EVSİZ
Elifin gidecek hiçbir yeri yoktu. Yani gerçekten hiçbir yeri… “Birkaç gece garajda kalabilirim. Peki sonra?” diye düşündü. Birden aklına kurtarıcı bir fikir geldi: “Bostan! Nasıl unuttum ki? Ama… Bostan demek belki fazla olur. Eski bir harabe. Yine de, garaja gitmektense oraya gitmek daha iyi,” diye iç geçirdi Elif.
Trene binip buz gibi camdan kafasını dayadı, gözlerini kapattı. Son zamanlarda yaşadığı ağır olaylar yine zihnine üşüştü. İki yıl önce, ailesini kaybetmiş, tek başına kalmıştı; kimsesi yoktu. Okul parasını ödeyemediği için üniversiteyi bırakıp pazarda çalışmak zorunda kalmıştı.
Tüm bu zor günlerin ardından Elife talih bir kez daha güldü ve kısa süre sonra aşkını buldu. Metin iyi ve saygılı bir adamdı. İki ay sonra sade bir nikah töreniyle evlendiler.
Her şey yolunda gitmeli gibi görünüyordu… Ama hayat, Elife yeni bir sınav daha hazırlamıştı. Metin, ona anne-babasından kalan şehir merkezindeki evi satmalarını ve kendi işlerini kurmalarını önerdi.
Metin öyle güzel anlattı ki, Elifin aklında en ufak bir şüphe kalmadı. Eşinin doğru yaptığına inandı ve yakın zamanda maddi sıkıntılardan kurtulacaklarını düşündü. “Ayaklarımızı yere bastıktan sonra çocuk da düşünürüz. Anne olmayı çok istiyorum,” diye umutlanıyordu saf bir şekilde.
Metinin işyonu beklendiği gibi gitmedi. Boşa giden paralar yüzünden çıkan kavgalarda ilişkileri hızla bozuldu. Sonunda Metin bir başka kızla eve gelip Elife kapıyı gösterdi.
Elif ilk olarak polise gitmek istedi; fakat sonra anladı ki, eşini suçlayacak bir şeyi yoktu. Evi kendi isteğiyle satmış ve parayı Metine vermişti
***
Gar istasyonuna inince Elif, boş peronda tek başına yürümeye başladı. İlkbaharın başıydı, bostan sezonu başlamamıştı. Üç senede bahçe büyümüş, bakımsız kalmıştı. “Sorun değil, toparlarım ve her şey eskisi gibi olur,” diye düşündü ama O eski günler bir daha gelmeyecek, diye de fark etti.
Elif anahtarı kolayca buldu, kapı altındaki yerindeydi. Ancak eski ahşap kapı çökmüş, açılmıyordu. Tüm gücüyle uğraştı, ama bu kolay bir iş değildi. Kapıyı açamayınca, Elif kapı önünde çöktü ve ağlamaya başladı.
Birden, komşu bahçede duman görüp, ses duydu. Sevindi, komşular gelmiş diye. Koşarak onların bahçesine gitti.
Teyze Rukiye! Evde misiniz? diye seslendi.
Bahçede, bakımsız bir adamı görünce Elif donakaldı. Adam küçük bir ateşte kirli kupada su ısıtıyordu.
Siz kimsiniz? Rukiye Teyze nerede? dedi Elif, geri çekilerek.
Korkma. Ne olur polis falan çağırma. Hiçbir kötülük yapmıyorum. Eve girmiyorum, sadece bahçede kalıyorum…
Yaşlının sesi şaşırtıcı şekilde düzgün ve nazikti; eğitimli bir insan gibiydi.
Evde yatıyor musunuz? dedi Elif bodoslama.
Evet, haklısınız, dedi adam başını eğerek. Siz mi burada oturuyorsunuz? Merak etmeyin, sizi rahatsız etmem.
İsminiz ne?
Mustafa.
Soyadınız?
