— Onu bırakamazdım anne, — diye fısıldadı Mert. — Anlıyor musun? Bırakamazdım Mert on dört yaşında…

Onu bırakamazdım anne, diye fısıldadı Emir. Anladın mı? Gerçekten bırakamazdım.

Emir on dört yaşındaydı, tüm dünya sanki karşısındaydı. Aslında kimse onu anlamak istemiyordu.

Yine bu haylaz! diye homurdandı üçüncü katta oturan Şermin Teyze, aceleyle apartmanın öbür yanına geçti. Babası yok, anası yetiştirmeye çalışıyor. Sonuç bu işte!

Emir, yırtık kotunun ceplerine ellerini sokmuş halde, umursamaz görünüyordu ama aslında her şeyi duyuyordu.

Annesi yine geç saate kadar çalışıyordu. Mutfakta bir not bırakmıştı: “Köfteler dolapta, ısıtırsın.” Ve her zamanki gibi evde bir sessizlik hâkimdi.

Şimdi de okuldan geliyordu. Öğretmenler yine “davranışı hakkında konuşmuştu.” Onun bir sorun olduğunu herkes anlamıştı zaten. Ama ne fayda?

Oğlum! diye seslendi birinci katta oturan komşuları Veli Amca. Burada topallayan bir köpek dolaşıyor, kovmak lazım.

Emir durdu, etrafa baktı.

Çöp konteynerinin yanında gerçekten bir köpek yatıyordu. Yavru değildi; iri, kırmızı-beyaz tonlarında bir sokak köpeği. Hareketsizdi, sadece gözleri insanları takip ediyordu. O gözlerde öyle bir akıl, öyle bir hüzün vardı ki

Kovun şunu birisi! diye destek verdi Şermin Teyze. Hastadır kesin!

Emir köpeğe yaklaştı. Hayvan kıpırdamadı, yalnızca zayıfça kuyruğunu salladı. Arka bacağında kabuk tutmuş, kanlı bir yara vardı.

Niye öyle dikildin? dedi Veli Amca sinirle. Al bir çubuk, kov şunu!

Emirin içinde bir şey koptu o anda.

Kimse dokunmasın ona! dedi sertçe, köpeğin önünde durarak. Kimseye zarar vermiyor ki!

Vay be şaşırdı Veli Amca. Koruyucu be!

Evet, koruyorum! Emir köpeğin yanına diz çöktü, temkinlice elini uzattı. Köpek parmaklarını kokladı, sonra usulca elini yaladı.

Emirin içini sıcacık bir his kapladı. Uzun zamandır biri ona bu kadar iyi yaklaşmamıştı.

Haydi, diye fısıldadı köpeğe. Gel benimle.

Evde köpeğe eski montlardan yatağı yaptı, odasının köşesine yerleştirdi. Annesi akşama kadar işteydi; kimse kızıp kovamazdı şimdi onu.

Yarası kötü görünüyordu. Emir bilgisayardan hayvanlara ilk yardım ile ilgili birkaç makale buldu, tıbbi terimlere takılsa da azimle her şeyi iyice okudu.

Önce oksijenli suyla temizlemem lazım, diye mırıldandı evdeki ecza dolabında küçük kutuları karıştırırken. Sonra kenarlarını tentürdiyotla geçeceğim Dikkatli olmalı, acıtmamalı.

Köpek usulca yatıyor, güvenle yaralı bacağını uzatıyordu. Emire bakışı öyle minnettardı ki, kimse uzun zamandır ona öyle bakmamıştı.

Senin adın ne olacak peki? Emir dikkatlice sararken. Kızılsın Kızıl diyelim mi?

Köpek sessizce havladı, adeta onay verdi.

Akşam annesi geldi. Emir bir kıyamet kopacak diye bekledi, ama annesi sessizce Kızılı inceledi, sargısını yokladı.

Kendin mi sardın? dedi usulca.

Evet. İnternetten okudum, nasıl yapılır diye.

Peki neyle besleyeceksin?

Fikir bulurum bir şekilde.

Annesi önce oğluna, sonra Kızıla baktı; Kızıl elini yaladı güvenle.

Yarın veterinere götürelim, dedi annesi. Bakalım ne diyor bacağına. Adını da buldun mu zaten?

Kızıl, dedi Emir gülümseyerek.

Uzun zamandır aralarında bir soğukluk yoktu ilk defa.

Sabah Emir, normalden bir saat erken kalktı. Kızıl kalkmak isterken acıdan inledi.

Dur, yat sen, dedi Emir. Getiririm sana suyu, yemeği.

Evde köpek maması yoktu. Son köfteyi ona verdi, ekmeği de sütle ıslattı. Kızıl iştahla, küçük küçük yedi, her kırıntıyı dikkatle yaladı.

