– Onları kimse kovmadı, hem anneme hem kayınvalideye aynısını söyledik, kendileri nedense kalmak ist…

Kimseyi kovmadık ki, hem annesine hem kayınvalidesine böyle cevap veriyorlar, kendileri nedense kalmak istemedi! Gelsinler! Biz memnun oluruz.

Sessiz ol! Evde yokuz! dedi Ömer sakin bir sesle.

Ama kapıyı çalıyorlar! dedi Sevda, kanepeden kalkmış halde.

Bırak çalsınlar, dedi Ömer.

Ya önemli birileri gelirse? diye sordu Sevda. Belki bir iş için?

Cumartesi, saat tam on iki, dedi Ömer. Sen kimseyi davet etmedin, ben de kimseyi beklemiyorum! Sonuç?

Sadece bir bakayım güvenlik kamerasından! diye fısıldadı Sevda.

Otur yerine! sesinde hafif bir sertlik vardı. Evde yokuz dedik ya! Kim olursa olsun, gitsin geldiği yere!

Sen nereden biliyorsun kim geldiğini? diye sordu Sevda.

Tahmin ediyorum, o yüzden diyorum, otur ve pencerenin önünden geçip durma!

Eğer düşündüğüm kişilerse, öyle kolay kolay gitmezler! dedi Sevda ve omuz silkti.

Kapıyı ne kadar açmazsak, o kadar erken giderler, dedi Ömer sakince. Sonunda mutlaka giderler.

Neyse ki, apartmanda geceyi geçirecek değiller. Bizim de bir yere gitmemiz yok. Hadi kulaklığını tak, telefonundan bir film izle.

Ömer, annem arıyor, dedi Sevda, telefondaki ekranı göstererek.

Demek ki kapıda senin teyzen ve beceriksiz oğlu var, dedi Ömer durumu özetleyerek.

Sen nereden anladın? Sevda şaşkındı.

Eğer benim kuzenim olsaydı, ve Ömer “kuzen” derken kelimeyi biraz nefretle söyledi, annem arardı!

Başka seçenek yok mu? dedi Sevda.

Komşularsa, konuşmaya hiç niyetim yok. Arkadaşlarımız olsaydı, birkaç kez zile basıp giderlerdi.

En muhtemeli, saygılı insanlarsa, önceden arar, gelebilir miyiz diye sorarlardı! Kapıda yarım saat zile basmazlardı!

Böyle pervasızca ve bıkmadan zile basanlar sadece bizim baş belası akrabalarımızdır!

Ömer, teyzem dedi Sevda üzgün bir şekilde. Annem mesaj atmış.

Soruyor, nerede kaldınız. Teyze Nalan bizde birkaç gün kalacak, şehirde işleri varmış!

Mesaj yaz ona, şehirde otel bol, gülümsedi Ömer.

Ömer! dedi Sevda, onu azarlayarak. Bunu nasıl diyeyim!

Biliyorum, Ömer düşündü biraz. Yaz, evde yokuz, otelde kalıyoruz; evde böcek ilaçlaması vardı!

Evet, doğru! Sevda hemen mesajı yazıp gönderdi.

Ömer, teyze iki oda ayırmamızı istiyor, hem kendisine hem Emreye! dedi Sevda şaşkınlıkla.

Yaz, paramız yok. İki yataklık hostel ayırttık, on beş yabancıyla aynı odada kalıyoruz, Ömer gülerek çözüm üretti.

Annem soruyor, ne zaman döneceksiniz? dedi Sevda eşine bakarak.

Bir hafta sonra dersin, diye geçiştirdi Ömer.

Kapıda çalmak bitti. İkisi derin bir nefes aldı.

Ömer, annem yazmış; teyzem bir hafta sonra gelecek, dedi Sevda bitkin bir sesle.

Yine evde olmayacağız, dedi Ömer.

Ömer, bunu yaparak sorunu çözmüş olmuyoruz ki! Hep böyle kaçamayız.
Ya hafta içi gelirlerse? Ya mesai çıkışı kapının önünde beklerlerse? Bizim teyzeyle senin kuzen, bunlardan çok daha fazlasını da yapar!

Doğru, dedi Ömer üzgünce. Keşke üç odalı aldırmasaydı şeytan bize!

Ömer, büyük ailemiz için aldık, dedi Sevda.

Bize çocuk lazım! dedi Ömer ciddi şekilde. Hatta iki tane olsa daha iyi!

Sanki ben karşıyım? dedi Sevda alınmış bir şekilde. Kontrol olmam lazım, olmuyor!

Stresten arınsak olur her şey, dedi Ömer ciddi biçimde. Sürekli sinir harbi; bir senin, bir benim kaynaklı! Bunları geldikleri yere göndermek lazım! Onlar yüzünden olmuyor işte!

