40 Yaşındayım ve İki Defa Evliliğe Çok Yaklaştım: Sevmediğimden Değil, Her İkisinde de Evliliğin Bir Parçamı Kaybetmek Olacağını Fark Ettim

Kırk yaşına gelmişim; ve iki kez evliliğin eşiğinden döndüm. Sevmediğimden değil, elbette; ama ikisinde de, evlenmenin biraz da kendimden vazgeçmek olduğunu fark ettim. Biraz kaybolacağımı hissettim.
Uluslararası hukuk alanında avukatlık yapıyordum; hayatım hep havaalanlarında, otellerde, toplantı odalarında geçti. Müvekkillerim farklı ülkelerdeydi; İstanbuldan Berline, Londradan Dubaiye uçup duruyordum. Bu noktaya gelmem için yıllarımı verdim; günde on dört saat çalıştım, seyahat ederken ders çalıştım, bekleme salonlarında uyudum, tatillerimi iptal ettim. Varlıklı bir ailenin kızı değildim; sahip olduğum her şeyi, kendi tırnaklarımla kazıyarak elde ettim.
İlk nişanlımı, otuz dört yaşımda tanıdım. Adı Cemildi, ünlü bir cerrahtı; Ankarada yerleşmiş, kendi muayenehanesi olan biri. Her şey çok heyecanlı başladı: uzun gece sohbetleri, hafta sonu kaçamakları, İstanbulda her ay buluşma planları… Sekiz ay sonra, şık bir restoranda bana evlenme teklif etti. Herkesin önünde yüzüğü çıkardı. “Evet,” dedim, ağladım, sarıldım, o akşam annemi aradım. Sonra, gerçek hayat başladı. Cemil hep şunu söyledi: “Buraya taşınınca…”, “Uçmayı bırakınca…”, “Daha sakin bir iş bulunca…”. Hiç sormadı, ben gerçekten taşınmak ister miyim diye… Her şeyi, benim onun hayatına uymam gerektiğini varsayarak söyledi.
Bir akşam, onun Ankaradaki dairesinde, o hastane programını kontrol ederken; ben kanepede, uçuşlarla dolu ajandamı seyrediyordum. O an anladım: evlenirsem, doktorun eşi olurdum. Oysa, ben kendi hayatını kurmuş bir kadındım. İki ay sonra yüzüğü geri verdim. İkimiz de ağladık. Acıydı, ama hiç pişman değilim.
İkinci nişanlım farklıydı. Otuz yedi yaşımdaydım; Sabiha Gökçen Havalimanında tanıştık. Adı Erdemdi, ticari pilottu. Geciken bir uçuş üzerine başlayan sohbetimiz, başka bir şehirde akşam yemeğiyle bitti. Hem özenliydi, hem eğlenceliydi; benim gibi hep yolculuk halindeydi. Bir yıl sonra bana evlenme teklif etti; bu sefer lüks restoranda değil, uzun bir uçuş sonrası bir otel odasında. Çünkü ilk defa, birinin hayat temposunu gerçekten anladığını hissettim.
Ama zamanla tuhaf şeyler başladı. Ruh hali değişti, telefonları sessize aldı, mesajları sildi, uçuş bahaneleri sıraladı ki; kamuya açık programıyla örtüşmüyordu. Bir gün, bir kadın bana bilinmeyen numaradan yazdı. Pek bir şey söylemedi; sadece yakın biri olduğunu belli eden birkaç detay verdi. Hukuki bir delilim yoktu, fotoğrafım yoktu; ama eksik parçaları birleştirmeye başladım: ortadan kayboluğu, küçük yalanları, kaçamak cevapları…
Bir akşam, İstanbuldaki evimde, ona doğrudan sordum. Her şeyi inkâr etti. Gözlerime bakıp, bana hayal kurduğumu söyledi. O gece karar verdim, nişanı sessizce sonlandırdım. Hiç bir sahne ya da kavga çıkarmadım. Ona, artık güvenmediğim birine eş olamayacağımı söyledim.
Şimdi kırk yaşındayım. Biliyorum, artık çocuk için en kolay dönemde değilim. Ama panik içinde değilim. Kariyerim var, tempom var, yolculuklarım var, evim var, akşamlarımın huzurlu sessizliği var. İçimde hiçbir boşluk yok, eksik hissetmiyorum.
Bazen soruyorlar bana: “Hiç pişman oldun mu, evlenmediğin için?” Hep aynı cevabı veriyorum: Taviz veya ihanetten dolayı evlenmiş olsaydım, pişman olurdum.
Gelecekte ne olur bilmiyorum. Ama içim rahat, gönlüm huzurlu.

Rate article
Lifequest
40 Yaşındayım ve İki Defa Evliliğe Çok Yaklaştım: Sevmediğimden Değil, Her İkisinde de Evliliğin Bir Parçamı Kaybetmek Olacağını Fark Ettim