Okulda Emir, uzun zamandır ilk defa öğretmenlere ters cevap vermedi. Kafasında sadece bir şey vardı: Kızıl ne durumda? Acı çekiyor mu? Yalnız mı kalıyor?

Bugün bir tuhafsın, dedi sınıf öğretmeni şaşkınlıkla.

Emir omuz silkti, anlatmak istemiyordu; başka türlü bakarlardı ona.

Okuldan çıkınca eve koştu; komşuların bakışlarını umursamadan. Kızıl onu neşeyle karşıladı, artık üç bacağıyla ayağa kalkabiliyordu.

Hadi bakalım, biraz dolaşalım, ipten bir tasma yaptı Emir. Dikkat et, bacağını zorlamayalım.

Dışarıda komik şeyler oldu. Şermin Teyze, onları görünce neredeyse yuttuğu çekirdeği boğazında kaldı:

Evine mi aldın o köpeği! Emir! Sen iyice şaşırdın mı?

Ne var bunda? dedi Emir sakince. Tedavi ediyorum. Yakında iyileşecek.

Tedavi mi ediyorsun? dedi komşu. Parayı nereden buluyorsun ilaç için? Annenin parasını mı çalıyorsun?

Emirin yumrukları sıkıldı ama kendini tuttu. Kızıl yanına iyice sokuldu, sanki gerilimi hissediyordu.

Çalmıyorum. Kendi paramı harcıyorum. Kahvaltıda biriktirdim, dedi kısık sesle.

Veli Amca başını salladı:

Oğlum farkında mısın? Can taşıyor elinde, oyuncak değil bu. Yemek, tedavi, yürütmek gerek; bunlar sorumluluk ister.

Artık her gün sabahları Kızılla yürüyüş başladı. Kızıl hızla iyileşti, hafif aksaklık dışında koşmaya bile başladı. Emir ona saatlerce komut çalıştırıyordu.

Otur! Aferin! Ver patini! İşte böyle!

Komşular uzaktan bakıyordu; kimi başını sallıyor, kimi tebessüm ediyordu. Emir içinse sadece Kızılın sadık gözleri vardı.

Emir değişmeye başladı, yavaş yavaş. Eskisi gibi dik başlı değildi, evde temizlik yaptı, dersleri bile düzeldi. Hayatına bir amaç gelmişti; bu daha başlangıçtı.

Üç hafta sonra Emirin en korktuğu şey oldu.

Kızılla akşam eve dönerken, garajların arkasından bir sokak köpeği sürüsü çıktı. Beş-altı, gözleri parlayan, sinirli, aç köpek Lideri, kocaman siyah bir hayvan, dişlerini gösterip öne çıktı.

Kızıl hemen Emirin arkasına saklandı. Bacağı hâlâ tam iyi değildi, hızlı koşamazdı. Ve sürü zayıflığını fark etti.

Geri çekilin! diye bağırdı Emir, tasmayla sallayarak. Defolun buradan!

Ama köpekler geri adım atmadı. Kuşattılar. Siyah lider hırlıyordu; atlamaya hazırdı.

Emir! yukarıdan bir kadın sesi duyuldu. Kaç! Bırak köpeği, kendini kurtar oğlum!

Şermin Teyze pencereye fırlamıştı, yanında başka komşular da vardı.

Oğlum, kahramanlık etme! dedi Veli Amca. O topallıyor, kaçamaz zaten!

Emir Kızıla baktı; titriyordu ama kaçmıyordu. Yanına sokulup sahibini bırakmaya niyeti yoktu.

Siyah köpek ilk atlayan oldu. Emir içgüdüsel olarak kolunu kaldırdı, ama ısırık omzuna denk geldi. Keskin dişler montu yırtıp deriye ulaştı.

Kızıl, bir an düşünmeden, acılı bacağına rağmen lider köpeğin bacağına atladı, bütün vücuduyla asıldı.

Ortalık bir anda karıştı. Emir bacaklarıyla, elleriyle saldırıları savuşturdu, Kızılı korumaya çalıştı. Yarası, çizikleri oldu ama bir adım geri çekilmedi.

Aman Allahım, neler oluyor! diye yukarıdan feryat etti Şermin Teyze. Veli, bir şey yapsana!

Veli Amca merdivenlerden koştu, eline ne geçtiyse aldı; sopa, demir parçası

Dayan oğlum! diye bağırdı. Hemen yetişiyorum!

Emir artık köpeklerin baskısı yüzünden yere düştü, tanıdık bir sesle irkildi:

Defolun buradan!

