Gündüz, 10 Haziran 2024
Bugün hala o iki geceden sonra nasıl hissettiğimi anlatacak kelime bulamıyorum.
O karşılaşmayı unutmak zor olacak.
Kendi kendime hep soruyorum, belki yazmam iyi gelir.
Otuz altı yaşındayım, bir oğlum var: Emir.
On iki yaşında.
Annemizi kaybettiğimizden beri tek başımıza idare ediyoruz.
Apartmanın dokuzuncu katında oturuyoruz.
Kışları kalorifer borularından ses gelir, mutfağımızda aslında hiç gereksiz sessizlik var.
Asansör her seferinde inleyerek çalışıyor, koridorda yanık ekmek kokusu eksik olmuyor.
Yan dairede yedi yaşlarında, bembeyaz saçlı, tekerlekli sandalye kullanan eski Türkçe öğretmeni Emine Teyze oturuyor.
Hafızası keskin, sesi yumuşak.
Mesajlarımı düzelttiğinde şahsen teşekkür ederim.
Emir önce Emine Nine dedi, ama sevgisi çok önceden başlamıştı.
Emine Teyze Emirin sınav öncesi ona kekler yapıyor, ödevlerinde dil yanlışlarını göstermekten çekinmiyor.
Ben işteyken Emire kitap okur, yalnız kalmasın diye uğraşır.
O salı günü her şey normalken başladı.
Akşam makarna yapıyordum.
Emirin favorisi çünkü hem ucuz, hem de hata payı az.
Emir mutfak programı sunucusuymuş gibi masa başında ciddi ciddi rol kesiyordu.
Biraz daha kaşar ister misiniz efendim? diye sorarken mutfakta kaşar peyniri uçuşuyordu.
Yeterli, şef dedim.
Artık peynirden taşamayalım.
Biraz gülüp, matematik sorusundan bahsetti.
Tam o sırada yangın alarmı öttü.
Başta pek önemsemedim, çünkü apartmanda haftada en az bir kere yanlış alarm oluyor.
Fakat bu sefer gitmedi, acı bir şekilde devam etti.
Sonra kokuyu aldık: Gerçek, yakıcı duman.
Montunu, ayakkabını giy Emir! dedim.
Emir şaşırdı bir saniye, sonra koştu.
Anahtarları, telefonu aldım ve kapıyı açtım.
Tavan boyunca duman sarmalı.
Koridorda birisi öksürdü, diğeri bağırdı: Hadi, hareket edin!
Asansör? dedi Emir.
Panel karanlık, kapılar kapalıydı.
Merdivenden ineceğiz.
Önümde ol, korkuluk tut.
Durmak yok.
Merdivende çıplak ayaklı, pijamalı çocuklar ağlıyordu.
Dokuz kat, insana az gelir ama arkanızda duman, önünüzde çocuğunuz olunca zor.
Yedinci katta boğazım yanmaya başladı.
Beşinci katta bacaklarım ağrıdı.
Üçüncü katta kalbim alarmdan hızlı attı.
İyi misin? diye öksürdü Emir, arkasına dönerek.
İyiyim dedim yalan söyleyerek.
Devam et.
Sonunda soğuk gecede apartman lobisine çıktık.
İnsanlar battaniyelere sarılmış, bazıları çıplak ayaklı.
Emiri bir köşeye çekip diz çöktüm.
Başını hızla salladı, gözleri korkuyla: Her şeyimizi kaybedecek miyiz?
Emine Teyzeyi göremiyordum, etrafı hızlıca taradım.
Bilmiyorum dedim.
Dinle Emir.
Yan komşulardan ayrılma, burada kalmanı istiyorum.
Sen nereye gidiyorsun?
Emine Teyzeyi almaya. Çünkü tekerlekli sandalye ile merdiven inmesi imkansızdı; asansör çalışmıyordu.
Emir endişeliydi: Baba, yangın var! dedi.
Biliyorum.
Ama orada kalmasına izin veremem.
Sen güvende olmalısın, ben döneceğim. Ona sarıldım: Birine yardım edilmezse affetmem.
O kişi ben olmak istemiyorum.
Ya sana bir şey olursa?
Dikkatli olacağım.
Ama seni yanıma alırsam iki kişiyi düşüneceğim.
Burada kal.
Ben seni seviyorum.