Soyadı mı? diye şaşırdı adam. Yıldırım.
Elif dikkatlice Mustafa Yıldırıma baktı. Üzerindeki giysiler eskiydi ama temizdi. Kendisi de bakımlıydı.
Kime gitsem bilemedim dedi Elif.
Neler oldu? diye sordu adam.
Kapı çökmüş… Açamıyorum.
İsterseniz bir bakayım, dedi Mustafa.
Çok memnun olurum! dedi Elif, çaresizce.
Mustafa kapıyla uğraşırken Elif bankta oturup adamı düşündü: Ben kimim ki ona küçümseyeyim veya yargılayayım? Zaten ben de evsiz kaldım, onunla aynı durumdayım…
Elif’ciğim, kapı açıldı! Mustafa gülümsedi, kapıyı itti. Burada kalacaksın galiba?
Evet, başka neresi var ki? dedi Elif.
Evde soba var mı?
Var galiba Elif iyice şaşırdı; sobadan hiç anlamıyordu.
Anladım. Odun var mı?
Bilmiyorum, dedi Elif üzgün.
Tamam. Sen eve geç, ben hallederim, dedi Mustafa ve bahçeden ayrıldı.
Elif bir saat kadar evi toparladı. Ev soğuktu, nemliydi ve rahatsızdı. Burada kalamayacağını düşündü. Birazdan Mustafa odunlarla geldi. Kendi de şaşırdı; yanında biri olmasına sevinmişti.
Mustafa sobayı temizledi ve yaktı. Bir saat sonra ev ısındı.
Tamam, soba iyi yanıyor. Arada biraz odun atarsın, ama gece kapatmak lazım. Korkma, sabaha kadar sıcak kalır, dedi adam.
Siz nereye gidiyorsunuz? Komşuya mı? dedi Elif.
Evet, komşunun bahçesinde kalıyorum. Şehre gitmek istemiyorum Geçmişi kurcalamamak daha iyi.
Mustafa Bey, bekleyin. Birlikte akşam yemeği yiyelim, sıcak çay içelim, sonra gidersiniz, dedi kararlı bir şekilde Elif.
Adam itiraz etmedi, sessizce ceketini çıkarıp sobanın yanına oturdu.
Kusura bakmayın, size çok şey soruyorum Ama siz hiç evsiz gibi değilsiniz, neden burada yaşıyorsunuz? Nerede eviniz ve aileniz?
Mustafa Yıldırım anlatmaya başladı. Hayatını üniversitede öğretmenlik yaparak geçirmiş; yıllarca bilime ve öğrencilerine adanmıştı. Yaşlılık ansızın gelmiş, ve o yalnız kaldığını fark ettiğinde değişmek için geç kalmıştı.
Bir yıl önce, bir yeğeni gelip ziyarete başlamış. Yardım edeceğini söylemiş, yeter ki evi ona miras bıraksın. Mustafa sevinmiş ve kabul etmiş.
Daha sonra Zeynep, Mustafanın güvenini kazanmış. Evi şehrin tozlu mahallesinde satıp, bahçeli güzel bir müstakil ev almayı önermiş. Zaten istediği ev hazırmış ve o kadar da pahalı değilmiş.
Mustafa hep temiz havada yaşamak istemişti, hemen kabul etmiş. Satıştan sonra Zeynep, parayı bankaya yatırmayı önermiş.
“Amca, sen bankta otur, ben bakayım. Paketi de yanıma alayım, birileri takip edebilir,” demiş.
Zeynep paketi alıp bankaya girince Mustafa beklemiş. Bir saat, iki saat, üç saat… Kız çıkmamış. Banka girip bakınca içeride kimse yok, arka tarafta başka bir çıkış vardı.
Mustafa Yıldırım, kandırıldığına inanamadı. Bankta oturup Zeynepi bekledi. Ertesi gün kızın evine gitmeye karar verdi. Kapıyı başka bir kadın açtı ve Zeynep, iki yıl önce evi satıp buralardan gitmiş dedi.
