Bugün eve girerken bir an durup nefes aldım. Kapının yanında, benim ve İsmailin ayakkabılarının yanında özenle dizilmiş bir çift kadın ayakkabısı gördüm. Hemen tanıdım: Bunlar İsmailin ablası Semanın pahalı, topuklu ayakkabılarıydı. Ne işi var burada? dedim içimden. İsmail bana ablasının geleceğini hiç söylememişti. Sema genellikle habersiz gelmezdi.
Sabah işten çıkarken, mesai arkadaşım Kemal yanıma yanaştı otobüs durağına doğru yürürken.
Ayşe, kocan yine görevde mi? dedi bana hafif yersiz bir tebessümle. Gel bir kafede oturalım, her zamanki gibi vanilyalı sıcak çikolatanı içeriz, muhabbet ederiz. Hep acelemiz var, iki lafın belini bile kıramıyoruz.
Kusura bakma Kemal, bugün olmaz, dedim. İsmail akşam erken geleceğine söz verdi, mutfak için yeni dolaplarla ilgilenecektik; geçen ay tamirattan sonra hâlâ yerleşemedik. Hem iş seyahati falan da yok bu aralar.
Kemal anlamış bir şekilde başını salladı.
Tamam, o zaman. Evde zamanında oluyor mu ki? diyerek ima dolu bir bakış attı.
Her zaman olmuyor, diye gülümsedim ve başımı yana eğdim. Şu sıralar paraya ihtiyacımız var, İsmail de mecbur fazla mesai yapıyor. Eve biraz eşya, mutfağa dolap; tam oturacağız, o zaman daha rahat olur her şey.
Kemal iyi akşamlar dileyip ayrıldı. Benim şansıma otobüs hemen geldi. Genelde çok beklerdim ama bugün işten erken çıktım ve tam vaktinde yakaladım. Cam kenarında boş bir oturak bulup oturunca gözlerim karardı bir an, düşünceler birbirine karıştı.
Geçmişten bir görüntü: Bir zamanlar Kemalle nişanlıydık, ama anlamsız bir şekilde ayrılıp tamamen kopmuştuk. Sebebini bile doğru hatırlamıyorum. Sonra birdenbire İsmail çıktı karşıma. Onunla evlenmemin nedeni, biraz da Kemale inat idi; Bak yalnız değilim artık, der gibi…
Kemal benimle barışmak istediğinde, kendisinin mutlu edeceğine dair yeminler etti ama ben gitmiştim çoktan İsmaile. Hatta zamanla Kemali hiç sevmediğimi düşündüm; öyle gelip geçti hayatımdan.
Uzun süre aklıma bile gelmedi; ta ki Kemali genel merkezden bizim şubeye alana kadar Belli etmese de bilerek geldiğini düşündüm, ama hâlâ bana eskisi kadar sıcak davranması hoşuma gidiyordu. İçten içe ona biraz mutluluk, biraz kıskançlık diliyordum. Bir gün gerçek bir aşk bulacak, derdim; çünkü Kemal güzel iltifatlar eden bir romantik idi.
Kendi durumuma gelince Evlilikten fazla bir şikayetim yoktu; sadece İsmail çok çalışıyor, bana vakti yetmiyordu. Evin rahatlığı, yeni mobilyalar, aldığımız her şey onun emeğiydi. Ama bana ayırdığı zaman neredeyse hiç kalmıyordu.
Hem Semanın evinde oturuyorduk. Sema, Çocuklarım büyüyene kadar oturun, dediydi. Sema ve eşi para sıkıntısı çekmiyor; kadın çalışmadan yatırım yapıyor, evleri çocuklarına emanet bırakacaktı. Biz ise evi kendi zevkimize göre yeniledik, Sema izin verdi, şimdi mobilya derdindeyiz. Ama bazen keşke kendi kiralık evimizi tutsaydık, diyorum. Harcadığımız parayla birkaç yıl kira veya peşinat ödeyebilirdik. Ama İsmailin gözleri parladı Sema teklif edince.
Otobüsten inip hızlıca caddeyi geçtim eve doğru. Hava serin yağmurun kokusu var. Dışarıda yürümek hoşuma gitse de bugün serinliği hissetmek istemiyordum. Akılımda yüzlerce düşünce dönüp duruyor. İsmaille buraya taşınalı ne kadar oldu ki? Bir buçuk yıl? Hâlâ evi geçici hissediyorum. Eve alışamıyorum, sanki gerçek hayat daha sonra başlayacakmış gibi.
Bina kapısını açınca kendimi yavaş yürürken buldum, eve girmek için kendimi zorluyorum. Merdivenleri çıkarken karanlık koridorda huzursuzluk sardı içimi.
