakin sakin yemeye devam ediyordu.
Hadi konuşsana diye çıkıştı teyzem amcama. Senden başka bir şey beklenmez zaten. Ben konuşurum, o hep bana katılır. Ne biçim adamsın sen! diye bana döndü. Sen memnun musun, yeğenim?
Ne zaman gitmek isterseniz size kapımız açık, dedim. Tam o anda eşimin kapı önünde hıçkıra hıçkıra ağladığını duydum.
İsteksizce tabağımı aldım. Teyzemle amcam masada öyle hararetli yemek yediler ki, çatal-bıçak sesleri kulaklarımı tırmaladı.
Teyzem son lokmayı da yiyip geriye yaslandı:
Doydum valla. Ali, şaka yaptım yeğenim. Buraya hastanedeki bir kontrolden dolayı geldik, üç güncük kalacağız. Bu arada imtihandan geçtin; baya korktun ama yüzüne bile yansıtmadın. Ailene sahip çıktın. Ben vefat edince evim sana kalacak, kendi çocuğumuz yok. Tek mirasçım sensin, dedi.
Bir anda üzerimden kara bulutlar kalktı, içtenlikle gülümseyerek dedim ki:
Teyzem, Allah sana yüz yıl ömür versin. O birkaç gün boyunca, eşim sürekli ağlayan bir kıza dönüştü; teyzemi asla memnun edemiyordu: çorba beğenilmiyordu, köfte sert geliyordu, çamaşırı yanlış yıkamıştı, yerleri iyi temizlemiyordu.
Veda zamanı gelip çattığında, teyzem kulağıma eğilip fısıldadı:
Böyle ağlak bir kızla mı evlendin sen? Yoksa hamile mi? Sürekli ağlıyor!
Ardından kapı kapanınca eşim sevincinden adeta dans etti:
Umarım bir daha gelmezler, dedi umut dolu bir sesle.
Hiç bilmiyorum, dedim, bence teyzem burayı çok sevdi!
Artık tahammülüm kalmadı! diye inledi eşim.
Kapı zili tekrar çaldı.
Yok artık, yine mi? diye zıpladım. Aa, sadece çalar saatinmiş! dedim, yeni bir günün güzelliğine gülerek.




