— Baba, götürme ne olur! — diye hıçkırdı küçük kızları, yedi yaşındaki Katya, gözleri yaşlarla kızar…

Baba, ne olur götürme! diye hıçkırdı yedi yaşındaki küçük kızları, Elif, gözleri ağlamaktan kızarmıştı. Dumanı veremezsin, o bizim!

Senin Dumanın, baba sertçe direksiyonu kırdı, her yere pisliyor. Her yere! Koridorda, sobanın yanında, dün de ayakkabının içine bıraktı. Kumuna gitmek istemiyor ki! Ne yapmamı bekliyorsun?

Ama baba

Sus artık! diye patladı babası.

Hakan Bey, eski beyaz Şahininin motorunu çalıştırdı. Arka koltukta, dar bir karton kutunun içinde ince bir miyavlama duyuluyordu; Duman korkmuştu.

Baba, götürme! diye bir daha seslendi Elif, gözyaşları yanağından süzülüyordu. O bizim kedimiz!

Kedin her yere pisliyor. Artık yetti! Elif, anlamıyor musun? dedi babası sinirli sinirli.

Elif, evin kapısının yanında, parmaklarıyla demir parmaklıklara sıkıca tutunmuş, yerde sekerek giden yaşlı, pas lekeli Şahinin köy virajında kayboluşunu izledi.

Sonbahar, deli gibi yağmur ve gri gökyüzü ile köyü sarıp sarmalamıştı. Soğuk rüzgar, Elifin saç örgülerini savuruyor, basma elbisesinin eteğini çekiştiriyordu.

Elif, kızım, hadi eve geç, üşüyeceksin! diye bağırdı annesi Meryem Hanım pencereden. Ne öyle dikilip kalmışsın?

Kız hiç hareket etmiyordu. Gözlerinden tuzlu, yakıcı yaşlar süzülüyordu.

Duman Şimdi nerede? Akşamları Elifin dizine kıvrılır, sobanın yanında mırlardı. Artık yanında değildi işte.

Evde lahana yemeği ve maya kokusu vardı; anneleri poğaça yoğuruyordu. Büyük çocuklar Ömer (on üç yaşında), Zeynep (on bir), Emir (dokuz) masada ödevlerle uğraşıyor gibi yapıyordu.

Ömer surat asıp defterine rastgele satırlar çiziyor, ne yazdığını bile görmüyordu. Zeynep kitabının arkasına saklanmış, ama kızarmış gözleri her şeyi anlatıyordu. Emir normalde en yaramazlarıydı, sessizce kurşun kalemini kemiriyordu.

Her zaman aynı şey! dedi ani bir öfkeyle Ömer, kalemi masaya fırlatarak. Baba ne derse o! Kimseye sormuyor!

Sessiz ol, dedi Meryem Hanım, elleri hamur içinde. Babanız doğrusunu bilir. Zaten üç kedimiz daha var. Pamukla Paşa kumuna gidiyor. Bu Duman işte sizin kediniz

Ama o alışırdı, dedi Zeynep, hüngür hüngür. Biz öğretebilirdik ona!

Öğretecek misiniz? dedi anne gülümseyerek. Kim yapacak bunu, ben mi? Zaten işim gücüm başımdan aşkın; inekler, tavuklar, bahçe, sizler Bir de kraliçe gibi kediyle uğraşamam.

Biz öğretirdik, atıldı Zeynep.

Geç kaldınız artık, dedi Meryem Hanım.

Elif yavaşça içeri girip pencere kenarına oturdu. Yağmurun camı dövüşünü izledi, köy kasvetliydi; kararmış bahçeler, gri evler.

Anne Duman geri gelir mi? diye mırıldandı.

Meryem Hanım derin bir iç geçirdi:

Bilmiyorum kızım. Bilmiyorum

Yarım saat sonra Hakan Bey döndü. Islak montunu askıya astı, mutfağa geçti, çocukların yüzüne bile bakmadı.

Ne oldu? diye sordu karısı.

Götürdüm. Komşu köye bıraktım. Ali Amcanın evine. Emanet ettim, bakacaklar dediler.

Uzak mıymış köy? dedi Emir.

Beş kilometre var ya da daha fazla, diye homurdandı baba.

O asla gelmeyecek, fısıldadı Zeynep.

Gerek de yok, dedi babası soğukça. Hadi, çay koy anne, donmuşum.

Anne masaya sıcak çay ve makarna koydu. Hakan Bey sinirle makarnayı yerken, çocuklar tabağa bakıp bir lokma almıyor, sanki önlerinde yutulmaz bir şey varmış gibi bakıyorlardı.