Bu annesiydi. Kapıdan bir kova su aldı, köpeklere fırlattı. Sürü bir adım geri kaçtı, inledi.

Veli, yardım et! diye seslendi annesi.

Veli Amca sopayla yanlarına koştu, üst katlardan birkaç komşu daha indi. Köpek sürüsü, dengesizlik anlayınca dağıldı, kaçtı gitti.

Emir asfaltın üstünde Kızıla sarılmıştı; ikisi de kanlıydı, ikisi de titriyordu ama yaşıyorlardı.

Oğlum, annesi yanına eğildi, yaralarını kontrol etti. Evladım, beni çok korkuttun.

Onu bırakamazdım anne, dedi Emir kısık sesle. Anlıyor musun, bırakamazdım.

Anlıyorum, dedi annesi yumuşakça.

Şermin Teyze aşağı indi, garip bakıyordu Emire; ilk defa görüyormuş gibiydi.

Oğlum dedi kafası karışık bir şekilde. Ölüyordun neredeyse Bir köpek için.

Köpek için değil, dedi Veli Amca beklenmedik şekilde. Arkadaş için. Sen farkı bilir misin, Şermin Hanım?

Komşunun gözlerinden yaşlar süzüldü.

Hadi eve gidelim, dedi annesi. Temizlemek lazım yaraları. Kızılın da.

Emir zor kalktı, Kızılı kucağına aldı. Kızıl acıyla inliyordu ama kuyruğu hafifçe sallanıyordu sahip yanında olduğu için mutluydu.

Bir dakika, dedi Veli Amca. Yarın veterinere gideceksiniz değil mi?

Gideriz.

Ben götüreceğim sizi. Arabayla. Tedavi parasını da ben öderim köpek resmen kahraman oldu.

Emir şaşkınlıkla baktı.

Sağ ol Veli Amca. Ama ben hallederim.

Tartışma. Sonra kazandığında ödersin. Şimdi omzuna dostça dokundu. Şimdi hepimiz seninle gurur duyuyoruz, değil mi?

Komşular sessizce başını salladı.

Bir ay geçti. Sıradan bir ekim akşamı. Emir, artık hafta sonları gönüllü olarak çalıştığı veteriner kliniğinden geliyor. Kızıl yanında koşuyor bacağı iyileşti, aksamadan yürüyebiliyor.

Emir! diye seslendi Şermin Teyze. Dur bakayım!

Emir yeni bir azar beklerken, Şermin Teyze ona bir poşet köpek maması uzattı.

Bu Kızıla, dedi mahcup bir şekilde. İyi mama, pahalı. Böyle ilgileniyorsun ya.

Teşekkür ederim Şermin Teyze, dedi içtenlikle Emir. Ama bizim var. Kliniğin sahibi Ayşe Hanım maaş da veriyor.

Ne olursa olsun al. Lazım olur bir gün.

Evde annesi yemek yapıyordu; Emiri görünce gülümsedi:

Klinik nasıl gidiyor? Ayşe Hanım memnun mu senden?

Senin ellerin iyi, sabrın da var, diyor. Emir Kızılın kafasını okşadı. Veteriner olmayı bile düşünüyorum, ciddi ciddi.

Dersler ne haber?

İyi. Fizikçi Bayram Hoca bile övgü dolu konuştu. Dikkatli oldun diyor.

Annesi başını salladı. Emir son bir ayda bambaşka bir çocuk olmuştu. Artık asi değildi, ev işlerine yardım ediyordu, komşulara selam veriyordu. En önemlisi; bir hedefi vardı, bir hayali.

Bak, dedi annesi, yarın Veli Amca gelecek. Sana bir ek iş önermek istiyor. Arkadaşının çiftliğine adam lazım.

Emirin gözleri parladı:

Gerçekten mi? Kızılı da götürebilir miyim peki?

Sanırım evet. Artık tam bir görev köpeği sayılır.

Akşam Emir, Kızılla birlikte bahçede çalışıyordu. Yeni bir komut öğreniyorlardı: “Koru!” Kızıl dikkatle dinliyor, sahibine sadık gözlerle bakıyordu.

Veli Amca geldi, bankta yanına oturdu.

Yarın çiftliğe gideceksin değil mi?

Gideceğim. Kızılla beraber.

O zaman erken yat. Yorucu olur.

Veli Amca gidince Emir biraz daha bahçede kaldı. Kızıl başını onun dizine koydu, derin bir nefes aldı mutlulukla.

Artık birbirlerini bulmuşlardı. Ve bir daha hiçbir zaman yalnız kalmayacaklardı.

Rate article
Lifequest
— Onu bırakamazdım anne, — diye fısıldadı Mert. — Anlıyor musun? Bırakamazdım Mert on dört yaşında…