Özgürlük Tadında Bir Hayat: Kırk Yıllık Hayaller, Aile İlişkileri ve Bir Evde Başlayan Gerçek Bağıms…

Geçen sonbahar bitirmiştik tadilatı, diye söze girdi Vildan Hanım.

Duvar kağıdını seçmek için ne kavgalar ettik, banyoya hangi fayans olacak diye sabahlara kadar tartıştık Sonra da kıkır kıkır gülüp yıllar önce tam da bu üç artı bire kavuşmayı hayal ettiğimiz zamanları hatırladık.

E, artık oldu, dedi eşim tadilatı bitirme akşamı. Oğlumuz artık evlenebilir. Mustafa gelinini getirir buraya, torunlar doğar, burası cıvıl cıvıl gerçek bir ev olur.

Ama hesaba kattığımız gibi gitmedi işler Büyük kızım Esma valizlerini ve iki çocuğunu alıp yeniden eve döndü bir gün.

Anne, gidecek hiçbir yerim kalmadı, dedi. O anda bütün planlarımız rafa kaldırıldı.

Mustafanın odasını torunlara verdik. Oğlum bir şey demedi, omuzlarını silkti sadece:

Sorun değil, yakında benim de kendi evim olacak

Kendi dediği annemin bir odalı evi. Orayı da güzelce tadilat etiğimiz ve yeni evli bir aileye kiraya verdiğimiz, her ay az ama çok işimize yarayan, bir nevi güvenlik yastığı paramız ekleniyordu hesaplara yaşlanınca kimseye yük olmamak için bir kenarda tuttuğumuz geçimlik.

Bir keresinde Mustafayı ve nişanlısı Semayı o apartmanın önünden geçerken gördüm, başlarını kaldırmış, neşeyle bir şeyler konuşuyorlardı.

Ne düşündüklerini biliyordum tabii ama bir şey demedim.

Bir gün Sema mutluluktan gözleri parlayarak anlattı:

Vildan Hanım, Mustafa bana evlenme teklif etti! Düğün için bile yer ayarladık! Bir düşünün Bahçeli bir salon, at arabası var orada! Gerçek arp! Yazlık teras Konuklar bahçeye dağılacak

Peki sonra nerede oturacaksınız, dedim kendimi tutamayıp. Böyle bir düğün masrafı altından kalkılır mı?

Sema bana Marstaki hava durumu sorulmuş gibi baktı.

Bir süre sizde kalırız. Sonrası gelir, bakarız

Bizde, dedim ağır ağır. Zaten Esma ile çocukları var. Burası evden çok yurt gibi olur.

Sema dudaklarını büktü.

Evet Ben de düşündüm, sizde yaşanmaz. Belki gerçek bir yurt buluruz. Sonuçta kimse içimize girip ruhumuzu kurcalamaz.

Ruhumuza karışmazlar deyişi içimi acıttı. Ne zaman karıştım ki? Sadece bir hata yapmalarına engel olmaya çalışmıştım

Mustafa ile konuşmaya son bir kez kalkıştım.

Oğlum, ne bu gösteriş? Sade sade nikahınızı yapın, kalan parayı peşinat olarak ayırın! Sesim titriyordu.

Oğlum cama bakıyordu, yüzü sertti.

Anne, madem öyle, neden siz her yıldönümünüzde Kadıköydeki Altın Ejdere gidiyorsunuz? Evde otursaydınız ya, hem bedava

Cevap veremedim.

Hah, dedi, biraz da sinsice gülerek, sizin kendi geleneğiniz var, bizim de olur.

Karşılaştırdı işte Bizim sade aile yemeğimizi onların düğün şovlarıyla!

Mustafanın gözlerinde oğul değil, hakim gördüm. Sanki yargısını vermiş: siz de ikiyüzlüsünüz! Kendinize her şeyi hak görüyorsunuz, bize hiçbir şey yok. Bu arada, bizim oğlana araba aldık, krediyi hâlâ ödüyoruz O güvenlik yastığını hiç aklına getirdi mi acaba?