Gece, herkes odalarına çekildiğinde, Elif yatakta döndü durdu. Zeyneple geniş karyolada yan yana yatıyorlardı, yağmurun sesi, rüzgarın gıcırtısı, uzakta havlayan bir köpek duyuluyordu.

Zeynep, uyudun mu? dedi sessizce.

Hayır

Duman mutlaka geri dönecek. Eminim. Evi bulacak.

Saçmalama Elif. Nasıl bulacak yolu? Baba çok uzağa götürdü. O kadar küçük bir kedi, beş kilometre başka bir şehir gibi.

Ama o akıllı! Yine de bulur bizi!

Zeynep cevap vermeden duvara döndü. Elif ise gözleri açık, babaannesinin öğrettiği gibi fısıldayarak dua etti: Allahım, Dumana yolunu göster, evini bulsun, ne olur…

Bu sırada Duman, komşu köyde Ali Amcanın evinde, sobanın altına kıvrılmıştı. İyi yürekli ev sahipleri ona süt ve yiyecek verseler de, Duman ne mırlıyor ne de kucağa geliyor, olduğunca köşesinde kalıyordu.

Kendi evi, çocuklar, Elif, Zeynep, Emir, Ömer; Meryem Hanımın gizlice verdiği sucuk kokusu, alıştığı bahçesinin toprak ve süt kokuları Hepsi burada yoktu.

Her şey yabancıydı. Kocaman bir gri kedi, Dumanı yemek kabına bile yaklaştırmıyor, hırlıyordu.

Duman sabaha kadar bekledi. Bahçe kapısı açılınca hemen fırladı.

Ayy, nereye gidiyorsun? diye bağırdı evin hanımı, ama Duman çoktan tarladan, çitin ötesinden yol kenarına ulaşmıştı.

Yağmur hız kesmeden devam ediyordu. Rüzgarda tüyleri yapış yapış, patileri çamurdan kaygan, pençeleri acıyordu.

Nereye gideceğini bilmiyordu. Ama yüreğinde sanki yakıcı bir anı yanıyordu: Devam et Vazgeçme

Bir gün boyunca ıslak bir saman yığınının içine sığındı. Soğuktan titredi, karnı acıktı. Bir fareyi yakalamaya çalıştı, olmadı. Sonra yağmur suyundan kana kana içti.

İkinci gün yola ulaştı. Çukurlarla dolu, kenarında seyrek arabalar geçen bir asfalt yol. Duman sürünerek yürüdü, sık sık düştü kalktı.

Geceyi terk edilmiş bir kulübede geçirdi. Orada bir fare yakalayabildi, onu doymadan yuttu.

Üçüncü gün yılın ilk karlı günüydü. Islak ve yapışkandı. Dumanın patileri açıkça yara olmuştu. Ama yürümeye devam etti.

Çünkü ileride, çok uzakta, ev vardı. Orada çocuklar, sıcak bir köşe, Meryem Hanım vardı; kızsa da, gizlice severdi onu.

Dördüncü gün tanıdık kavak ağaçları çıktı karşısına. Dumanın kalbi hızlandı. Koşmaya başladı, çünkü burası yazın mantar topladıkları, Elifin papatyalardan taç yaptığı yerdi.

Beşinci gün buz gibi bir dereyi geçti. Islak ve titrek bir halde diğer kıyıya ulaştı.

Altıncı gün öksürük başladı, burnu aktı, nefes alışları boğuklaştı. Ama yoluna devam etti.

Ve nihayet yedinci gün, sabahın erken saatlerinde, Duman eski evinin kapısına ulaştı. Miyavladı, ince ve güçsüz bir sesle. Kimse duymadı ilkin, sonra bir daha, bu kez daha yüksek sesle miyavladı.

Kapı açıldı, Elif gecelikle, çıplak ayakla kapıya koştu.

Dumaaan! diye bağırdı sevinçten, kapıyı ardına kadar açıp kediyi kucakladı. Anne, baba! Herkes bakın, Duman geri geldi!

Diğer çocuklar da kapıya koştu. Meryem Hanım, ellerini önlüğüne silip yaklaştı, kediye dikkatle baktı.

Ya Rabbi Ne kadar bitkin, burnu da akıyor Üşütmüş galiba, diyerek endişelendi.

Anne, tedavi edelim! dedi Zeynep.

