Sen aslında benim kocam değilsin, Mustafa…
Bugün yine Mustafa’nın yatağının başındaydım, ateşli alnını ıslak bezle silerken içimi kemiren bir gerçeği sonunda söylemeye karar verdim. Yıllardır içimde sakladığım bir yük, ama bir türlü cümleye dökememiştim. Mustafa, sen aslında benim kocam değilsin! Bu sözler ağzımdan çıkarken ellerim titredi, gözlerim doldu.
Mustafa gözlerini açınca şaşkınlıkla bana baktı. Beni dinle, sözümü kesme, olur mu? dedim. Yıllar geçer, belki veda bile edemeyiz, ben de günahımı itiraf edemeden göçerim. Hep içinde tuttum. Savaş sonrası köyümüze geldiğini hatırlıyor musun? O gün seni görünce donakaldım. Kucağıma atıldım. Eski kocama o kadar benziyordun ki! Ona şehit haberi gelmişti, ama sen sapasağlam karşımdaydın. Herhalde evraklarda hata oldu, kocam geri döndü dedim içimden. Sana sarıldım, fakat hemen yüzünün aslında ona benzemediğini anladım. Utanıp yüzüm kızardı, defalarca özür diledim. Yine de ahırda kalmana izin verdim.
Sabah sen ahırın kapısını tamir edecektin ya, o gün üstüne bir kalas düştü. Nasıl korktum, Bu adamı da toprağa vermek gerekecek diye. Ama baktım nefes alıyorsun. Hemen köyün doktorunu çağırdım. O da Adam güçlüymüş, pek bir şey olmamış, sadece hafif bir hafıza kaybı var dedi. O an dedim ki, Sen benim kocamsın. Çünkü savaş sonrası iki çocukla tek başıma çok zorlanıyordum. Dedim ve sen de bana inandın. Sonra kurduğum düzen vicdanıma ağır geldi, durmadan bir yük gibi taşıdım. Ama günden güne birbirimize alışıp sevince, hayatı değiştirmeye cesaret edemedim. Yalnızca şimdi, yıllar sonra, içimdekini söylüyorum. Belki senin hayatın başka türlü olurdu…
Mustafa gözlerini üzerime dikip bir süre sustu. Birden kahkaha attı. Ah Handan, ne garipsin! Neden başka bir hayat isteyeyim ki? Seni hep sevdim ben. Evet, tesadüfen köyüne uğradım, seni görünce tarifsiz bir sevgi doğdu içimde, ama nasıl yaklaşıp konuşacağımı bilemedim. Sana yardımcı olayım dedim, belki bana ısınır, kalmamı kabul edersin. O gün başıma o kalas vurunca her şey bulandı. Gözlerimi açtım; doktor başımda, sen ise telaşlı bir şekilde yanımda. O zaman doktoru kenara çekip ona hafıza kaybı uydurmasını istedim, ki burada biraz daha kalabileyim. Sen beni kocan ilan edince dünyam aydınlandı, artık hiçbir şey uydurmama gerek yoktu.
Handan hafifçe gülümsedi: Sen de, tam bir düzenbaksın! Daha önce söyleseydin ya, birlikte gülerdik.
Mustafa bıyık altından gülümsedi: Zaman hiç uygun olmadı ki… Önce büyük çocukları büyüttük, sonra üç tane daha oldu… Hep kendimize sakladık sırlarımızı ama demek ki sır denen bir şey yokmuş.
Handan derin bir nefes aldı, gülümsedi: En azından artık birbirimize her şeyi söyledik. Yoksa, cennette melekler bizim hikâyemize kahkahayla gülerdi, Mustafa. Ama ne olur, beni bırakma. Sensiz yaşamam mümkün değil.
Mustafa elini tutup ona güven verdi: Ağlama artık. Her şey iyi olacak. Yanımda durmana gerek yok, git de biraz uyu. Her şey daha iyi görünecek sabah olunca.
Yatağa gidip uzandık ama ben sabaha kadar uyuyamadım. Kır saçlı başımda hep endişeli düşünceler dolaşıp durdu, yattığım yerde döndüm durdum. Sabah güneş doğmadan gözümü açtım; yatağına baktım, ama Mustafa orada yoktu. Kalbim bir an sıkıştı. Bahçeye çıktım, Mustafa verandada oturmuş sigara içiyordu. İçim rahatladı. Demek ki bu sefer Azrail kapıyı pas geçti, daha birlikte yaşlanacağız, gıcırdayarak hayatımıza devam edeceğizMustafa başını kaldırıp beni gördü; gözlerinde yılların yorgunluğuna karışan o tanıdık ışıltı vardı. Yanına oturdum, sabah serinliği cildimizi ürpertirken ikimiz de bir süre konuşmadan sadece bahçeye baktık. Kuşlar dallara yeni konuyordu, uzaktaki dağların üstünde ince bir sis geziniyordu.
Mustafa sigarasının dumanını havaya bırakıp: Bir gün hep sorguladım, Handan, dedi. Gerçek kimliğim, gerçek hayatım, ama sanırım insan gerçekten kim olduğuna karar vermekte özgür. Biz bu hikâyede birbirimize inandık, kendi doğrumuzu aradık. Öyleyse hem senin kocanım, hem değilim. Hem Mustafayım, hem başka biri… Yalnızca olduğumuz kişiyle, yaşadığımız anların değerini bilerek devam edelim. Çünkü hayat, yan yana kahkahalar ve gözyaşlarıyla tamamlanıyor.
Ben başımı onun omzuna yasladım. Yıllara, hatalara, sırlarla geçen zamana rağmen, galiba en doğru seçim yine sensin. Sırrımızı toprağa gömsek bile, kalbime gömülmüş her şey sadece ikimize ait.
Mustafa, yanımda durduğu için minnetle elimi sıktı: Geçmişin yüküyle uğraşmak yerine, şimdiye tutunalım. Güneş bu sabah yine doğduysa, demek ki umut hep var.
O sabah biz birbirimize daha sıkı sarıldık; en çok da artık hiçbir şeyden korkmadığımızı, her şeyin yalnızca hayatımıza ait bir hikâye olduğunu bildiğimiz için.
Kuşlar ötmeye devam etti, yılların ağırlığında büyüyen sevgiyle biz de gülümseyip yeniden yürümeye başladık, bir daha asla gerçeği saklamadan. Çünkü bazen en güzel hikâyeler, bir sırrın içinden çıkan sevgidir.




