EVSİZ
Neclanın gidecek hiçbir yeri yoktu. Gerçekten hiçbir yeri Birkaç gece tren garında sabahlayabilirim, ama sonra? Birden aklına bir kurtuluş yolu geldi: Yazlık! Nasıl unuttum bunu? Gerçi Yazlık demek pek doğru değil, eski bir harabe daha doğrusu. Yine de, oraya gitmek gar yoluna düşmekten iyidir, diye düşündü Necla.
Trene binip camın soğukluğuna yaslandı ve gözlerini kapadı. Son yaşadıklarını düşündükçe ağır hatıralar onu sardı. İki yıl önce ailesini kaybetmiş, desteksiz ve yalnız kalmıştı. Okul harçlarını ödeyemediği için üniversiteyi bırakmak zorunda kalmış, iş bulup pazarda çalışmaya başlamıştı.
Zorlukların ardından Neclaya biraz şans da gülümsedi; kısa süre sonra hayatının aşkı ile tanıştı. Alper, düzgün ve iyi kalpli biriydi. İki ay içinde küçük bir düğünle evlendiler.
Her şey güzel gidecek gibi görünüyordu Ama hayat Neclaya yeni bir sınav daha hazırlamıştı. Alper, ailesinden kalan şehir merkezindeki daireyi satıp kendi işlerini kurmayı teklif etti.
Neclaya öyle güzel anlattı ki, kızın en ufak bir şüphesi kalmadı; kocasının doğru karar verdiğine, yakın zamanda maddi sorunların sona ereceğine inanıyordu. Ayaklarımızı sağlam yere bastığımızda çocuk sahibi oluruz. Anne olmayı ne kadar istiyorum! diye hayal kuruyordu Necla.
Ancak, Alperin işi beklediği gibi gitmedi. Sürekli harcanan paralar yüzünden çıkan tartışmalar ilişkilerine zarar verdi. Sonunda Alper eve başka bir kadın getirdi ve Neclaya kapıyı gösterdi.
İlk olarak polise gitmeyi düşündü ama sonra fark etti ki, suçlayacak bir şey yoktu. Evi kendi isteğiyle satmış ve parayı Alpere vermişti
***
İstasyon çıkışında Necla sessizce boş peronda yürümeye başladı. Dışarıda erken bahar vardı, yazlık sezonu henüz başlamamıştı. Üç yıldır arsa bakımsız kalmış, her yer ot bürümüştü. Sorun değil, biraz toparlarım. Her şey eskisi gibi olur, dedi kendi kendine ama içten içe biliyordu, hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
Anahtarı zahmetsizce buldu, ama ahşap kapı eğilmiş, açılmak istemiyordu. Kapıyı zorladı, ancak güç yetmedi. İyice yorulmuştu, kapının önüne oturdu ve ağlamaya başladı.
Birden bitişik arsada duman ve ses duydu. Komşuların orada olduğuna sevindi ve oraya koştu.
Teyze Rukiye! Evde misiniz? diye seslendi.
Bahçede yaşlı, sakallı bir adamı görünce şaşkınlık ve korkuyla durdu, adam küçük bir ateşte eski bir kupada su ısıtıyordu.
Siz kimsiniz? Teyze Rukiye nerede? diye sordu Necla, geri çekilerek.
Korkmayın, yavrum. Lütfen polise de gitmeyin. Burada kimseye zarar vermiyorum. Eve de girmiyorum, bahçede yaşıyorum
Yaşlı adamın sesi şaşırtıcı derecede düzgün, kibar bir baritondaydı. Yani okumuş biri olduğu hemen anlaşılıyordu.
Siz evsiz misiniz? dedi Necla merakla.
Evet, doğru tahmin ettiniz, dedi adam utanarak gözlerini kaçırdı. Siz komşu musunuz? Endişelenmeyin, sizi rahatsız etmem.
İsminiz ne?
Mehmet.
Soyadınız nedir? Necla biraz daha sordu.
