Ondan bir ezik mi yetiştiriyorsun?
Neden onu müzik okuluna yazdırdın?
Nermin Hanım, eldivenlerini çıkarırken gelinini selamlamadan yanından geçti.
Merhaba, Nermin Hanım. Buyurun, içeri geçin. Sizi görmek ne güzel.
Sözlerim, içimdeki öfkeyi zar zor bastırdığım bir sarkazmdi, ama tabii ki etkisiz kaldı. Kayınvalidem eldivenleri antredeki dolaba fırlatırken bana döndü.
Hakan telefonda söyledi. Parlıyor, dedi piyano çalacağım! Bu ne şimdi? Oğlanı neye benzetiyorsun? Kız mı bu?
Kapıyı yavaşça kapadım. Sakin kalmaya çalışarak Şu anda, avazım çıktığı kadar bağırmamak için kendimi zor tuttum.
Torununuz müzik eğitimi alacak demek bu. Çok hevesli.
Hevesliymiş! Nermin Hanım öyle bir burun kıvırdı ki, sanki büyük bir saçmalık etmişim. Altı yaşında, neyin hoşuna gittiğini kendisi bile bilmez. Sen onu yönlendirmelisin. Oğlan, soyumun devamı, torunum sen ondan ne yetiştiriyorsun?
Kayınvalidem mutfağa geçti, alışkanlıkla çaydanlığın düğmesine bastı. Dişlerimi öyle sıktım ki, çenem sızladı.
Ben onu mutlu bir çocuk olarak yetiştiriyorum.
Ezik ve ürkek biri olarak yetiştiriyorsun! Nermin Hanım kollarını beline koydu. Futbola yazdırmalıydın! Güreşe götürmeliydin! Erkek gibi olmalı, ne piyanosu?
Kapı pervazına yaslandım. Beşe kadar saydım, yine fayda etmedi.
Hakan kendi istedi. Gerçekten istiyor. Müziği seviyor.
Seviyormuş! kayınvalidem elini salladı. Serhat onun yaşında mahallede arkadaşlarıyla top oynardı, taş gibi erkekti! Seninki ne yapacak? Nota mı dökecek? Rezillik bu!
İçimde bir şey koptu. Pervazdan ayrılıp kayınvalideme yaklaştım.
Söyleyeceğiniz bitti mi?
Hayır, daha bitmedi! Seni uzun zamandır uyarmak istiyorum…
Ben de size uzun zamandır söylemek istiyordum, sesimi neredeyse fısıltıya çevirdim. Hakan benim oğlum. Benim. Nasıl yetiştireceğim konusunda bana karışamazsınız. Müdahale ettirmem.
Nermin Hanımın yüzü kıpkırmızı oldu.
Sen Sen benimle böyle mi konuşuyorsun?!
Çıkın evimden.
Ne dedin?!
Kayınvalidemin montunu portmantodan alıp ona verdim.
Çıkın, lütfen.
Beni kovuyorsun! Beni mi?!
Kapıyı açtım, kolundan tutup dışarıya kadar yürüttüm. O direnmeye çalıştı ama ben daha kararlıydım. Kapıdan dışarıya kadar çıkardım.
Sonunda yine ben kazanacağım! Nermin Hanım kapının önünde hızla arkasını döndü, yüzü öfkeden kasılmıştı. Duydun mu beni? Torunumu mahvetmene izin vermeyeceğim!
İyi günler, Nermin Hanım.
Serhat her şeyi öğrenecek! Ona anlatacağım!
Kapıyı kapadım. Ardından sırtımı yasladım, yavaş yavaş, bütün nefesimi sonuna kadar verdim.
Kapı arkasından bir süre daha hafif çığlıklar geldi, sonra merdivenlerden ayak sesleri duyuldu. İki dakika sonra sessizlik.
Kayınvalidem iyice canıma yetti. Sürekli eleştiriler, tavsiyeler, akıl vermeler nasıl yetiştirilmeli, ne yedirmeli, nasıl giydirmeli. Serhat bir türlü anlayamıyor. “Annem iyi niyetli”, “Tecrübeli”, “Bir dinlesen ne olur?” Annesine tapıyor; her kelimesi son söz. Ben ise ne yapsam sabretmek zorundayım. Günlerce, her ziyarette.
Ama artık yeter.