Ve şimdi dediyse düğün olacak! Hem de ne düğün!

Sonuç, Mustafa ve Sema bana kırıldılar tabii. En çok da anneannenin evinin anahtarlarını vermediğim için araları bozuldu.

***

Bir gece geç saate kadar otobüsle eve dönüyordum, camdaki yansıma gözümün önünde Yorgun, yaşından bile büyük, kocaman bir market çantası, gözlerinde korku.

O an bir netlikle dank etti: Hep korkudan yapıyorum bunu!

Korkudan yük olmaktan. Korkudan, çocukların bir gün yanımdan uzaklaşmasından. Gelecekten korkmak!

Mustafaya evi veremememin sebebi cimriliğim değil, hepten kalmaktan, açıkta kalmaktan korkmak.

Bir yandan onun ayakta kalmasını bekliyorum, diğer yandan aslında kendi elimle kolunu bağlıyorum; hayatını ödüyorum. Ya başaramaz, oğlum üzülür diye.

Sonra, ondan yetişkin gibi davranmasını istiyorum ama hâlâ bir şey anlamaz, beceremez gibi davranıyorum.

Oysa onlar hayata güzel bir başlangıç istiyorlar. At arabasıyla, arpla Evet, biraz akıl dışı, israf Ama nihayetinde hakları var! Tabii ki kendi paralarıyla.

Önce kiracıdaki aileye yeni yer bulmalarını rica ettik. Bir ay sonra Mustafaya telefon açtım:

Gelin, konuşalım.

Geldiler; gergin, savaşmaya hazır. Masaya çayı hazırladım ve anneannemin evinin anahtarlarını koydum önlerine.

Alın. Çok da sevinmeyin: bu hediye değil. Ev bir yıl sizin idarenizde. Bir yıl süresince karar verin: ipotek mi alırsınız, devam mı edersiniz, ama şartlar değişir. Senelik kiradan vazgeçiyorum. Haydi, buna da yatırımım diyelim. Ama düğününüze değil. Bir aile olma şansınıza. Yatılı öğrenci gibi değil, aile olarak.

Sema gözlerini koca koca açtı. Mustafa anahtarlara bakıyor, şaşkın.

Anne ya Esma?

Esmaya da sürpriz var. Artık gerçekten büyüdünüz. Hayatınız sizin sorumluluğunuz olacak. Biz arka planınız veya cüzdanınız değiliz artık. Sadece anne-baba. Seviyoruz ama kurtarmıyoruz.

Bir süre ölüm gibi bir sessizlik

Peki düğün? dedi Sema. Sesi ilk defa gerginleşti.

Düğün mü? Bilmem. İster arp tutarsınız, ister at arabası. Ne isterseniz

***

Mustafa ve Sema gittiler, ama ben korkudan ağlamaya yaklaştım. Ya başaramazlarsa? Ya sonsuza dek kırılırlarsa?

Ama yıllar sonra ilk defa rahatça nefes aldım. Nihayet hayır diyebildim! Onlara değil, kendi korkularıma. Ve oğlumu kendi başına, zorlu, bağımsız hayata uğurladım.

Ne olursa olsun

***

Şimdi bir de işin Mustafa tarafından bakalım.

Semayla hayalimiz özel bir düğündü. Ablamın boşanması her şeyi alt üst etti. Annem böyle masrafa gerek yok dedi ya, içimde bir şey koptu.

Peki siz niye her sene yıldönümünüzde lüks restauranta gidiyorsunuz, dedim. Evde yeseniz ya. Hem masraf olmaz

Annemin rengi attı. Bilerek canını acıtmak istemiştim. Kırıldım.

Evet, bana araba aldılar. Ama ben ısrar etmedim ki! Sonra da kredi hâlâ ödüyoruz diye laf vuruyorlar. Bana ne! Kendileri isteyip aldılar, kendileri ödüyor.

Evde tadilat yaptılar, sizin için dediler. Ama şimdi oturamıyoruz.

