Ah, şu anneannem… evlenip çocuklarla aramızı bozdu!
Her zamanki gibi hafta sonu anneme gittim. Annem 78 yaşında, uzun zamandır yalnız yaşıyor.
İki gün boyunca evi temizleyip çamaşırları yıkadım. Makine yok, su yok; her şey elle. Yazın ayrıca bahçe işleri de var.
Keşke bu evi bırakıp bana gelseydin, daha kolay olurdu, bir türlü dinlenemiyorsun canım derdi bana hep annem.
Anne, benim orada işim var, kızım, torunlarım… diye iç çekerek cevap veririm.
Vedat döndü. Evin camlarındaki tahtaları söktü. Beş yıl boştu o ev, Vasfiye’nin vefatından sonra kimse taşınmadı. Dolaşıp durmuş dünyada, ömrünü burada tamamlamak istiyor. Seninle konuşmak istedi, gelir herhalde uğrar, diye haber verdi annem.
Vedat… ilkokul aşkımdı. Ona çocuksu bir sevgi beslerdim, ama o hiç ilgilenmezdi. Mezun olacağımız yıl, bir delilik yaptım, kovayı kuyuya attım ve Vedat’a koştum, Kovayı çıkar, yoksa annem fena kızacak! dedim.
Vedat soparla kuyunun başında yarım saat uğraştı, sonunda kovayı çıkardı.
Sence inanç gerçek olur mu? diye gülerek ayrıldı.
Köyde Kimin kovasını kuyudan çıkarırsan onun kısmeti olursun diye bir laf vardı.
Ama Vedat haklı çıktı, uğur tutmadı.
Şehre gitti, üniversite okudu, ülkenin dört bir yanında yaşadı. Evlenip boşandı, sonunda geri döndü.
Ben, okuldan sonra kasabadaki meslek yüksekokuluna girdim. Halen muhasebeciyim. Evlenmiştim, tek kızım Elif doğdu. Sekiz yıl önce eşim vefat etti.
Vedat akşam uğradı. Değişmiş, yaşlanmış, saçları ağarmış.
Sen hâlâ aynı güzelsin, dedi, sarıldı bana.
Artık sen de yaşlandın, ben de. Kendi yaşımızı kabul etmeliyiz, herkes gibi biz de değiştik, dedim.
Bahçede oturduk. Biraz ev yapımı vişne likörüyle karşılıklı konuştuk, sohbet ettik.
Vedat, iki kez evlendiğini anlattı. İkisiyle de iyi ayrılmış. Her iki eşine de evlerini, biriktirdiği eşyalarını bırakmış.
İlk eşinden bir oğlu var. Annesiyle Almanya’ya taşındı. Eşi savaş dönemi Sibirya’ya sürülmüş Volga Almanlarındanmış.
İkinci eşi kendi isteğiyle, genç birine aşık olup boşanmış. Vedat tutmaya çalışmamış, çocukları olmamış.
Emekli, kuzeydeki işlerinden dolayı ve zarar gördüğü işlerden erken emekli olmuş. Şimdi köyde ustalarla birlikte ev, yazlık ve bahçe yapıları inşa ederek yeni bir iş kurma planında. Talep var, biraz sermayesi de var.
Hep kendimden bahsediyorum, sen nasılsın? Duydum ki yalnız kalmışsın, diye sordu Vedat.
Ben de, hiç beklemediğim bir şekilde, bütün hikâyemi anlattım. Demek ki artık içimde birikmişti, belki likör de etkiledi.
Aslında yalnız değilim Vedat. Kocaman bir ailem var. Ama bu ailenin hizmetçisi gibiyim, başladım anlatmaya.
Kızım, okuldan mezun olur olmaz evlendi. Damat da bize taşındı. Üç odalı ev, hepimize yeter. Torunum Defne doğdu.
Ve bir şekilde ev işleri tamamen benim üstüme kaldı. Kızımın depresyonu var ve küçük bir çocukla ilgileniyor.
Rahmetli eşim (dünyanın en iyi insanıydı) bana hep yardım ederdi. Hiç bir sağlık sorunu yoktu, bir sabah uyanmadı, gitti. Çok üzüldüm ama yas tutmaya fırsat bulamadım.
Çalışıp hem evi hem evi çekip çevirdim. Masraflar arttı. Damat az maaş alıyor. Bütün gelirimi ortak harcamalarda kullanıyorum. Torun büyüyünce, kızım onu kreşe verir işe döner, bana biraz nefes aldırır diye umuyordum. Ama dört yaşındayken ikinci torunum Zeynep doğdu.
Büyüğü okula gidiyor, küçüğü beş yaşında. Kızım evde oturuyor.