Tedavi mi? Meryem Hanım hafifçe gülümsedi. Kim veterinere kedi götürür ki? Veteriner ineklere, koyunlara bakar; kediler kendi başlarının çaresine bakar kızım.

Annnee nolur!

Tamam, tamam. Ona sıcak süt verin, bir de eski bir bezle güzelce kurulayın. Zamanla bakarız.

Hakan Bey kapıda belirdi, Dumanı Elifin kollarında gördü.

Demek yolu buldu, ha dedi düşük sesle.

Baba, tam beş kilometre yürümüş! Küçücük bir kedi için… Anlayabiliyor musun? dedi Ömer heyecanla.

Baba cevap vermedi, arkasını dönüp içeri yürüdü.

Duman tekrar sıcak eve alındı, sobanın yanına yatması için bir yere bırakıldı. Elif ona taze süt getirdi. Duman iştahla sütü içerken, Zeynep eski bir havluyla nazikçe tüylerini sildi.

Patileri kan içinde, dedi Zeynep kısık sesle. Anne bak…

Meryem Hanım oturup dikkatle baktı.

Ah canım benim, ne hallere düşmüşsün Emir, koş iyot getir, Zeynep de gazlı bez bulsun. Saracağız.

Peki ya burnu? dedi Elif endişeyle.

Burnuna papatya çayı damlatırız. Yaşlı Hatice Teyzeden sorarım, bu işlerden iyi anlar. Biraz ısı ve yemekle düzelir inşallah.

Bundan sonra çocuklar, Dumanla bir bebek gibi ilgilendiler. Elif başından ayrılmadı, usulca okşadı. Zeynep tavuk suyu yaptı. Emir, sobanın önüne eski bir battaniye serdi. Ömer ise eline çekiç alıp, bir şeyler çakmaya başladı.

Ne yapıyorsun? dedi Zeynep.

Kedi kumu kutusu Artık doğru düzgün eğitim vereceğim ona, diye mırıldandı Ömer.

Başaracak mıyız sence?

Öğrenecek, birlikte başaracağız.

Duman neredeyse bir hafta hastaydı. Hapşırdı, burnu aktı, gözlerinden yaş geldi. Ama çocuklar pes etmedi; papatya çayı damlattılar, sıcak süt verdi, battaniyeye sardılar.

Zamanla iyileşti. Burnu kurudu, gözleri tekrar parlak oldu, tüyleri eski haline geldi.

Ondan sonra tuvalet eğitimi başladı. Kum kutusuna alışana kadar sabırlı davrandılar. Her denemede Duman oraya bırakıldı. Bir süre sonra, Duman bir sabah kendi başına kum kutusunu buldu.

Başardı! diye bağırdı Elif. Anne, baba! Duman kendi gidiyor artık!

Meryem Hanım uzun zamandır ilk kez tebessüm etti.

Bak hele Demek oluyormuş. Kim derdi ki!

Hakan Bey mutfakta gazeteye gömülmüştü. Kafasını kaldırıp göz ucuyla Dumana baktı, ona yakışık alır bir bakış attı.

Vay be Ne inatçıymışsın sen Kaç kilometre yürüdün, yine de geldin, dedi.

Baba, bir daha göndermeyeceksin değil mi? dedi Elif tedirgince.

Baba uzun uzun susup düşündü, sonra:

Hayır. Kendi yolunu bulup dönen kedi burada kalmalı. Yeri burası, bizle.

Elif sevinçle babasına sarıldı, sanki bir daha ayrılmak istemiyordu.

Teşekkür ederim baba!

Hadi bakalım, dedi baba yumuşakça; bakışlarında sertlik kalmamıştı.

Duman uzun yıllar o evde yaşadı. Hiçbir zaman dışarıya pislemedi, her zaman kumuna gitti, sobanın yanında ısındı, tıpkı Pamuk ve Paşa gibi fare yakaladı.

Bazen Hakan Bey Dumana bakıp başını sallardı.

Gerçekten yaman bir kedi, derdi. Neresi evi biliyor… Onu yolundan edemezsin.

Çocuklar da her seferinde aynı fikirdeydi. Çünkü Duman, evi neredeyse oraya döndü. Onu bekleyenlerin olduğu yere… Soğuk, yağmur, açlık dinlemeden geri geldi.

Çünkü biliyordu: Nereye umut ve sevgiyle bekleniyorsan, orası evindir. Ve işte hayat, tam da orada devam eder.

Rate article
Lifequest
— Baba, götürme ne olur! — diye hıçkırdı küçük kızları, yedi yaşındaki Katya, gözleri yaşlarla kızar…