Soyadım mı? dedi adam şaşırarak. Yıldırım.
Mehmet Yıldırım’ın kıyafetleri eski ama temizdi; adam da bakımlı gözüküyordu.
Kime başvuracağımı bilmiyorum diye iç çekti Necla.
Ne oldu? diye sordu adam şefkatle.
Kapı eğilmiş, açamıyorum.
İzin verirseniz bir bakayım, dedi Mehmet.
Minnettar olurum, diye samimi bir şekilde cevap verdi Necla.
Mehmet kapıyı açmak için uğraşırken Necla bankta oturmuş onu düşünüyordu: Kimim ki bu adamı küçümseyeyim? Ben de evsiz kaldım, aynı durumda sayılırız
Necla Hanım, kapınızı açtım! Mehmet Yıldırım kapıyı itti. Burada kalmayı mı düşünüyorsun?
Evet, başka nerede kalayım ki? dedi Necla şaşırarak.
Evde ısıtma var mı?
Soba olmalı dedi, ama hiçbir şeyden anlamadığını fark etti.
Peki, odun var mı? dedi adam.
Bilmiyorum, diyerek başını eğdi Necla.
Tamam, sen eve geç. Ben bir şeyler hallederim, dedi adam ve çıktı.
Necla bir saat boyunca temizlik yaptı. Ev soğuktu, nem ve hüzün vardı. Burada nasıl yaşayacağını anlamıyordu. Bir süre sonra Mehmet Yıldırım odunlarla geldi. Necla, yanında birinin olmasına beklemediği kadar sevindi.
Mehmet sobayı biraz temizledi ve yaktı. Bir saat sonra ev ısındı.
Bak, soba güzelce yandı. Biraz biraz odun ekle, geceleri söndürmen lazım. Sabaha kadar sıcaklık yeter, diye anlattı yaşlı adam.
Siz nereye gideceksiniz, komşuya mı? dedi Necla.
Evet, biraz daha komşu arsada kalacağım. Şehre dönmek istemiyorum Geçmişi hatırlamak açıkçası ağır geliyor.
Mehmet Yıldırım, bekleyin. Önce akşam yemeği yiyelim, bir çay demleyelim; sonra gidersiniz, dedi Necla kararlılıkla.
Adam itiraz etmeden montunu çıkarıp sobanın başına oturdu.
Kusura bakmayın, kişisel soruyorum Ama siz hiç evsiz gibi değilsiniz, neden dışarıda yaşıyorsunuz? Aileniz, eviniz yok mu?
Mehmet Yıldırım anlatmaya başladı: Hayatını üniversitede hocalıkla geçirmiş. Tüm gençliği işiyle ve bilimle geçmiş. Yaşlılık farkına bile varmadan sarıvermiş. Kimseyi yanında bulamayınca işler değişmiş.
Bir yıl önce yeğeni Ayşegülün ziyaretlerine sevindi. Kız amcasına, miras olarak evi bırakırsa ona bakacağını söylemişti. Adam da inanıp kabul etmiş.
Ayşegül, güvenini kazandıktan sonra, merkezi yerdeki evi satıp nefis bir yazlık almalarını önerdi. Zaten uygun fiyata güzel bir ev bulmuştu.
Mehmet Yıldırım, bahçeli bir evde yaşama hayaliyle, hiç düşünmeden kabul etti. Satıştan gelen parayı bankaya koymasını Ayşegül tavsiye etti.
Amca Mehmet, sen dışarıda bankta bekle, ben içeri girip işlerimi halledeyim. Paketi de ben alayım, kim bilir belki takip eden olur, dedi kız.
Ayşegül paketiyle içeri girdi, Mehmet dışarıda beklemeye başladı. Bir, iki, üç saat geçti Ayşegül çıkmadı. Bankaya girince başka bir çıkış olduğunu ve kimsenin olmadığını gördü.
