Her şey o meşhur çarşamba akşamı başlamıştı. Babam aile grubuna mesaj atmıştı: Pazar günü mutlaka toplanmamız gerekiyormuşmazeret kabul etmiyormuş.
Acilmiş.
Önemli bir konu varmış ve herkesin bulunması şartmış.
Kafamdan en kötü senaryolar geçti.
Aynı şekilde ablamla ağabeyim de öyle düşünmüş.
Hepimiz aramızda konuşup aynı yere, hep sağlık, teşhis, kara haber ihtimaline varmıştık.
Babam hiç böyle aile buluşmaları istemezdi.
Asla.
Hatta halam bile başka şehirden kalkıp geldi; belli ki o da vedalaşma gibi bir şey bekliyordu.
Herkes tedirgindi, sesimiz kısılmış, ellerimiz terli ve titrek bir halde eve vardık.
Babamı salonda, suratında ciddi bir ifadeyle görür görmez ortam sessizliğe gömüldü.
Annemki artık ondan ayrıydı ama yine de gelmiştiona kaygıyla bakıyordu.
O, klasik cümlelerle başladı:
Zaman zor…,
Hayat bambaşka oluyor…,
Bazen cesur kararlar almak gerek…
Ağır ağır, sanki birazdan hepimizi yıkacak bir haber verecekmiş gibi konuşuyordu.
Boğazım düğümlendi.
Hepimiz kötü bir felakete hazırlıklıydık.
Ve sonra şöyle dedi:
Bir süre maddi desteğe ihtiyacım var.
Donup kaldık.
Ama arkasından ekledi:
Hayat arkadaşımla bir projeye başlamak için.
İlk başta iş arkadaşıdır diye düşündük.
Ama kısa süre sonra açıkladı, hiç çekinmeden:
Sevgilimle.
Altı ay önce tanıştığı, neredeyse benimle yaşıt bir kız.
İçim buz kesti.
Ablam yutkundu.
Annem kalakaldı.
O ana kadar aklımızda dolaşan tüm hastalık ve acı senaryoları bir anda buhar oldu.
Geriye sadece hayal kırıklığı kaldı.
Babam devam etti; kızın hayalleri varmış, onu desteklemek istiyormuş, beraber küçük bir mekân açmak için paraya ihtiyaçları varmış.
Ve madem o şimdiye kadar hep yanımızda olmuş, artık bizim de onun yanında olmamızı bekliyormuş.
Büyük bir öfke hissettim.
Gerçek anlamda.
Çünkü o, hiçbir zaman bizim yanımızda olması gerektiği gibi olmadı.
Tam nafaka bile ödemedi.
Tek bir okul etkinliğine gelmedi.
Açmıyız, tokmuyuz, onu dahi sormadı.
Ama şimdişimdiyeni sevgilisinin gözünde itibar kazanabilmek için bizim cebimize el uzatıyordu.
Ağabeyim, Genç bir kadını mutlu etmek istiyorsan, daha çok çalış, dedi.
Kendi keyfini bizim paralarımızla süsleyemezsin.
Babam alındı.
Bunun keyif değil, aşk olduğunu savundu.
Ablam güldü neredeyse.
Ben ise sustum, çünkü konuşmaya başlasam daha sonra pişman olacağım laflar edebilirdim.
Babam ısrar etti, Aileden borç istiyorum, dedi, ama hiçbir şey imzalamam, güveninizi zedelemek istemem, diye de ekledi.
Sonuçta kimse kabul etmedi.
Çok sinirlendi, Nankörsünüz, destek olmak bilmiyorsunuz, işte bu yüzden aileler dağılır, diyerek ayağa kalktı.
Annem ise gayet sakin bir şekilde:
Aile, herkes görevini yerine getirmediğinde dağılır, dedi.
Babam öfkeli bir şekilde kapıyı çarpıp çıktı.
Sevgilisi bana bile WhatsApp’tan yazdı:
Aşkın ne olduğunu onu tanıyana kadar bilmiyordum.
Düşünebiliyor musunuz?
Hiç cevap vermedim.
O günden sonra babam bizimle konuşmadı.
Ağabeylerimi engelledi.
Bana ise ayrıca bir mesaj yolladı: Senden daha fazlasını beklerdim.
Doğru mu yaptım, yanlış mı, hâlâ bilmiyorum.
Ama bir şeyi biliyorum:
Eğer genç sevgilisinin önünde parlamak istiyorsa
Bunu kendi parasıyla yapsın, bizimkilerle değil.




