Yirmi yıldır evliydim ve bugüne kadar hiçbir tuhaflık hissetmemiştim. Eşim işi gereği sıkça şehir dışına çıkardı; ben de buna alışmıştım. Mesajlarıma geç yanıt verir, eve yorgun döner ve Toplantılar çok uzadı, derdi. Telefonunu karıştırmaz, gereksiz sorgulamazdım. Güvenirdim ona.
Bir gün yatak odasında çamaşırları katlarken, ayakkabılarını bile çıkarmadan yatağa oturdu ve şöyle dedi:
Lütfen beni kesmeden dinle.
O anda bir şeylerin yolunda gitmediğini anladım. Bana başka bir kadınla görüştüğünü söyledi.
Kim olduğunu sordum. Birkaç saniye sustu, sonra adını açıkladı. Kadın onun ofisinin yakınında çalışıyormuş. Eşimden daha gençmiş. Ona âşık olup olmadığını sordum. Emin olmadığını ama onunla kendini farklı, daha az yorgun hissettiğini ifade etti. Ayrılmayı düşünüp düşünmediğini sordum. Cevabı nett i:
Evet, artık rol yapmak istemiyorum.
O gece salonda uyudu. Ertesi sabah erken çıktı ve iki gün eve uğramadı. Döndüğünde, avukatla görüştüğünü söyledi. Hemen boşanmak istediğini, olaysız biçimde halletmek istediğini belirtti. Ne alacağını, neleri bırakacağını anlatmaya başladı. Ben sadece sustum, dinledim. Bir haftadan kısa sürede evi terk etmiştim bile.
Önümde zorlu aylar vardı. Eskiden paylaştığımız evraklar, faturalar, kararlar artık yalnızca bana aitti. Hayatımla tek başıma başa çıkmam gerekiyordu. Dışarı daha fazla çıkmaya başladım; aslında istekten çok zorunluluktan. Sırf evde yalnız kalmamak için gelen davetleri kabul ettim. Bir gün Kadıköyde bir kafede sırada beklerken bir adamla sohbet ettik. Konuşmamız çok sıradandı: hava, kalabalık, gecikmeler.
Bakışlarımız sık sık buluştu. Küçük bir masa başında oturduğumuz bir gün bana yaşını söyledi; benden on beş yaş küçüktü. Bununla ilgili tuhaf bir espri yapmadı, durumu olağan karşıladı. Benim yaşımı sordu, sonra sohbetimizi sürdürdü; sanki yaş farkı önemsizmiş gibi. Yeniden buluşmayı teklif ettiğinde kabul ettim.
Onunla her şey çok farklıydı. Ne büyük sözler, ne tatlı vaatler vardı. Günün nasıl geçti? diye sorar, gerçekten dinlerdi. Boşanmamdan bahsettiğimde konuyu değiştirmez, yanımda oturur sabırla dinlerdi. Bir gün doğrudan beni sevdiğini söyledi ve zor bir dönemden geçtiğimi bildiğini ekledi. Ben de ona artık hata yapmak istemediğimi, kimseye bağımlı olmak istemediğimi anlattım. Ben seni kontrol etmek ya da seni kurtarmak gibi bir niyetim yok, dedi.
Aylar sonra eski eşim birinden duymuş. Telefon açtı, uzun zamandır konuşmamıştık. Sordu: Gerçekten benden genç biriyle mi çıkıyorsun? Evet, dedim. Utanmıyor musun? dedi. Asıl utanması gereken senin ihanetin, dedim. Bir şey demeden telefonu kapattı.
Beni başka biri uğruna terk etti ve ben boşandım. Ama hiç aramadığım, beklemediğim biri çıktı karşıma; bana değer veren ve seven biri.
Hayatın bana verdiği bir hediye mi bu? Bilemiyorum, ama belki de bazen yaşamın armağanları tam da kırıldığımız yerden doğuyor.