Böyle üzücü bir hikaye dedi Mustafa. O günden beri sokaktayım. Hala kabullenemedim, artık bir evim yok.
Sanırım ben de sizin gibiyim. Üniversiteden ayrıldım, evim yok Ama yine de umutsuz olamayız, her mesele çözümlenebilir. Sen gençsin, her şey iyi olacak, teselli etmeye çalıştı Mustafa.
Hep sıkıntıdan, kötü şeylerden konuşuyoruz. Hadi yemek yiyelim! gülümsedi Elif.
Adamın nasıl iştahla makarna ve sosis yediğini izleyen Elif, içten bir acı hissetti. Belli ki adam çok yalnız ve çaresizdi.
“İnsanlar arasında kalmak, kimseye lazım olmadığını hissetmek ne kadar korkunç,” diye düşündü Elif.
Elifciğim, istersen ben üniversiteye tekrar girmen için yardımcı olabilirim. Orada halen birçok dostum var. Bence burslu okuyabilirsin, dedi Mustafa beklenmedik bir şekilde. Tabii, şu halimle görünemem. Rektöre mektup yazacağım, sen de ona gidersin. Konyadaki üniversite rektörü, eski dostum. Mutlaka yardımcı olur.
Harika olur! Çok teşekkür ederim! dedi Elif sevinçle.
Yemek için, dinlediğin için sağ ol. Artık gitmem lazım, dedi adam kalkarken.
Bekleyin, nereye gideceksiniz? dedi Elif sessizce.
Korkma. Komşunun bahçesinde bir kulübem var. Yarın sana uğrarım, gülümsedi adam.
Dışarı çıkmanıza gerek yok. Evin üç odası var, istediğiniz birine yerleşebilirsiniz. Açıkçası, burada yalnız kalmaktan korkuyorum. Sobadan da hiç anlamıyorum. Zor durumda bırakmayacağınızdan eminim.
Hayır. Seni yalnız bırakmam, dedi adam ciddi bir şekilde.
***
İki yıl geçti Elif başarılı şekilde sınavlarını verdi ve yaz tatili için eve dönerken heyecanlıydı. Hala bostandaş yaşıyordu. Gerçi çoğunlukla yurtta kalıyor, ama her tatilde ve hafta sonu bostana geliyordu.
Merhaba! dedi, dedesi Mustafayı sarılarak.
Elifciğim! Güzel kızım! Niye aramadın? İstasyondan karşılardım. Sınavlar nasıl, geçti mi? dedi adam heyecanla.
Harika geçti, neredeyse hepsi çok iyi! dedi Elif gururla. Pasta aldım, çay koy hadi, kutlayalım!
Elif ve Mustafa Yıldırım, çay içip haberlerini paylaştılar.
Üzüm ektim. Oraya bir çardak yapacağım. Çok güzel ve rahat olacak, dedi adam.
Harika! Zaten buranın sahibi sensin, dilediğin gibi yapabilirsin, ben sadece arada geliyorum dedi Elif gülerek.
Mustafa artık bambaşka bir insandı, yalnız değildi. Artık bir evi vardı, bir torunu, Elifi. Elif de yeniden hayata dönmüştü. Mustafa Yıldırım onun için gerçek dede olmuştu. Elif, hayatına böyle bir desteğin sunulduğu için şükrediyordu.
Hayat bazen en zor anlarda insanı yalnız bırakıyor gibi görünür. Fakat sevgi, dayanışma ve karşılıklı güven, umudu tekrar büyüttü. Elif ve Mustafanın hikayesi, insanın en büyük desteğinin bazen hiç beklemediği bir yerden gelmiş olabileceğini gösteriyor. Yardım etmek ve birlikte yaşamak, hayatı anlamlı kılan en değerli şeydir.
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