Anneannenin bir odalı evi resmen dokunulmaz hazine! Tek oğullarının düğününden bile önemli!

Şimdi biz ne yapacağız? Dünyaya ve birbirimize nasıl biz biriz! diyebiliriz?

Bir gün Sema utanarak açıkladı:

Mustafa, sana verecek hiçbir şeyim yok. Ailem maddi olarak yardımcı olamaz. Evlerinin kredisi var.

Bana kendini verdin, dedim. Teselli olsun diye. Ama içten öfkeleniyordum. Ona değil, hayata. Neden her şey annemin-babamın omzunda? Neden her yardım, sanki kredi faizi gibi acı getiriyor? Böyle destek hiç içimi ısıtmıyor, tertemiz sevgi gibi hissettirmiyor. Tam tersi, utandırıyor.

Yani, havada hep söylenmemiş serzenişler dolaşıyordu. Sonra telefon geldi. Annemin sesi farklıydı, kararlı.

Gelin, konuşalım.

İdamlığa gider gibi gittik. Sema elimden tuttu:

Belki hiç yardım etmeyecek, düğün için de destek yok, dedi.

Olabilir, dedim omuz silkip.

***

Masada anneannemin anahtarları, ucunda çocukluk anahtarlığım. Hemen tanıdım.

Alın, dedi annem.

Sonra da kısa ama hayat değiştiren bir konuşma Bir yıl. Karar. Artık bizim cüzdan ve arka bahçemiz değiller Yer bulamıyoruz bahanemiz bitti, anne-baba halleder umudumuz yıkıldı.

Anahtarları aldım, soğuk ve ağır geldiler. O anda jeton düştü:

Kırılmakla, talep etmekle geçti ömrümüz ama bir kere oturup Anne, baba, korkularınızı anlıyoruz. Beraber yol bulsak siz de rahat etseniz? diye konuşmadık

Yok Bekledik ki, bizim dileğimizi tahmin etsinler, sorgusuz sualsiz ellerini uzatsınlar. Tıpkı çocukken olduğu gibi.

Peki ya düğün? diye sordu Sema, uzaktan utangaç.

Sizin düğününüz mü? dedi annem omuz silkip, arpa paranız çıkarsa arp olur.

Dışarı çıktık. Anahtarları cepten çıkartıp çevirdim.

Ne yapacağız? dedi Sema. Ev için değil genel olarak.

Bilmiyorum, dedim içtenlikle. Artık bizim meselemiz bu

Ve bu ürkütücü yeni sorumlulukta ilginç, acayip bir özgürlük vardı sanki. İlk adım: Gerçekten arpa ve at arabasına ihtiyacımız var mı? Gelenek güzel tabii, ama bir günden öte, gerçek bir temeli olmalı

***

Nihai durum?

Mustafa ve Semanın yetişkin hayatı ertesi gün başladı.

Artık beraberler! Aynı ev, üstelik başbaşa. Tabii ev kendilerinin değil ama neyse. Eviniz küçük ama şirin. Tertemiz tadilat. İlk başlarda gelen giden eksik olmadı! Nasıl olmasın, özgürlük var!

Bir ay sonra kafa kafaya verdiler: köpek istiyoruz! Hem de büyük bir tane!

Sema hep hayalini kurmuş, annesi izin vermemiş. Mustafanın çocukluğunda vardı. Köpeği kaçmış, büyük bir travma.

Sonunda mutluluk zincirinin son halkası da geldi eve: sevimli bir golden retriever, adı Atlas!

Bıcırık üç aylık Atlas, evde kendi kuralını hemen ilan etti: koltuklara tırmanmak, mobilya ayaklarını kemirmek, her köşeye bir pislik bırakmak

Vildan Hanım çocuklarının evine uğradığında gözlerine inanamadı; yeni ev arkadaşı hiç sorulmamış bile.