Ben de seni seviyorum dedi Emir, kısık sesle.
Bütün apartman dışarı koşarken ben ters yöne ilerledim.
Yukarı çıkmak dar ve sıcaktı, duman ağırdı, alarm beynimi deliyordu.
Dokuzuncu kata geldiğimde ciğerlerim alev gibi yanıyordu, bacaklarım titriyordu.
Emine Teyze koridorda oturuyordu, sandalyede, elinde çanta.
Elleri mahzun.
Beni görünce rahatladı.
Oh, Allaha şükür dedi.
Asansör çalışmıyor.
İnemiyorum.
Beraberiz, Emine Teyze.
Canım, sandalyeyle dokuz kat inilmez.
Sandalyede değil, seni kucağımda indireceğim.
Sandalyenin tekerlerini kilitleyip, bir elim dizlerinin altına, bir elim sırtına koyup kaldırdım.
Beklediğimden hafifti.
Gömleğime tutundu.
Beni düşürürsen peşini bırakmam, haberin olsun diye mırıldandı.
Her bir basamakta vücudumla aklım tartıştı.
Sekizinci kat, yedinci, altıncı Kollarım yanarken, sırtım bağırırken, alnımdan ter süzüluyordu.
Az dur, bak dayanıklıyım dedi.
Ama indirince tekrar kaldırmaya gücün yetmeyebilir.
Bir süre sessiz kaldı.
Sadece Emir dışarıda.
Seni bekliyor. dedi.
Bu cümleyle devam edebildim.
Sonunda lobide dizlerim yıkılıyordu ama durmadım, dışarı çıkana kadar.
Bir plastik sandalyeye oturttum.
Emir koşarak geldi.
Hatırladın mı okulda gelen itfaiyeciyi?
Yavaş nefes, burnundan al, ağızdan ver.
Emine Teyze gülüp öksürmeye çalıştı.
Aferin küçük doktor.
İtfaiye araçları geldi, sirenler, bağırışlar Yangın on birinci katta çıkmıştı.
Sprinklerlar işin çoğunu gördü.
Bizim daireler dumanlı ama sağlam kaldı.
Kontrol tamamlanana asansör çalışmayacak dedi bir itfaiyeci.
Birkaç gün sürebilir.
Halk homurdandı.
Emine Teyze sessiz kaldı.
Giriş serbest olunca yine onu kucağımda çıkardım.
Bu sefer ağır ağır, dinlenerek her katı.
Sürekli özür diliyordu: Kendimden nefret ediyorum, yük oldum.
Yük değil.
Sen bizim bir parçamızsın. dedim.
Emir öndeydi, katları sayıyordu.
İlaçlarını, suyunu, telefonunu kontrol ettim.
İhtiyacın olursa arama, ya da duvara vur.
Sen de bizim için aynısını yapardın dedim.
Oysa ikimiz de biliyorduk dokuz katı sırtında taşımazdı.
Yanımda ona marketten aldığım şeyleri taşıdım, çöplerini indirdim, masayı sandalyeye göre ayarladım.
Emir ödevlerini yine onun yanında yaptı, kırmızı kalem havada, bir şahin gibi.
O kadar teşekkür etti ki, sonradan sadece Artık sen bizden oldun diye gülümsedim.
İki gün boyunca kaslarım ağrıdı, merdivenlerden bıkmadan indim çıktım.
Dün akşam kapıma biri dayandı.
Ben mutfakta peynirli tost hazırlıyordum.
Emir masada, ödevden yakınarak.
Kapı titredi, Emir sıçradı.
İkinci darbe daha güçlüydü.
Ellerimi silip kapıya yaklaştım; kalbim göğsümde, kapıyı hafif aralayıp ayağımı kapının arasına koydum.
Karşımda ellili yaşlarda bir adam: Kızarmış surat, geriye taranmış gri saç, pahalı gömlek, ucuz öfke.
Konuşmamız lazım! dedi.
Siz kimsiniz? dedim.
Yardımcı olabilir miyim?
Yangında yaptığını biliyorum!
Ne yaptım? dedim.
Bilerek yaptın!
Utanmazsın!
Arkamda Emirin sandalyesi hareket etti.
Kapıyı vücudumla doldurdum.
Siz kimsiniz ve neyi kast ediyorsunuz?
Anneme apartmanı bıraktırıyorsun!
Aptal mıyım?