Sevda itiraz etmedi. Biliyordu ki, Ömer haklı.

Evlilik öncesi pahalı bir check-up yaptırmışlardı, uyumluluk ve genetik sorunlara bakılmıştı. Fertiliteyi de kontrol etmişlerdi.

Her şey harikaydı aslında. Ama evlenir evlenmez çocuk konusu ertelendi; önce ev için para lazımdı.

Miras ummak hayaldi. Ömer de Sevda da anneleriyle, tek odalı evlerde yaşıyordu. Sadece kendilerine güveniyorlardı.

Beş yıl sıkı çalışma ve kemer sıkmayla büyük bir ev alabildiler.

İkinci el bir daire, bina eski, tadilattan geçmiş. Eşyaların çoğu baştan. Ama ne mutluydular!

Daha yeni taşınmışlardı ki, Sevdanın teyzesi Nalan ve oğlu, bir de kayınvalide çıkıp geldiler.

Oh, yer bol, utanmasınlar! Biz Sevdayla bir odada ne eziyet çektiydik!

Ne kadar rahat, dedi teyze Nalan onaylayarak. Bana bir oda, Emreye de ayrı oda hazır!

Bizde salonda yatılmaz, dedi Ömer. Burası dinlenme odası!

Ben öyle çalışma derdinde değilim! deyip güldü teyze Nalan. Sevda, kocana anlat, bize tek oda olmaz, Emre horlar!
Hem misafirler geldik, siz hâlâ sofra kurmadınız!

Sizi beklemiyorduk ki, dedi Sevda mahcup.

Buzdolabı da boş, dedi Ömer eşini destekleyerek.

Neyse hadi, teyze Nalan lütfetti. Ömer, sen markete koş; Sevda mutfağa!

Hadi ne duruyorsunuz? diye bağırdı kayınvalide. Böyle mi misafir ağırlanır!

Siz haddinizden fazla oldunuz diye çıkıştı Ömer. Ama Sevda, eşini başka bir odaya çekti.

Ömer, elini Sevdanın ağzından ayırınca sordu:

Sevda, burası otel mi? Bir yanlışlık yok mu? Şimdi hepsini annenin yanına postalayacağım!
Misafir gelmek başka, böyle davranmak başka! Bu ne biçim şey?

Ömer, basit bir kadın işte! Köyden! Onlarda öyle adet!

Köyleri bilirim, ama kabalık hiçbir yerde normal değildir! Bu bildiğin kabalık!

Hayatım, annem ve teyzemle kavga etmeyelim! diye yalvardı Sevda. Yoksa benim tüm sinirlerimi alt üst ederler!
Sen de onların gözünde düşman olursun! İster misin?

Benim için fark etmez! Bana böyle davranırlarsa görmezden gelirim! Hayatta görmesem aramam!

Ömer, ne olur! Benim hatırım için! Teyze Nalanı şimdi gönderirsek annem küsüp beddua eder! Onsuz ne yaparım?

Bu argüman işe yaradı. Ömer dişlerini sıktı ve markete gitti.

Teyze Nalan, üç gün diye gelmişti ama iki hafta kaldı. Ömer ise ikinci günün sonunda valeriana çayına sarıldı.

Teyzenin gitmesini genç çift süpürge ve mopla kutladı. Üç gün ev temizlendi.

Sonra bu sefer, Ömerin cephesinden aynı olay oldu.

Abi, şöyle bir uğrayalım, diyerek Engin, kardeşini sımsıkı sarıldı. Birkaç işim var, hemen döneriz!

İşlerini tek başına halledemiyor musun? diye sordu Ömer.

Olmaz öyle! Ailem var! Köyde yalnız mı bırakayım? Mantıklı ol! diye güldü Engin. Ya bir macera bulsam? Eşim peşimi bırakmaz!

Çocukları da bu yüzden mi getirdin? dedi Ömer.

Kime bırakayım? Engin kardeşinin sırtına vurdu. Onlar eğlenir, biz de eski günlerdeki gibi şehri gezelim!

Engin! diye bağırdı Yasemin. Öyle bir gezdiririm ki seni, sonra gezmeye halin kalmaz!

Enginin ve ailesinin gelişiyle bir buçuk saat sonrasında Sevda baş ağrısıyla yatakta kaldı.

Çocuklar evde koşturuyordu, hiç susmuyordu. Yasemin ise sadece bağırarak konuşabiliyordu.

Engin ise hep dışarı çıkıp geceyi ateşlemek istiyordu, Yasemin daha fazla bağırıyordu.

Ömer, sen annenin tek çocuğu değil miydin? diye yastığa gömülerek sordu Sevda.