Mustafa! Sema! Nasıl böyle bir şey yaparsınız? Sormadınız bile! dedim. Hem neden? Böyle köpek göz üstünde tutulmalı, bütün gün yalnız bırakınca tabii ki eşya mahvolur! Tüy, pislik Temizlemiyor musunuz? Koku Hiç uygun değil! Hemen geri verin köpeği yarın!

Anne, dedi Mustafa surat asıp, evi bir yıl bize verdin, öyleyse ne zaman buradaki hayatımıza karışacaksın? Hemen anahtarı vereyim mi iade?

Yok öyle hemen, atıldı Vildan Hanım, sözüm söz. Bir yıl sizde. Ama şunu bilin: evi teslim ederken ne aldıysanız o halde bırakmanız gerek. Anlaştık mı?

Tamam, dediler ikisi birden.

O zamana kadar beni beklemeyin. Görmek istemiyorum.

***

Anne sözünü tuttu. Gelmedi, telefonda bile az konuştu.

Dört ay sonra Mustafa eve geri döndü; Semayla ayrıldılar.

Kızcağızı temizlik bilmez, yemek yapamaz, köpeğe bakmaz, zamanında gezdirmiyor diye günlerce eleştirdi. Atlası geri vermek kolay olmadı. Bir hafta ikna edildi.

Atlasın mamasını üç aylık peşin aldılar, önceki sahibi öyle istedi. Mama da para!

Sema ile acele mi ettin oğlum? dedi Vildan Hanım, gülümsememek için kendini zor tutarak. O kadar hayaliniz vardı, düğün, arpa, at arabası

Yok anne, ne düğünü! Allah aşkına! Anneannenin evini kiraya ver artık.

Neden? Orada yaşa, alıştın belki?

Yok, ben en iyisi evde kalırım, dedi Mustafa. Sen karşı mı gelirsin?

Her zaman evet, dedi Vildan Hanım gülümseyerek, hele Esma ve çocuklar gidince yine özlem çöktüMustafanın cevabı, odanın havasını bir anda değiştirdi. Vildan Hanım o an, bir ömür boyu çırpındığı anneliğin gerçek sınırını fark etti: Herkesin yuvası kendine, herkesin huzuru başka.

Gözlerini kapadı ve eski günleri düşündü; küçük bir mutfakta, üç sandalyeye sığan sıcaklık, sabah kahvaltısında dökülen reçel, çocukların parmak uçlarında umutla sallanan anahtarlar O yuva hayali, kimsenin sandığı gibi sonsuz değilmiş, ama kimseye ait de değilmiş.

Mustafa mutfağa yöneldi, çaydanlığı tıngırdatarak:

Anne, gel otur. Atlasken pek huzur bulamamışız. Belki birlikte bir dünya kurarız, başka bir şekilde. Hem senin reçelinden daha iyisi yok, biliyorsun.

Vildan Hanım elindeki anahtarları avucunda çevirdi. İçinde bir huzur yayıldı. Artık korkusu kalmamıştı, sadece bir sıcaklık: O güvenlik yastığı hiç sandığı kadar önemli değildi; asıl güvenlik, ne olursa olsun kapısı çalınabilecek o mutfakta saklıydı.

O gece, Esma ve çocukları da yavaşça mutfağa süzüldüler. Kimse eski konuları açmadı, kimse hesap sormadı. Bir bardak çay, bir dilim kek, Atlasın maması, kimin daha çok sevdiği hepsi bulanıklaştı. O dağılmış ev yine kendi içinde bütünleşti.

Ve o an, Vildan Hanım sonunda anladı: Hayat, fayanslar, duvar kağıtları ve at arabalarıyla ölçülmez. Kalpteki anahtarlarla açılır.

Bir masada, karışık bir kalabalıkla, çaydan yükselen buharın içinde, sonbahar akşamında, herkes bir kez daha evine kavuşmuştu.

Rate article
Lifequest
Özgürlük Tadında Bir Hayat: Kırk Yıllık Hayaller, Aile İlişkileri ve Bir Evde Başlayan Gerçek Bağıms…