Serhat işten geldiğinde saat sekizi bulmuştu. Anahtarla kapıyı açtığında hissettim ki, annesi çoktan aramıştı. Anahtarı sinirle fırlatışından, odanın önünden bile geçmeden direkt mutfağa gitmesinden…
Hakancığım, sen burada biraz dur, oğlumun önünde diz çöktüm, kulaklarını kulaklıkla kapadım, onun sevdiği robot çizgi filmini tablette açtım. Biz babanla biraz konuşacağız.
Hakan “tamam” diye başını ekrana gömdü. Çocuk odasının kapısını hafif kapattım, mutfağa geçtim.
Serhat pencere önünde, kolları göğsünde çapraz duruyordu. Ben girince kafasını bile çevirmedi.
Sen annemi kovmuşsun.
Net bir bilgi. Soru sormuyor.
Gitmesini rica ettim.
Kapıdan dışarı attın! Serhat döndü, yüzü gerilmiş, İki saat telefonda ağladı! İki saat, Zeynep!
Sandalyeye oturdum. Sabahın yorgunluğunun üstüne bir de bu.
Peki, onun beni kırması seni rahatsız etmiyor mu?
Serhat bir an duraksadı. Sonra elini salladı.
O sadece torunu için endişeleniyor. Kötü bir şey mi?
Oğluma, senin oğluna ezik dedi. Altı yaşındaki çocuğa.
Eh, ağzından kaçırmış işte, olur öyle. Ama bir noktada annem haklı, Zeynep. Oğlanın spora gitmesi gerek. Takım ruhu, disiplin…
Uzun uzun Serhata baktım. Sonunda gözünü kaçırdı.
Beni çocukken annem zorla jimnastiğe gönderdi. Gymnastikçi olacağım dediler, nokta. Beş yıl, Serhat. Her antrenmanda ağladım. Kaslarım acıdı, yemekten kısıldım, annemi yalvardım beni bıraksın diye.
Serhat sustu.
Hala spor salonlarından nefret ediyorum. Hala. Oğlumun da aynı şekilde acı çekmesini istemem. İsterse futbol, elbette. Ama kendi istemediği sürece asla zorlamam.
Annem sadece iyilik istiyor…
O zaman kendine bir oğlan doğursun, istediği gibi eğitsin, ayağa kalktım. Hakanın hayatına artık karışmasına izin vermem. Senin de ona destek olmana.
Serhat bir şeyler söylemek ister gibi kıpırdandı ama ben çoktan mutfaktan çıkmıştım.
O gece tek kelime etmedik. Hakanı yatırdım, sonra uzun süre karanlıkta, oğlumun huzurlu nefesini dinledim.
İki gün boyunca evde zoraki bir sessizlik sürdü. Sonra akşam yemeğinde Serhat bir şaka yaptı, ben güldüm buzlar kırılmaya başladı. Cuma günü artık normal konuşuyorduk; ama kayınvalidemden söz etmekten kaçınıyorduk.
Cumartesi sabahı birden uyandım. Birkaç saniye saatlere bakarak gözlerimi kıstım sekiz. Tatil için çok erken. Serhat yanı başımda, Hakan da muhtemelen uyuyordu.
Beni ne uyandırdı?
Sonra duydum antrede hafif metalik bir ses, kapı kilidinin çevrilişi.
Kalbim, boğazıma kadar çıktı. Gündüz gündüz hırsız mı? Tezgahtan telefonumu kapıp koridora tırıs tırıs geçtim.
Kapı sonuna dek açıldı.
Kapıda Nermin Hanım vardı. Elinde anahtar demetiyle, yüzünde memnun bir gülümseme.
Günaydın, gelincik!
Ben, soğuk zeminde çıplak ayak, bol tişört ve pijama altı; o ise başkalarının evine cumartesi sabahı sekizde girmek hakkını kendinde görerek tepeden bakıyordu.
Size bu anahtarları kim verdi?
Anahtarları gözümün önünde salladı.
Serhat verdi. İki gün önce uğradı, getirdi. Dedi ki anne, affet onu, niyeti kötü değildi. Baktım, senin kaprislerinin bedelini bana ödetiyor.
Birkaç saniye gözlerimi kırpıp durdum. Aradığı her şeyi anlamaya çalıştım.
Bu saatte ne işiniz var burada?