Annemin kuzeni, dedi Ömer homurdanarak. Ben ona kuzen diyorum.

Adı ne olursa olsun, gitmelerini nasıl rica edebilirsin?

Valla, istersen ederdim, dedi Ömer elini kalbine koyarak. Ama tıpkı senin teyzende olduğu gibi; annem bana gün vermez!

Bir ziyaret geçer geçmez, yenisi kapıya dayanıyordu. Teyze Nalan, her fırsatta şehre işi düştüğünü söylüyordu.

Kuzen Engin ve ailesi ara ara gelip “işlerini” hallediyordu. Anneler de çocukları unutmuyordu. Kayınvalide Ömeri, diğer annesi Sevdayı darlıyordu.

Sürekli gerginlik genç çiftin psikolojisini ve ruhunu yıpratıyordu.
Böyle bir misafir trafiğinde çocuk düşünmek zaten imkânsızdı. Sağlık desen yerlerde, e pratik olarak da nasıl?

Evi değiştirelim mi? dedi Sevda.

Akıl hastanesine mi taşınalım? gülümseyerek sordu Ömer. Zaten yakında oraya götürecekler!

Hayır, hafif gülümsedi Sevda. Aynı cinsten bir evle takas yapalım! Başka semtte yaşamak isteyen çıkar, taşınırız, kimseye de yeni adresimizi söylemeyiz!

O da geçici; dedi Ömer. Kuzenim olsun, senin teyzen olsun, elbet yeni sahiplerden öğrenir, bizi bulurlar! Sonra da çarmıha gererler!

Belki o zamana kadar bebek yapmaya fırsat çıkar? dedi Sevda umutla.

Sadece yapmak değil, doğmasını da beklemek lazım! O zaman bir gerekçemiz olur, dedi Ömer başını sallayarak.

Evden bile kaçasım var, dedi Sevda üzgün. Arkadaşlara mı sorsak? Saklanırız belki!

Valeri ve Ayşe mi diyorsun? dedi Ömer.

Evet, başını salladı Sevda. Onların fazladan bir odası var!

Orada Hera var, dedi Ömer gülümseyerek. Unuttun mu?

Ben köpekle kalmaya razıyım, yeter ki akrabalardan kurtulayım! Sevda başını koyuverdi.

Dur! diye bağırdı Ömer, telefonu kaptı.
Valeri, köpeği ödünç verir misin?

Kanka! Sonsuza kadar minnettarım! Bizim Ayşeyle tatile gideceğiz, kızımıza bakacak kimse yok! Hera yabancılardan hoşlanmaz ama size bayılır! diye bağırdı Valeri telefonda. Mamayı, yatağını, oyuncaklarını, kaseleri getiririm! Üstüne para da veririm!

Getir! dedi Ömer sevinçle.

Yüzü güneş gibi döndü Sevdaya:

Annene haber ver, teyzesi yarın gelsin! Ben de Engine hafta içi gelmesini söyleyeyim!

Emin misin? diye sordu Sevda.

Misafir ağırlamaktan memnunuz! dedi Ömer samimi bir tavırla. Evi beğenmeyen olur mu, ne yapalım!

Kuzen Engin ve ailesi bir hav hav sesiyle konforlu otele kaçtı.

Teyze Nalan ise kalmaya direndi.

Şu canavarı bir yere kapatın! dedi korkuyla, arkasında oğlunu saklarken.

Teyzeciğim Nalan, şaka mı yapıyorsunuz? dedi Ömer gülerek. Kırk beş kilo kas! Bu Alman kurdu, kapıyı yerinden söker!

Niye bana diş gösteriyor bu? dedi teyze Nalan büzülerek.

Yabancılardan hoşlanmaz, dedi Sevda omuz silkerek.

Bundan kurtulun! Onunla aynı evde kalamam!

Nasıl yani, dedi Ömer. Bu tatlı köpek artık bizim! Çocuk yok, sevecek birini bulmak lazım! Biz de ona bayılıyoruz!

Asla bırakmayız! dedi Sevda.

Sonra iki anne arayıp neden yakınlara misafirlik vermediklerini sordu.

Kimseyi kovmadık ki, ikisi de öyle cevap verdi, kendileri niye kalmak istemediyse! Gelsinler, yine bekleriz!

Ya köpek?

Anne, biz kimseye hayır demiyoruz ki!

Ama annelerin de misafir olma isteği birden azaldı.
Bir ay sonra Hera kendi evine döndü ama istenirse yine gelecekti.
Gerek kalmadı. Sevda artık ikiz bekliyordu.

Rate article
Lifequest
– Onları kimse kovmadı, hem anneme hem kayınvalideye aynısını söyledik, kendileri nedense kalmak ist…