Eve girince, kapıdan içeri adımımı attım ve yeniden o ayakkabılar! Semanın yüksek topukluları, benim ve İsmailin ayakkabısının yanında. Ne işi var burada? diye düşündüm yine. İsmail ablasının geleceğinden hiç bahsetmemişti.
Tam Geldim! diye seslenecektim ki, bir şey beni durdurdu. İçimden bir ses Bekle! dedi. Kapının arkasında bir süre dinleyip durdum.
Biz eşimle tatile gidecektik, dedi Sema içerideki salonda. Ama onun izinleri uymadı, ben de bu turları sana vereyim dedim. Tek şartla, Semanın sesi bir anda ciddileşti: Eşinle değil, Zeyneple gideceksin.
Bir an dona kaldım. Zeynepi mi? İsmailin geçmişte bir ara bu isimden bahsettiğini hatırladım; Sema arkadaşını İsmaille tanıştırmak isterdi hep. O zaman konuya pek takılmamıştım ama şimdi Semanın o ismi duymak bende kötü bir his uyandırdı.
İstemiyorum Zeynepi, İsmailin sesi sinirliydi. Sema, kaç kez söyledim, benim yanımda Ayşe var. Ben Ayşeyi seçtim. Neden hâlâ ısrar ediyorsun?
Derin bir nefes aldım. Her şey ortaya çıkmıştı. Sema tipik baskıcı tavrını konuşturuyordu yine. Salonun kapısını açıp içeri girip Geldim! demek üzereydim ki Sema yeniden konuştu:
Kimi kandırıyorsun? Zeynepe âşıktın sen, evlenmeyi düşünüyordun, sonra küçücük şeye kırıldın. Biliyorum, sana Ayşe hiç uymadı. Zeynep bambaşka…
Kendimi zor tutuyorum. Âşık mıydı? Evlenmeyi mi? Bana İsmail böyle anlatmamıştı. İçimden geçenleri susturmaya çalışıyorum ama Semanın cümleleri susmuyor.
O geçmişte kaldı, dedi İsmail, sesi öfkeli ama tereddütlü müydü? Bitti, geçti. Ben eşimi seviyorum.
Seviyor musun gerçekten? Hadi ordan, İsmail. İkimiz de biliyoruz, Ayşeye Zeynep seni terk edince inat olsun diye evlendin. Zeynep sana dönmek istedi, pişman oldu ama sen onu cezalandırmak için evlendin!
İçim sızladı. Cezalandırmak mı? Sonra kendi evliliğimi düşündüm. Ben de Kemalden ayrıldıktan sonra hızla İsmaille evlenmiştim. Belki ikimiz de intikam aldık geçmişimizden, ama en azından ben İsmaile tüm kalbimle âşık oldum, onu seçtim.
Şimdi ne olacak? Sema konuşmaya devam ediyor:
Daha çocuk olmadan Allahtan. Dilerim unutmamışsındır, hangi evde yaşadığını? Ayşe ile hep kiracı gibi dolanacaksın. Zeynep ise geçen ay ailesinden yeni üç odalı bir daire aldı. Hem hâlâ seni seviyor, bekliyor.
Duvara yaslandım, içimi bir soğuk kapladı. Sema nasıl böyle konuşuyor? Ama esas merak ettiğim İsmailin cevabıydı.
Sema, yeter dedim, İsmail yorgun bir sesle karşılık verdi. Evin yoksa da olur. Şimdilik burada idare ederiz, ileride bakarız bir şekilde kendimiz alırız.
Sema ısrarı bırakmadı.
Yeniliğe kapalısın. Zeynep senin için daha iyiydi, hâlâ içinin acısı dinmedi, ama hâlâ zaman var. Zeyneple mutlu, düzgün bir hayat kurarsın. Ayşe ile gerçek mutluluğu bulamayacaksın!
Hem, dedi Sema. Bu daireyi size sonsuza kadar veremem. Benim de planlarım var; yakında çıkmanız gerekecek.
Ya Zeynep biliyor mu planı? diye sordu İsmail.
Tabii ki biliyor! Zaten Zeynep isteyince ben de yardımcı oluyorum. Turlar fikri bile ondan çıktı. O hâlâ seni seviyor. Epeyce de bana anlattı…
O an bir sessizlik oldu. İçimde fırtına kopuyordu. İsmail neden susuyor? Gerçekten düşünüyor mu bunları?
Peki Ayşeye ne diyeceğim? dedi İsmail sessizce.
Bana bağ bahçede yardım edeceğini söyle. Bizim evin tadilatı var. Sen de Zeyneple tatile gidersin, kimse bilmez.
