İş seyahatinden hasta kayınvalidesine yetişmek için acele eden Tatyana, peronda şehirde olmaması gereken kocasını görünce şaşkına döndü…

İş seyahatinden hasta kayınvalideme yetişmek için aceleyle dönerken, peronda olmaması gereken kocamı gördüm…
Nazlı neredeyse iki gündür gözünü kırpmamıştı. İş gezisi uzamış, görüşmeler yıpratıcı ve zorlu geçmişti; kafasında sürekli evde olanlar dönüp duruyordu. Kayınvalidesi felç geçirdikten sonra hastaneye kaldırılmış, doktorlar ihtiyatlı konuşmuşlardı. Eşi Selim ise her akşam arayıp hep aynı cümleyi tekrar ediyordu:
Endişelenme, yanındayım. Her şey kontrolümde.
Nazlı ona inanıyordu. On beş yıl süren evliliklerinde Selim bir kere bile sözünden dönmemişti: güvenilir, sakin, biraz içine kapanık hep böyleydi ve işte bu özelliği Nazlıya huzur veriyordu.
Tren sabah erken saatlerde gar binasına yanaştı. Gri eski bina, taze demlenmiş çayın ve soğuk demirin kokusu Nazlı rotasını kafasında hızla kurdu: taksi, hastane, oda. Koşturmaktan gözleri hâlâ açık gibiydi, yorgunluk dikkatini dağıtıyor sandı.
O sırada peronun karşı tarafında Selimi gördü.
Selim sırtı dönüktü lacivert montu, genelde kısa gezilere giderken aldığı seyahat çantası yanındaydı. Kalbi birden hızla çarpmaya başladı: garipti çünkü annesinin yanında olması gerekiyordu. Nazlı öne doğru bir adım attı, tam adını söyleyecekken…
Yanında genç bir kadın duruyordu fazla yakın. Kadın, Selimin montunun kolundan hafifçe tutmuş, bir şeyler anlatıyor; Selim ise ona gülümsüyordu. Yabancılar için takınılan nötr bir gülümseme değildi bu, yumuşak ve sıcak, neredeyse ev gibi Bir zamanlar Nazlıya böyle bakardı.
Etraf birdenbire dondu sanki. Garın uğultusu, insan kalabalığı, hepsi silindi. Geriye sadece bu sahne kaldı Nazlının istemeden içine düştüğü, kötü oynanan bir piyes gibi.
Nazlı yaklaşmadı. Bağırmadı. Ortalığı ayağa kaldırmadı. Sadece bekledi ve izledi: Kocası veda ederken genç kadını hafifçe sarıldı, onun küçük valizini aldı, alnından bir öpücük kondurdu.
Sonra Selim arkasını döndü ve göz göze geldiler.
Selimin rengi bir anda attı. Gülüşü kayboldu, yüzü yabancı ve mahcup bir ifadeye büründü. Nazlıya doğru bir adım attı, ağzını açtı… ama kelimeler gelmedi.
Annende olduğunu söylemiştin, dedi Nazlı, şaşırtıcı şekilde sakin bir sesle.
Nazlı Her şeyi anlatacağım, dedi zorlukla.
Nazlı başını salladı.
Tabii. Ama burada değil.
Boş bekleme salonuna geçtiler. Az önceki kadın peronda kaldı Nazlı ona artık bakmadı bile. Bütün o karmaşık sorular, tek bir soruya dönüştü: ne zamandır?
Selim uzun uzun, dağınık cümlelerle anlattı: Yalnızlıktan, yorgunluktan, böyle oldudan Annesinin gerçekten hastanede olduğunu ama bugün yanında bir bakıcı bulunduğunu, Nazlıyı böyle bir zamanda üzmemek için bir şey söylemek istemediğini söyledi.
Nazlı sessizce dinledi ne gözyaşı döktü ne de bağırdı. İçinde bir şey, sessizce ve temelli yerini buldu.
Biliyor musun, dedi sonunda, en acı olan, başkasının oluşu değil. En acı olan, en çok inandığım anda bana yalan söylemeyi seçmen.
Selim uzanıp elini tutmak istedi, Nazlı ise yavaşça uzaklaştı.
Bir saat sonra Nazlı hastanedeydi. Kayınvalidesi uyuyordu. Yanına oturdu. O an ne öfke hissetti, ne de acı Sadece garip bir hafiflik vardı içinde. Sanki hayat, ansızın ve acımasızca onu bir illüzyondan çıkarmıştı gar peronunda, aniden ve hazırlıksız.
Bir ay sonra sessizce taşındı. Kavga çıkarmadan, uzun açıklamalar yapmadan. Selim aradı, mesajlar attı, görüşmek istedi Nazlı genelde kısa ve mesafeli cevaplar verdi.
Bazen kader bağırmaz, uyarmaz. Sadece seni gerektiği zamanda, gerektiği yere getirip gerçeği gösterir. Bundan sonrası ise yalnızca sana kalır.
Nazlı da kendi yolunu çizdi.

Rate article
Lifequest
İş seyahatinden hasta kayınvalidesine yetişmek için acele eden Tatyana, peronda şehirde olmaması gereken kocasını görünce şaşkına döndü…