Manipülasyon yapıyorsun!
Annemi dedi, Emine Teyze. On yıldır yanındayım.
Senin varlığını hiç görmedim.
Senin sorunun değil.
Benim kapıma geldiniz, artık sorun benim.
Sen annemi kullanıyorsun, kahramancılık oynuyorsun, vasiyet değişiyor.
Senin gibiler hep masum rolü yapar.
Konuyu kapatıyorsunuz dedim.
Arkamda çocuk var.
Daha fazlasını onun önünde istemiyorum.
Bana öyle yaklaştı ki eski kahve kokusu burnuma geldi.
Bitmedi.
Ben her şeyimi alacağım!
Kapıyı kapattım.
O engellemedi.
Emir koridorda, yüzü bembeyaz.
Baba, kötü bir şey mi yaptın?
Hayır.
Doğru olanı yaptım.
Bazı insanlar bunu yapamayanların doğru yapanı kıskanmasını kaldıramaz.
Bize zarar verir mi?
Fırsat vermem.
Sen güvenedesin, bu önemli.
Mutfağa döndüm.
İki dakika sonra tekrar bir gürültü.
Bu sefer Emine Teyzenin kapısında.
Adam yumruğunu kapıya vuruyordu.
ANNE!
KAPIYI AÇ!
Telefonumu elime alıp, koridora çıktım.
Alo, dokuzuncu katta yaşlı bir kadına saldıran, tehdit eden bir adamı ihbar etmek istiyorum.
Adam bakışlarını bana dikti.
Bir daha vurursa arayacağım.
Koridorda kamera da var, kanıt gösteririm.
Küfür ederek merdivene yöneldi.
Kapısı kapandı.
Emine Teyzenin kapısını hafifçe tıklattım.
Benim, gitti.
İyi misiniz?
Kapı hafif açıldı, elleri titriyor, yüzü soluktu.
Üzgünüm, seni rahatsız etmek istemedim.
Siz özür dilemeyin.
Polis mi arayayım?
Ya da apartman görevlisini?
Titredi.
Hayır, daha çok sinirlenir.
Vasiyetle ilgili doğru mu?
Apartman
Gözleri doldu.
Evet, apartmanı sana bıraktım.
Birkaç saniye şok oldum.
Neden?
Bir oğlun var.
Oğlum hiç ilgilenmiyor.
Sadece parasını alıp gidiyor.
Huzurevi lafı etti, sanki eski bir eşyayım.
Senin için biz varız, Emir seni çok seviyor.
Kekler, sohbetler, birlikte zaman geçiriyor.
Islak bir gülümseme oldu: Duymuştum, hoşuma gidiyor.
Bunu istediğim için yardıma gelmedim, yine yukarı çıkardım.
Biliyorum.
Sana güvendiğim için bıraktım.
Başımı salladım.
İçeri girdim, ona sarıldım.
O da bana kuvvetle sarıldı.
Yalnız değilsin, biz varız.
Ve sizde ben varım dedi.
O gece onun masasına oturduk, yemeği kendisi yapmakta ısrar etti.
İki kere kucağımda indin.
Emire yanık peynir vermeni istemem.
Emir masa hazırladı.
Emine Nine, yardım lazım mı?
Sen otur, gerekirse kırmızı kalemle ödev veririm.
Sade makarna ve ekmek yedik, uzun zamandır en güzel yemekti.
Emir, bakıp Şimdi gerçek bir aile miyiz? dedi.
Emine Teyze başını eğdi.
Gramerini her zaman düzelteceğime söz verir misin?
Emir inledi: Evet, galiba.
O zaman evet, aileyiz.
Gülümseyip yemeğine döndü.
Emine Teyzenin kapısında hâlâ oğlunun yumruk izleri var.
Asansör hâlâ inliyor.
Koridorda yanık ekmek kokusu yine var.
Ama Emirin gülüşünü kendi dairesinde duyunca ya da Emine Teyze kapıya kek bıraktığında, sessizlik artık daha hafif.
Bazen, aynı kanı taşıyanlar gerektiğinde yanında olmuyor.
Bazen, komşun ateşe geri dönüyor seni kurtarmak için.
Ve bazen, dokuz kat aşağıya birini taşırken, ona sadece hayatını değil, ailende yer açmış oluyorsun.
Bugün bunu öğrendim.
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



