Bunu nasıl anlatacağımı bilmiyorum, öyle ki ucuz bir dizi gibi görünmesin; ama bu yaşadığım en arsızca olaydı. Yıllardır eşimle aynı evde yaşıyorum, fakat bu hikayenin ikinci kişisi, hep evliliğimizin gölgesinde duran kayınvalidem. Uzun süre onun sadece fazla karışan ama bunu iyi niyetle yapan bir anne olduğunu düşündüm. Meğer hiç de iyi niyet değilmiş.
Birkaç ay önce, eşim bana bir ev için belgeler imzalattı. Açıklaması şuydu: Artık kendi evimiz olacak, kira saçmalık, şimdi almazsak sonra pişman oluruz. Çok mutlu olmuştum, yıllardır bir yuvamız olsun, valizler içinde yaşamayayım diye hayal kurardım. Hiç kuşkulanmadan imzaladım; sonuçta aile kararıydı sanmıştım.
İlk tuhaflık, eşim sürekli tek başına kurumlara gitmeye başladığında oldu. Sen gelme, vakit kaybı olur, ben daha kolay hallederim, deyip döndükten sonra evrakları koridordaki dolaba koyuyordu ama hiç karıştırmamı istemiyordu. Bir şey sorarsam, uzun uzun karmaşık cümlelerle anlatıyordu; sanki çocuğum, hiçbir şey anlamam. Kendi kendime Erkekler işin kontrolünü sever, diye geçiştiriyordum.
Sonra o küçük finans oyunları başladı. Birden faturaları ödemek zorlaştı, halbuki maaşı aynıydı. Şimdilik böyle olması gerekiyor, diye ikna ediyordu; Sonra düzelir. Böyle böyle market harcamalarını, taksitleri, tamiratı, mobilyayı yüklenmeye başladım. Sonuçta bizim yuvamız, dedim ve kendimden kısmaya razı oldum. Hiçbir şey almamaya başladım kendim için ve bunun değeceğine inandım.
Ve bir gün, mutfakta temizlik yaparken, peçetelerin altında dörde katlanmış bir çıktı buldum. Elektrik faturası veya gündelik bir kağıt değildi. Mühürlü, tarihli bir belgeydi; üstünde evin sahibi kim olduğu açıkça yazıyordu. Benim adım yoktu. Onun da yoktu. Dosya kayınvalidemin adına açılmıştı.
Lavabonun yanında dikildim, satırları tekrar tekrar okudum; beynim kafa tutuyordu olana. Ben ödedim, kredi çektik, evi donattık, ama evin sahibi kayınvalidem. O anda ateş bastı, başım zonkladı. Kıskançlıktan değil, aşağılanmaktan.
Eşim eve gelince, sahne çıkarmadım. Sadece belgeyi masanın üzerine koydum ve gözlerinin içine baktım. Hiç kibarca sormadım, açıklama talep etmedim. Sadece baktım, çünkü artık kandırılmaktan bıkmıştım. O da şaşırmadı. Bu ne? demedi. Sanki ben sorun yaratıyormuşum gibi iç çekip sustu.
Ve sonra şimdiye kadar duyduğum en pervasız açıklamayı yaptı. Böylesi daha güvenli, dedi, Annem garanti oluyor. Bir gün aramızda bir şey olursa, ev bölünmesin. Gayet sakin, sanki çamaşır makinesi yerine bulaşık makinesi almışız gibi konuştu. Ben ise acizliğime içten içe güldüm. Bu bir aile yatırımı değildi. Bu, benim ödediğim, sonunda bir çanta kıyafetle çıkacağım bir tuzaktı.
En arsızca şey sadece belge değildi. Asıl arsızlık, kayınvalidemin bundan haberdar olmasıymış. Aynı akşam telefon açtı ve anlatmaya başladı; despotca, sanki ben haddini bilmezmişim gibi. Ben sadece yardımcı oluyorum, dedi, evin emin ellerde olması şart, dedi, kişisel alma, dedi. Düşünsene. Ödeyen, fedakarlık eden, susan benim; o bana emin eller anlatıyor.
Sonra, merak ettiğimden değil; artık güvenmediğim için araştırmaya başladım. Dekontlara, havalelere, tarihlere baktım. Ve daha büyük pislik çıktı. Kredi borcumuzun sadece bizim kredimiz olmadığını gördüm. Benim verdiğim paraların bir kısmı, eşimin annesinin eski borcuna da gidiyormuş. Yani aslında ben hem kendi evim olmayan bir yeri ödüyordum, hem de bir başkasının borcunu, aile ihtiyacı diye yutturularak ödüyormuşum.
O an gözümün önünde perde kalktı. Bir anda son birkaç yılın bütün sahneleri yerine oturdu. Kayınvalidem her şeye burnunu sokuyor. Eşim hep onu savunuyor. Ben hep anlamayanım. Ortak kararlar hep onlarla, ben finanse ediyorum.
En acı olanı, aslında işe yarayan biri olduğumu fark ettim. Sevilen değil, kullanışlı. Çalışkan, ödeyen, fazla soru sormayan; huzur isteyen bir kadın. Ama bu evdeki huzur, bana değil, onlaraymış.
Ağlamadım. Bağırmadım. Yatak odasına geçip kağıt kalem aldım. Ne kadar harcamışım, ne ödemişim, geriye ne kalmış. İlk kez siyah üzerinde beyaz görüyorum: Kaç yıl umut etmişim ve nasıl kolayca kullanılmışım. Paradan çok, beni saf yerine koyup yüzüme gülmelerine içerledim.
Ertesi gün, hayatımda yapmam dediğim şeyi yaptım. Kendi adıma yeni bir banka hesabı açtım, tüm gelirimi oraya geçirdim. Tüm şifrelerimi değiştirdim, erişimini kestim. Ortak sandığımız harcamalara bir kuruş vermeyi bıraktım; çünkü ortak olan tek şey benim emeğimmiş. Ve en önemlisi, belgeleri ve kanıtları toplamaya başladım artık, çünkü masala inanmıyorum.
Şimdi aynı çatıda yaşıyoruz, ama aslında yalnızım. Ne kovuyorum, ne yalvarıyorum, ne tartışıyorum. Sadece karşımda beni kumbarası seçmiş bir adamı ve kendini hayatımın sahibi sanan bir kadını izliyorum. Aklımdan şu geçiyor: Kaç kadın bunu yaşadı ve Sessiz ol, daha kötüsü olmaz, dedi.
Ama suratına gülerek seni kullanmalarından daha kötüsü var mı, bilmiyorum.
Yıllarca aile yuvası diye ödeme yaptığını, ama evrakların kayınvalidenin üstünde olduğunu ve senin sadece kullanışlı biri olduğunu öğrensen, hemen mi çıkıp giderdin, yoksa hakkını almak için savaşır mıydın?




