Hanımefendi, siz anlamıyorsunuz… Bu köpek gerçekten problemli. Vahşi ve sürekli insanlara havlıyor…

Bugün günlüğüme yazmak istiyorum, çünkü yaşadığım anı başka türlü anlatmak mümkün değil. Uzun zamandır bir köpek sahibi olmayı hayal ediyordum; ama bu isteğim oyun oynamak ya da sahilde dolaşmak için bir arkadaş aramaktan çok daha derindeydi. Yanımda duracak, hayatı benimle paylaşacak bir dost istedim.

Annemle birlikte İstanbulda bir hayvan barınağına gitmeye karar verdik. Tekerlekli sandalyemin tekerlekleri koridorda hafifçe ses çıkarıyordu, içeri girdiğimizde ortam köpeklerin havlamalarıyla dolup taşıyordu. Kafeslerin ardında, bazı köpekler kuyruk sallayarak sevinçle sesleniyor, bazıları ise telleri aşmak istercesine havlıyordu. Hepsinin yanında durup uzun uzun baktım, ama kalbim hiçbiri için hızlanmadı. Sanki beni bekleyen köpek orada değildi.

Artık boşuna geldiğimizi düşünmeye başlamıştım ki, bir köşedeki gölgeye gözüm takıldı. Orada, kafesin gerisinde, bir Alman kurdu uzanıyordu. Diğer köpekler gibi heyecanla havlamıyor, hatta kimseye bile bakmıyordu. Sadece güçlü vücudunu soğukkanlı bir sakinlikle taşırken, gözlerinde sanki derin bir hüzün vardı.

“Ben bunu istiyorum,” dedim bir anda, içimden gelen bir cesaretle.

Barınak çalışanı şaşkınlıkla bana döndü.

“Bakın hanımefendi,” dedi endişeyle, “bu köpek gerçekten çok problemli. Kimseyle anlaşamıyor, herkese havlıyor. Açıkçası, neredeyse uyutulmasına karar verecektik.”

Gülümseyerek başımı salladım. “Sorun değil,” dedim, sandalyemi göstererek, “hepimizin dünyasında biraz zorluklar var. Onunla bizzat tanışmak istiyorum. Bir bakışındaki o anlamı görüyor musunuz?”

Çalışan derin bir iç çekti. “Siz bilirsiniz ama dikkatli olun, kötü sonuçlanabilir,” dedi uyarı dolu bir sesle.

Kafesin kapısını açtıklarında, ortamda bir anda sessizlik oldu. Herkes merakla ve biraz da endişeyle izlemeye başladı. Alman kurdu gerilmiş bir şekilde birkaç adım uzaklıkta duruyordu. Keskin bakışları benim üzerimdeydi. Birkaç saniye geçti, sanki zaman dondu.

Sonra birden havladı, sesi barınağın duvarlarında yankılandı. Herkes nefesini tuttu. Kimi şaşkınlıkla yüzünü kapattı herkes korkuyordu.

Ama birden beklenmedik bir şey oldu. Köpek yavaşça, her adımında daha temkinli, yanıma yaklaşmaya başladı. Ona baktım, gülümsedim. Kollarımı hareket ettirmedim, korkmadım. O ise başını aşağı eğdi, nazikçe ayaklarımın yanına sokuldu ve bir an kokladıktan sonra, olduğu yere kapaklandı ve gözlerini kapattı.

Derin bir nefes aldım, elimi uzattım. Kıpırdamadı, bana izin verdi. Onu sevdim. O da sanki hayatında ilk kez huzur bulmuş gibiydi. Orada, ayaklarımın dibinde usulca uykuya daldı.

Herkes şaşkınlık içindeydi. Fısıltılar yayıldı: “Bu köpek kimseye güvenmezdi, herkesi ısırmaya çalışırdı”

Başımı eğip kısık sesle fısıldadım: “Artık sen benimsin. Bundan sonra birlikteyiz.”

O gün eve yanımda ‘vahşi’ olarak bilinen Alman kurduyla döndüm. İnsanların korktuğu, kimsenin yaklaşmaya cesaret edemediği köpekle.

Belki de bazen en uyumsuz, en kırık ruhlar birbirini bulur. İşte o gün böyle bir dostluk başladı.

Siz de düşüncelerinizi ve hislerinizi yorumlarda paylaşın, sayfamı takip edin ki hikayemi kaçırmayın.

Rate article
Lifequest
Hanımefendi, siz anlamıyorsunuz… Bu köpek gerçekten problemli. Vahşi ve sürekli insanlara havlıyor…