Ona inanamadı; yakınındaki insanın bu kadar kötü davranabileceği aklına gelmedi. Ayşegülü evinde aradı, kapıyı başka biri açtı ve iki yıl önce evin satıldığını söyledi
Böyle acı bir hikaye işte dedi Mehmet Yıldırım. O günden beri dışarıdayım, hâlâ evim yok.
Ben de benzer bir durumdayım dedi Necla, başından geçenleri anlattı.
Bunların hepsi çok kötü tabii. Ama ben bir ömür yaşadım, sen ise gençsin, üniversiteni yarıda bıraktın, evini kaybettin Yine de umutsuzluğa kapılma. Her derdin bir çözümü olur. Sen gençsin, önünde uzun yıllar var, diyerek teselli etti adam.
Hadi artık, kötü şeylerden konuşmayı bırakalım. Gelin akşam yemeği yiyelim! gülümsedi Necla.
Necla yaşlı adamın nasıl iştahla makarna ve sucuk yediğini izledi, ona içten bir üzüntü duydu. Adamın ne kadar yalnız ve çaresiz olduğu belliydi.
İnsanın tamamen yalnız kalıp sokakta sürünmesi, kimseye gerekmediğini anlaması çok korkutucu, diye düşündü Necla.
Necla Hanım, ben üniversitede sana tekrar kayıt konusunda yardımcı olabilirim. Hala tanıdıklarım var. Bence burslu okuyabilirsin, dedi adam. Tabii, bu halimle eski dostların karşısına çıkamam. Rektöre bir mektup yazarım, sen de gidip görüşürsün. Konya rektörü dostumdur, yardımcı olur.
Çok teşekkür ederim, harika olur! dedi Necla heyecanla.
Yemeğe ve sohbetine teşekkür ederim, çıkayım artık. Gece oldu, diyerek kalktı adam.
Bekleyin İyi olmaz böyle, nereye gidiyorsunuz ki? dedi Necla sessizce.
Merak etme, bahçede kurduğum sıcak bir kulübe var. Yarın yine uğrarım, gülümsedi Mehmet.
Sokağa gitmeyin, lütfen. Üç geniş odam var, hangisini isterseniz orada kalın. Aslında, burada yalnız kalmaya korkuyorum. Soba da var, hiç anlamıyorum. Beni böyle zor bir anda yalnız bırakmazsınız değil mi?
Hayır, bırakmam, dedi adam kesinlikle.
***
İki yıl geçti Necla başarılı bir dönem geçirip yaz tatili için evine dönüyordu. Yazlıkta yaşamını sürdürüyordu; gerçi esasen yurtta kalıyor, tatil ve hafta sonları yazlığa geliyordu.
Merhaba! dedi Necla neşeyle ve Mehmet dedesini kucakladı.
Necla Hanım! Canım kızım! Keşke arayıp haber verseydin, istasyonda karşılayabilirdim seni. Nasıl geçti, sınavlar iyi mi? dedi adam sevinerek.
Evet! Hemen hemen hepsi çok iyi geçti! dedi Necla gururla. Bakkaldan pasta aldım, çay koy da kutlayalım!
Necla ve Mehmet Yıldırım çay içip yeni haberlerini paylaştılar.
Üzüm fidanı ektim. Şurada bir çardak yapacağım. Çok şık ve rahat olacak, dedi Mehmet.
Harika! Sen buranın sahibisin, nasıl istersen öyle yap. Ben gelip gidiyorum zaten, güldü Necla.
Adam tamamen değişmişti. Artık yalnız değildi. Bir evi ve torunu Necla vardı. Necla da tekrar hayata tutunmuştu. Mehmet Yıldırım ona gerçek bir aile olmuştu. Necla, hayatın ona bir dedeyi armağan ettiği için şansına minnettardı; zor zamanında yanında durmuş, annesini ve babasını aratmamıştı.
Hayat, bazen elimizdekileri kaybettirir, ama insanlara iyilikle yaklaşmak ve yardımlaşmak, yeni bir aile ve yeni bir umut sunabilir.
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



