27 Yaşındayım ve iki yıldır evliyim; sürekli varlığım için özür dilediğim bir evde yaşıyorum ve en k…

27 yaşındaydım ve sürekli varlığım için özür dilediğim bir evde yaşıyordum. En acısı da eşimin buna normal demesiydi.
27 yaşındaydım ve iki yıldır evliydim.
Henüz çocuğumuz yoktu. Çünkü hep kendi kendime şunu söyledim: Önce gerçek bir yuva kurmamız gerekiyor. Huzur. Saygı. İçsel bir güvenlik.
Ama bizim evimizde uzun zamandır huzur yoktu.
Sebebi para değildi. İş ya da ağır bir hastalık değildi. Büyük bir felaket de yoktu.
Her şey bir kadından kaynaklanıyordu.
Eşimin annesinden.
Başta yalnızca biraz otoriter, fazla kontrolcü biri sanmıştım. Bildiğiniz, sürekli müdahale eden, her şeyi bilen annelerden biri.
Kibar olmaya çalıştım. Hürmet ettim. Her şeyi sineye çektim.
Kendi kendime, O onun annesi… Zamanla yumuşar… Beni kabul eder… Sabretmeliyim… dedim.
Ama zaman geçtikçe daha da cesaretlendi.
İlk kez beni aşağılaması ufak bir şeydi.
Güya şaka yollu söyledi.
Ah bu genç gelinler, saygıya çok önem veriyorlar.
Ben gülümsedim, ortam gerilmesin diye.
Sonra yardım bahanesiyle gelmeye başladı.
Sözde kış hazırlığı için turşu, reçel getirecek; yemek bırakacak; halimizi hatırımızı soracak…
Ama hep aynı şeyleri yapıyordu.
Evi kolaçan ediyor, kontrol ediyor, her yere dokunuyordu.
Burası neden böyle?
Kim dedi sana oraya koy diye?
Ben olsam asla öyle yapmazdım…
En acısı da bunları sadece bana söylemiyordu.
Eşimin yanında da söylüyordu.
O ise hiç sesini çıkarmıyordu.
Ya ben bir şey dersem hemen:
Abartma, annen böyle zaten.
Kendimi deli gibi hissetmeye başladım.
Sanki abartıyordum.
Sanki tüm sorun bende gibiydi.
Ardından habersiz gelişi başladı.
Kapı zili, anahtar sesi ve o içeride.
Hep aynı sözleri tekrar ediyordu:
Ben yabancı değilim. Burası evim gibi.
İlk iki sefer içime attım.
Üçüncüde gayet sakin bir şekilde rica ettim:
Lütfen önceden haber verin. Bazen yorgun oluyorum, bazen uyuyorum, bazen çalışıyorum.
Bana öyle bir baktı ki, sanki suç işlemişim.
Sana mı soracağım ne zaman oğlumun evine geleceğimi?
O gece eşim bana büyük bir tepki gösterdi.
Nasıl böyle bir şey söylersin ona?
Donakaldım.
Kötü bir şey demedim. Sadece bir sınır koydum.
Dedi ki:
Benim evimde annemi sınırlandıramazsın.
Benim evim.
Bizim değil.
Onun.
O günden sonra küçülmeye başladım.
Eve rahatça giremiyordum, telefonda zili duysam tedirgin oluyordum.
Müzik açamıyordum.
Yüksek sesle gülemiyordum.
Yemek yaparken yine mi bu yemek diyecek diye korkuyordum.
Temizlik yaparken burası kirli diyecek diye tedirgin oluyordum.
Ve en kötüsü: Sürekli özür dilemeyi alışkanlık haline getirdim.
Özür dilerim.
Bir daha olmaz.
Böyle söylemek istemedim.
Yanlış anlaşıldı.
Öyle kastetmemiştim.
27 yaşında bir kadın… Sırf yaşamış olduğu için özür diliyor.
Geçen hafta, eşim işteyken yine geldi.
Ev kıyafetlerimleydim, saçım dağınıktı ve hafif grip olmuştum.
Kapıyı açtı ve hiç zili çalmadan içeri girdi.
Şu haline bak… dedi. Oğlum bunu mu hak ediyor?
Cevap vermedim.
Mutfağa girdi, buzdolabını açtı.
Burada düzgün bir şey yok.
Sonra dolabı açtı.
Bu fincanlar neden burada?
Başladı eşyaları taşımaya, söylenmeye, düzenlemeye.
Ben ise sadece duruyordum.
Bir ara bana döndü ve dedi ki:
Bak bunu iyi öğren. Kadın olarak yerini bileceksin. Oğlumun üzerinde değil, yanında olacaksın.
O anda içimde bir şeyin kırıldığını hissettim.
Ne ağlama ne bağırma.
Sadece bir bitiş hissi.
Eşim geldiğinde, annesi oturmuş sanki evin sahibi gibi koltukta bekliyordu.
Kısık sesle eşime dedim:
Konuşmamız lazım. Böyle devam edemez.
Yüzüme bakmadı.
Şimdi olmaz.
Tam da şimdi.
İç geçirdi.
Yine ne oldu?
Kendi evimde kendimi iyi hissetmiyorum. Habersiz geliyor, aşağılıyor, hizmetçi gibi davranıyor.
Güldü.
Hizmetçi mi? Saçmalama.
Hayır, bunlar saçma değil.
O anda annesi koltuktan:
Dayanamayacaksa aile olamaz.
Ve en kötüsü o zaman oldu.
Eşim tek kelime etmedi.
Savunmadı beni.
Yanak yanağa oturdular.
Ve eşim yalnızca şunu tekrarladı:
Dram yaratma.
Ona baktım ve ilk defa gerçekten gördüm.
O iki kadın arasında değildi.
O, hep bir taraftaydı.
Kendi konforunun yanında.
Annesine baktım, sonra ona.
Ve sadece şunu dedim:
Peki.
Ne tartıştım.
Ne ağladım.
Ne açıklama yaptım.
Sessizce kalktım, yatak odama gittim.
Elbiselerimi bir çantaya attım.
Kimliklerimi aldım.
Koridora çıkınca eşim fırladı.
Ne yapıyorsun?!
Gidiyorum.
Deli misin sen?
Hayır, uyandım.
Annesi zafer kazanmış gibi gülümsedi.
Nereye gideceksin? Dönersin nasılsa.
Sakince baktım.
Hayır. Siz yönetebileceğiniz bir ev istiyorsunuz. Ben ise nefes alabileceğim bir yuva istiyorum.
Eşim çantanın sapını tuttu.
Sırf annem yüzünden gidemezsin.
Gözlerine baktım.
Yalnız annesi yüzünden gitmiyorum.
Dondu.
Peki neden?
Senin yüzünden. Çünkü sen onu seçtin, beni yalnız bıraktın.
Çıktım.
Ve biliyor musunuz dışarıda ne hissettim?
Evet, hava soğuktu.
Ama bir hafiflik vardı üstümde.
Aylar sonra ilk kez hiç kimseye özür borcum yoktu.
Siz olsaydınız ne yapardınız? Evliliğin hatrına susup sabreder miydiniz, yoksa eşiniz sizi savunmadığında gitmeyi tercih eder miydiniz?

Rate article
Lifequest
27 Yaşındayım ve iki yıldır evliyim; sürekli varlığım için özür dilediğim bir evde yaşıyorum ve en k…