Sabah damata ve çocuklara kahvaltı hazırlıyor, Defneyi okula hazırlıyorum. Zeynep evde annesiyle kalıyor. Ama nasıl annesiyle? Kendi başına oynuyor veya TVde çizgi film izliyor. Sessiz, uysal bir çocuk. Annesi öğlene kadar uyuyor.
Büyüğünü okula bırakıp işime gidiyorum. Akşam yemek hazırlıyor, torunlarla ilgileniyor, çamaşır ve temizlik işlerini de hallediyorum.
Kızımın artık biraz iş yapması gerektiğini söylemiştim. Ama faydasız, çocuklarla yoruluyor.
Damat memnun; kayınvalidesi çalışıyor, harcamalar karşılanıyor. Fazladan naylon sofra bezi de köyden geliyor.
Damat bana bahçede yardım ederdi, ama arabası yok. Benden araba parası istiyor. Birikimim olduğunu biliyorlar, ama son paramı verip sıfıra düşmek istemiyorum. Hem o kadar param araba almaya yetmez.
Çok yoruldum. Biliyorum, kendi hatam. Tembel ve pervasız bir kız yetiştirdim. Her şeyi anlıyorum ama bu döngüden nasıl çıkacağımı bilmiyorum.
Evet, hikâyen zormuş… Üzülme Elif, bir yol buluruz. Hadi eve geçelim, sabah oluyor, diyerek Vedat vedalaşıp gitti.
Pazar akşamı kendi arabasıyla beni şehre bıraktı. Taşradan getirdiğim yiyeceklerle sevindim. Vedat, çuvalları daireye taşımamda yardımcı oldu.
Gidince kızım sordu: Bu ihtiyarı nereden buldun?
Vedatın eski sınıf arkadaşım olduğunu anlattım, sebze meyveyle uğraştım.
İki hafta sonra, Vedat öğlene doğru geldi, önceden hazırladığım eşyaları taşımaya başladı. Uykulu damat ve kızım kapıdan bakıp:
Neler oluyor? Ne yapıyorsun? diye sordular.
Ben sizden ayrılıyorum, evleniyorum. Köye gidip Vedatla birlikte yaşayacağım, dedim.
Aman Allahım, yaşlılıkta iyice delirdin! Evleniyormuş! Düğünlük eski ve yerleşik gelinin hali! Bari yemek yaptın mı? Kızlar aç kalacak, diye kızım bağırdı.
Bundan sonra torunlarını kendin ve eşin besleyeceksiniz. On yıl sizin için yaşadım, artık kendim için yaşayacağım. Sevgili kızım, birazcık hareket etmen gerekecek, dedim.
İhanet ettin, torunlarımla görüşmeni yasaklıyorum, dedi Elif.
Zaten şimdilik görüşmeye niyetim yok. Zaten senede daha sık onları gördüm, diyerek ayrıldım.
Arabada ağladım tabii.
Keşke önceden haber verseydim, dedim Vedata.
Aynı şeyleri daha sert ve uzun duyardın. Kötü sözler de cabası. Kökünden kopmak lazım. Sana çok yapışmışlar, başka türlü başaramazdın, cevapladı.
Vedat’ın evinde düzen kurdum. Bana sıcak tuvalet ve duş yaptı. Su taşınıyor, depoya dolduruluyor, septik iki ayda bir çekiliyor, ama bunlar ayrıntı.
Okuldan müdür yardımcısı olarak teklif geldi, kabul ettim. Maaşı az ama daha huzurlu. Vedatın işleri iyi, yıl boyu inşaat işinde kalıyor. Düzgün ve huzurlu bir hayatımız var.
Bir ay sonra damat, hafta sonu için torunları getirdi. Defne anlattı, annesiyle babası sıkça kavga ediyormuş. Babası çorba pişiriyormuş, başka bir şey bilmiyormuş. Annesi işe başlamak istiyor ama daha karar verememiş.
Damat, küçük torunu köyde bırakmak istedi, kabul etmedim. Ben çalışıyorum, Vedat da öyle. Çocuklar anne babalarının yanında kalmalı. Gelip kalabilirler, ama bakım işini siz üstlenmelisiniz. Onları kendiniz için doğurdunuz, benim için değil, dedim.
Damat ve kızım alındılar, ama bir hafta sonra torunlar tekrar geldi.
Sadece hafta sonu kalacaklar, dedi damat, yemeklerimi özlemiş olacak.
İşte böyle.
Belki biri, bir annenin bu davranışını acımasız bulur.
Belki biri adil olduğunu düşünür.
O kadar farklı düşünce var ki…
Ah, şu bizim babaanne… Hem evlenip köyüne geri döndü, hem de çocuklarını gücendirdi! Hafta sonu ol…