Torunumu almaya geldim, montunu askıya takarken konuştu. Hakancığım, hazırlansana! Bugün futbolun ilk antrenmanı, babaanne seni yazdırdı!
Öfkem bir anda patladı. Yanık, boğucu, gözümü döndüren bir öfke. Hemen yatak odasına yöneldim.
Serhat duvara dönmüş yatıyordu. Uyuyormuş gibi yaptı ama omuzlarının kasılmış olduğunu fark ettim.
Kalk!
Zeynep, sonra konuşalım…
Üzerindeki örtüyü kaldırıp, kolundan tutup salona sürükledim. Serhat sendeledi, kurtulmaya çalıştı ama bırakmadım.
Nermin Hanım çoktan koltuğa yerleşmiş, bacak bacak üstüne atmış, sehpadaki dergiyi karıştırıyordu.
Sen ona anahtar verdin, salonun ortasında kolunu tutarak söyledim. Benim evimin anahtarını.
Serhat sustu. Yerinde kıvrandı, ayaklarını yere vurarak bir sağa bir sola geçti.
Bu ev benim, Serhat. Evlilikten önce aldım. Kendi birikimimle. Nasıl annene anahtar verebiliyorsun?
Ne kadar bencilsin! Nermin Hanım dergiyi fırlattı. Hep ‘benim’ diye konuşuyorsun! Serhat oğlunu düşünüyor, onun için verdi anahtarı. Sen beni içeri sokmadığın için torunumla ilgileneyim dedi!
Susar mısınız?
Nermin Hanım nefes almakta zorlandı, ama ben sadece eşime bakmıştım.
Hakan futbola gitmeyecek. İstemediği sürece.
Sen karar veremezsin! koltuktan fırladı. Sen hiç kimse değilsin! Oğlumun hayatında geçici birisin! Ne sandın, vazgeçilmez mi sandın? Serhat seni sadece çocuk için çekiyor!
Sessizlik.
Yavaşça Serhata döndüm. Başını eğmişti, susuyordu.
Serhat?
Hiçbir şey. Bir tek bile savunmadı beni.
Peki, başımı salladım. Buz gibi ve berrak bir sakinlik içimi sardı. Geçicilik. Ve bu geçici durum şimdi bitiyor. Hakan’ı alın, Nermin Hanım. Artık Serhat bana eş değil.
Bunu yapamazsın! dondu. Oğlunu tek başına bırakmaya hakkın yok!
Serhat, gözlerinin içine bakarak konuşuyorum, sesi kısık. Yarım saatin var. Eşyalarını topla ve git. Eğer yapmazsan, pijamanla çıkarırım hiç umurumda değil.
Zeynep, lütfen, konuşalım…
Zaten konuştuk.
Kayınvalideme döndüm ve sinsi bir gülümseme gönderdim.
Anahtar sizde kalsın. Bugün kilitleri değiştireceğim.
…Boşanma dört ay sürdü. Serhat geri dönmeye çalıştı, aradı, mesaj attı, çiçeklerle geldi. Nermin Hanım mahkemeyle, velayetle, türlü tehditlerle gözdağı verdi. Hayırlı bir avukat tuttum, telefonlara cevap vermedim.
İki yıl akıp geçti…
…Sanat okulunun salonu çocuk sesleriyle inliyordu. Üçüncü sırada oturuyordum, okulun konser programını ellerimde tutuyordum. Hakan Aksoy, 8 yaşında. Beethoven, Neşeye Övgü.
Hakan sahneye çıktı ciddi, konsantre, bembeyaz gömlek, siyah pantolon. Piyanoya oturdu, ellerini tuşlara koydu.
İlk notalar salonu doldurdu, nefesim kesildi.
Benim oğlum Beethoven çalıyor. Kendi isteğiyle müzik okuluna giden, saatlerce enstrümanın başında çalışan, konser için kendi seçtiği parçayı çalan oğlum.
Son akor duyulunca salon alkışlarla yıkıldı. Hakan ayağa kalktı, eğildi, gözleriyle beni bulup kocaman, çok mutlu gülümsedi.
Ben de herkes gibi alkışladım, yanaklarımda gözyaşları.
Her şeyi doğru yaptım. Oğlumu her şeyin üstünde tuttum insanların fikirlerinin, evliliğin, yalnız kalma korkumun bile üstünde.
Bir anne başka türlü davranmaz.




