AŞK TÜKENMEZ
Bir zamanlar Turgut, büyük bir aşkla ve gönül rızasıyla evlenmişti. Ancak zamanla, evliliklerindeki o derin sevgi önce küçücük bir sızıntı, sonrasında ise bir dere gibi birikerek uzaklaştı ailelerinden. Kızları doğduğunda bile o sevgi ırmağı durmadı, aksine daha da büyüdü, kocaman bir nehre dönüştü. Turgutun aşkı ise artık kısa süreli maceralarda, geçici heveslerde, sıkça yaşadığı çabuk tükenen sevdalarda dağılmaya başladı.
Turgut, hayatını sadece eşine adamayı ne istedi ne de buna gücü yetti. Kadınları kendine has karizması, cesur yaklaşımı ve Allah bilir daha ne marifetleriyle hemen tavlıyordu
Turgut, o bitmek bilmeyen sevgisini herkese sunuyordu. Zayıfına, tombuluşuna; sarışınına, esmerine; neşelisine, dalgın olanına; evli ya da kaderini arayana… Ve elbette, kadınlar da Turguta boş değildi.
Eşi Sevil ise hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi davranmayı beceriyordu. En azından, ondan ne suçlama ne kavga işitilirdi. Ayrıca, Turgut Sevile de ilgisiz değildi.
…Ama bir gün o taşkın aşk selini durduran bir kadın çıktı karşısına: Zeynep. Zeynep hem güzelliğiyle hem de aklıyla büyülemişti onu! Turgut, karısı hariç sadece Zeyneple tüm vakitlerini paylaşmaya başladı. Zeynepin de bir eşi vardı, arada bir ayrılıp tekrar barışıyorlardı. Turgut onun için bambaşka bir dünyaydı, temiz bir nefesti. Bu ilişki üç yıl sürdü.
Bu arada kızları Berrin büyüyordu. Lise bittikten sonra ABDye öğrenci değişim programıyla gitti. Bir daha memleketi Ankaraya dönmedi. Los Angelesta bir Amerikalı ile evlendi, üç çocuk doğurdu. Hayat koşuşturmacası arasında ailesinden yardım istedi. Eşinin de sadece babası Mustafa hayattaydı, annesi yıllar önce vefat etmişti.
Turgut ile eşi Sevil hemen uçağa atlayıp kızlarının yanına gittiler. İki yıl torunlarına baktılar. Sonra Turgut bir anda memlekete dönmeye karar verdi. Sevil neye uğradığını şaşırdı. Neden dönüyordu ki? Turgut açıklama yapmadan alelacele Türkiyeye döndü ve soluğu Zeynepin yanında aldı.
-Al işte geldim! Sensiz hayat bana yok! Yeter ki bir söz et, burada kalırım! Büyüledin beni, Zeynepçim!
-Turgut, unuttun mu? Ben evliyim hâlâ. Seni görmeme çok sevindim ama fazlası olmaz, lütfen…
Turgut, hayatının kadını tarafından reddedilmeye hazır değildi. Hem sevgilisinden hem de karısından eli boş dönerek Los Angelesa geri döndü. Fakat orada onu bekleyen bir “sürpriz” vardı.
-Turgut Bey, ben ve Mustafa ortak bir karar verdik; hayatlarımızı birleştiriyoruz. Galiba bana diyecek sözün yok? Seni ise huzurla yollarım. Torunlarımızı sensiz de büyütürüz. Zaten ne öğretebilirsin ki onlara? – dedi Sevil, gözlerinde galip bir parıltıyla.
-Her şeyi biliyor muydun? – dedi Turgut şaşkınlıkla.
-Nasıl bilmem? Bir bilen çıkar elbet… – diye hafifçe gülümsedi Sevil.
Böylece Turgut, Ankaradaki eski evine döndü. Yine kapıyı Zeynepin önünde buldu.
-Fikrini değiştirdin mi Zeynepciğim? Belki yeni bir hayat kurarız? – dedi umutla.
-Hayır. Sen Amerikada keyfini sürerken ben de düşünmeye mi devam edeceğim? Hem benden kaçan sendin! Bil bakalım beni kim toparladı? Kocam! Bitti artık Turgut, dedi Zeynep kararlı bir sesle.
…Evine kırgın bir adam ve yıkılmış bir aşık olarak döndü Turgut. Günlerce evinden çıkmadı, kendini odaya kapattı.
Bir gün kapısı çaldı. Karşısında genç bir kadın.
-Selam Turgut Amca! Tanımadınız mı beni? Kızınızın arkadaşıyım. Berrin nasıl, iyi mi? – dedi utangaç bir gülümsemeyle.
-İyi, iyi Sen Emine misin? Evet, hatırladım, – dedi Turgut, yüzüne bile bakmadan.
-Turgut Amca, komşuyuz, sizde tuz var mı acaba? – dedi genç kadın, biraz daha cesaret bularak.
Turgut dikkatle baktı kızının arkadaşına. Sempatikti, içten bir duruşu vardı.
-Gel otur Emine, hemen bir çay koyayım, – dedi telaşla.
-Eh Turgut Amca! Ben sizi gençliğimden beri severim. Benim için hep bir örnek oldunuz! Evlendim gittim ama siz hep meşguldünüz… Ama ben inatçıyım! Bekledim işte!
Turgut 56, Emine ise 33 yaşındaydı.
Yeni ailelerinin yakında bir misafiri olacaktıTurgut, bir an için elleriyle yüzünü ovuşturdu, odanın sessizliğinde kendi sesini duymak istercesine. Hayatının tüm kadınları birer birer gözlerinin önünden geçti; geçmişi, hataları, pişmanlıkları Ama Eminenin ışıltılı bakışlarında tuhaf bir huzur buldu. Onca karmaşadan, yürek yangınından ve tükenmeyen heveslerden sonra, gençlik heyecanıyla olmadığı kadar gerçek bir sıcaklık hissetti.
O günden sonra, Turgut ve Eminenin dostluğu gün gün büyüdü. Onlar eski Ankara evinde çay içerken, balkonda sardunyaların arasında hayatı yeniden öğrenmeye başladılar. Emine kimi zaman Turguta eski hikâyelerini anlattırdı, kimi zaman da sessizce yanında oturup onun yalnızlığını paylaştı.
Bir sabah, Turgut mutfağın eski perdesinden sızan ışıkta kendine gülümseyerek kahvaltı hazırlarken, Emine kapıdan içeri başını uzattı. Şu hayatta herkes bir yerden başlar Turgut Amca, sen de şimdi başlıyorsun. Belki aşk tükenmiyor, sadece şekil değiştiriyor, dedi gülerek.
Turgut ilk kez bunu duyduğu gibi hissetti; belki de aşk, sandığı gibi fırtınalı, coşkulu ve yoran bir şey değildi artık. Bazen insan, artık hızla çarpan bir kalp değil de, huzur veren bir gülüş isterdi yanında. Ve o anda anladı; başını Eminenin omzuna yasladı ve gülüştüler. Turgutun gönlünde ilk defa tatlı bir sükûn, ama asla tükenmeyen bir sevgi vardı.
Hayat yeni bir döngüde, yeniden başlıyordu. Aşk, hiç tükenmiyordu; sadece başka bir vadide sakince akmaya devam ediyordu.