Artık daha fazla dayanamadım. Sessizce arka kapıdan çıkıp uzaklaştım. Nereye mi gittim? Kendimi bir kafede buldum, köşe masada pencereye bakarak oturdum. Yarı karanlıkta eski bir şarkı çalıyor, dışarıda akşam olmuş. Elim istemsizce vanilyalı sıcak çikolata sipariş etti.
Zihnimde bir karmaşa var; evde işittiğim cümleler bir türlü aklımdan çıkmıyor. Semanın sözlerini tekrar tekrar düşündüm. İsmail nasıl benden bu kadar şey saklar? Geçmişte diğer kızla evlenmeyi düşünmüş, onun arkadaşını… Kendimi çok aldatılmış hissediyorum. Sanki kendi evliliğim, aşklarım, hepsi başkalarına hesap sorma aracı…
Oysa ben, Kemali eski günlerden çoktan çıkardım hayatımdan. Onunla bir sıcak çikolata bile içmeye, kalbimi açmaya yanaşmadım; İsmaili ise bütün ruhumla sevdim.
Dışarıda gece iyice çöktü, bardakta içmediğim kakao soğudu. Ağlamadım; ama içimde zaman durmuştu. İsmail hâlâ aramadı, neredeyim bile merak etmiyor herhalde. Zeyneple deniz sefasına hazırlık yapıyor, diye acı bir hüzün geçti içimden.
Dakikaya bakmak için telefonu aradım ama batmıştı. Derin bir iç çekişle Artık eve dönme vakti, dedim kendime. Paltoyu giyip sokağa çıktım. Serin rüzgar içimi ürpertiyor. Adımlarım yavaş. Artık bitti, dedim. Ayrılık kaçınılmaz, yeni bir hayata hazırlamalı kalbimi.
Eve yaklaşırken ağırlaştım. Kapıyı açıp içeri girince bir sessizlik karşıladı. TVden ses yok, mutfakta bir uğultu yok. Ortada valizleri gördüm: İsmail eşyalarını topluyor. Bak işte, kesin gidiyor, dedim içimden.
Ne yapıyorsun? dedim. Tam Zeyneple tatile gideceğini itiraf edecek diye bekliyorum.
Ama İsmail, beklenmedik bir şekilde,
Ayşe, gidiyoruz buradan. Kendimize ev tuttum. Geçici, ama idare edeceğiz. Sonra krediyle kendi evimizi alırız, dedi. Bir an durdu, gözlerime baktı. Ya sen, neden geç kaldın? Bütün akşam arıyorum, telefonun kapalı. Sen de ek iş mi aldın?
İnanamadım! Söylemeyi tasarladığım tüm cümleler anlamsızlaştı. Sadece başımı salladım, neye sevineceğimi bilemedim.
Gidiyoruz? dedim fısıltıyla.
İsmail yaklaşıp açıkladı:
Semayla kavga ettik. Kararımı verdim, onun himayesinde yaşamak istemiyorum. Kendi evimiz olmalı.
Biraz rahatladım. Sonra İsmail yanına oturmamı işaret etti ve o gün Sema ile konuşmasını anlattı bana.
Sana önceden söylemeliydim, dedi sesi boğuklaşarak. Evet, Zeyneple geçmişte bir şeyler yaşadım. Daha doğrusu senin gibi, onun için inat ettim, sana evlenme teklif ettim. Ama Ayşe, bilmeni isterim: O eski günler. Şimdi sadece seni seviyorum, seni kaybetmek istemiyorum.
Dinledim. Hâlâ kalbimde bir sızı var, ama en azından ilk kez dürüstçe konuşuyoruz.
Affet, daha önce anlatmadım. Sen Kemalden bahsedince geçmişi açmak istemedim, utandım. Sonra konuşmak daha da zorlaştı…
İçimden derin bir nefes alıp gözyaşlarımı tuttum. Fakat rahatladım.
Tamam, dedim. Geçmiş geçmişte kaldı. Sen ev tuttun mu?
Evet, dedi İsmail. Şimdilik geçici ama sonunda kendi evimizi alacağız. Semanın müdahalesi olmadan yeni bir yuvamız olacak.
Başımı salladım. Bu yol doğru yol, dedim kendime. Artık başka kimse karışmadan, yeni bir hayata başlayacağız.
Hadi, dedi İsmail gülümseyerek. Toplanalım mı?
Yine başımı salladım. Artık başka biri için, geçmiş için endişelenmeyeceğim. Her şey bitti bundan sonrası bizim hayatımız. Geçmişi geride bırakmak gerek…




