46 Yaşındayım ve inşaat mühendisiyim. Neredeyse yirmi yıl aynı inşaat firmasında çalıştım; uzun mesa…

46 yaşındayım ve inşaat mühendisiyim. Neredeyse yirmi sene boyunca aynı inşaat firmasında çalıştım. Bitmek bilmeyen uzun günler, şantiye şantiye dolaşmalar, sürekli seyahatler Hep sorumluydum, dakiktim; işini hiç aksatmayan, ödemeleri günü geldiğinde yapan adamlardan biriydim. Eşim sık sık Seninle hiçbir şeyden eksik kalmadım, derdi; haksız da değildi. Kendi evimiz, bir adet araba, çocuklarımıza özel okul, yılda bir aile tatili, dolu dolap, bütün faturalar tıkır tıkır ödenmiş.

Eşim Zehra, okul öncesi öğretmenliğinden mezun. Evliliğimizin ilk yıllarında kreşte çalışıyordu ama çocuklarımız doğunca evde kalmaya karar verdi. Ben de destek oldum; mantıklı geldi. Ben çalışıp eve para getiriyorum, o çocuklara bakıyor. O zamanlar, bunun doğru bir karar olduğuna ve iyi bir ekip olduğumuza canı gönülden inanıyordum.

Hayatımızın rutini hiç değişmezdi. Her sabah saat yediden önce çıkar, akşam yediden sonra eve dönerdim. Yorgun, kafamda işyerinin dertleri, teslim tarihi, bütçe kaygıları Zehra, sıcak yemek hazırlar, çocuklar tertemiz, ev mis gibi Gününü anlatırdı, ben ise genellikle kısa cevaplar verirdim. Kötü niyetten değil, pilim bittiği için.

Hafta sonları dinlenmek isterdim, Zehra ise dışarı çıkmak, ailece bir şeyler yapmak, konuşmak isterdi. Ben ise koltuğa uzanıp televizyon izlemeyi ya da uyumayı seçerdim. Konuşmak için ısrar ederse, Sorun aramanın anlamı yok, ailemiz gayet sağlam, herkes bizim yerimizde olmak ister, diyerek geçiştirirdim.

Aile ortamlarında ve arkadaş grubumuzda iyi eş olarak görülürdüm: Sadık, çok çalışan, güvenilir biri. Zehraya herkes ballandıra ballandıra sahip olduğu koca için şanslı olduğunu söylerdi. Ben de zamanla bu kadarı yeterli gibi hissediyordum.

Yıllar geçtikçe Zehra, benden bir şey istememeye başladı. Dışarı çıkmamız için ısrar etmiyordu, tartışmıyordu, ağlamıyordu. Ben bu sessizliği olgunluk olarak değerlendirdim. Oysa o, kendi hayatını kurmaya başlamış, eski dostlarıyla buluşuyor, yarı zamanlı çalışıyor, kendisine daha çok özen gösteriyormuş. Ben ise kendi alanını buluyor diye düşündüm.

Bir akşam, yemek sonrası Konuşmamız lazım, dedi. Sakin, ne suçlama ne sitem Yıllardır yalnız hissettiğini, yanında bedenime sahip olsa da ruhuma ulaşamadığını söyledi. Ben de her zamanki cevabımı verdim: Ben iyi bir eş oldum, seni asla yarı yolda bırakmadım, sahip olduğumuz her şey senin ve çocuklarımız için.

Zehra bana huzurla baktı ve hâlâ canımı yakan şu cümleyi kurdu:
Senin iyi biri olduğundan hiç şüphem olmadı. Ama hiç emin olamadım, benim hayat arkadaşımsın diye.

Başka biri yoktu. Aldatma yoktu. Sadece yorgunluk vardı. Bana çocukları bırakıp, küçük bir valiz ve birkaç kişisel eşyasını alıp gitti. Ben ise aynı rahat evde kaldım, ama tuhaf ve bomboş bir ev

Zaman geçtikçe yeni şeyler fark etmeye başladım. Onu kendiliğimden, içimden gelerek çok az kucakladığımı Gerçekten nasıl hissettiğini sormadığımı Düzgün ve stabil olmayı sevgiden ayırdığımın farkına vardım. Ona güven vermişim, ama varlık vermemişim.

Bugün hâlâ aynı profesyonelim, hâlâ sorumluyum. Çocuklar beni seviyor. Kimse arkamdan kötü konuşmuyor. Ama bazen akşamları kendi kendime düşünüyorum, acaba daha az uygun adam daha çok yanında adam olsaydım, farklı olur muydu?

Şimdi ise uzun süre anlamadığım bir şeyi çok iyi biliyorum:
İyi insan olmak yetmiyor; karşındaki insanın gerçekten ihtiyaç duyduğu kişi olmayı da bilmek gerekiyorBir gece, mutfağın sandalyesinde oturuyorum. Havanın serinliği camdan içeri süzülürken, Zehra’nın bıraktığı bir fincanı elime alıyorum. Düşlerim geçmişten çıkarak geleceğe uzanıyor; çocukların kahkahaları, Zehra’nın sesi, evdeki huzurun yankısı… O anda, her şeyin aslında konuşabileceğim bir dilde başladığını, ve belki de o dili yıllarca nasıl ihmal ettiğimi anlıyorum.

Telefonumu açıyorum. Mesaj yazmak için Zehra’nın ismini arıyorum, parmaklarım tereddütlü. İyi misin? diye soracağım, ama kelimelerin ağırlığını hissediyorum. Birkaç saniye sessizlik Sonra, hiç aklımdan geçmeyen üç kelime beliriyor ekranda: Eksikliğini hissediyorum. Gönderiyorum.

Beklemiyorum yanıtını, çünkü bazen her şeyin telafisi olmaz. Fakat hayatın içinde, en önemli kararların küçücük ama gerçek bir adımla başladığını fark ediyorum. O an, ilk kez kendime sığınıyorum; uygun olmaktansa, içimdeki adamla yüzleşiyorum.

Ve o gece usulca, kendi boşluğumu kabulleniyorum. Tekrar başladığım noktaya dönüp, yaşadıklarımdan bir kapı açıyorum; belki, bir gün bu kapıdan içeri yine biri girecek. Belki Zehra, belki bambaşka biri Ama o zaman, sadece güven vermekle yetinmeyeceğim; varlık olmayı öğreneceğim.

Gecenin sessizliğinde, insanlar bazen en iyi olmayı becerir ama en yakın olmayı unuturlar. Ben, o unuttuğum yakını şimdi arıyorum; daha iyi bir adam olmak için, ilk kez gerçekten yalnızlığımı hissederken. Yavaşça gülümsüyorumhayat, bazen bir eksiklikten yeniden doğar.

Rate article
Lifequest
46 Yaşındayım ve inşaat mühendisiyim. Neredeyse yirmi yıl aynı inşaat firmasında çalıştım; uzun mesa…