Seni Kaybetmekten Korkuyorum

İşte burası benim evim, gülümseyerek söyledim, Elifi daireye davet ederken.
Sen içeri geç, ben şimdi geliyorum.
Elif tereddütle kapıdan adımını attı, etrafa tedirgin gözlerle baktı ve bir türlü ayakkabılarını çıkarmadı.
İçinde bir huzursuzluk vardı
Ben tekrar antrede göründüğümde, onun gözlerindeki saf korkuyu görünce, elleri titremeye başladı ve hiçbir açıklama yapmadan hızla kapıdan çıkıp gitti.
Elif!
Nereye gidiyorsun?!
Kapının ardında kaldım, şaşkınca açık kapıya, sonra yanı başımdaki Kremin yüzüne baktım O güzel akşamın böyle bir sonla biteceği aklımın ucundan bile geçmemişti.
O gece Elife defalarca ulaşmaya çalıştım ama telefonlarım hep cevapsız kaldı.
Sonunda en yakın dostum Canla buluşmaya karar verdim, içimi dökmeye ve belki bir akıl almaya ihtiyacım vardı.
Hiçbir şey söylemeden öylece kaçıp gitti mi?
diye şaşkınlıkla sordu Can, olanları anlatınca.
Evet, hiçbir şey demeden kaçtı gitti.
Yüzü sanki bir hayalet görmüş gibiydi
Kafamdaki düşünceleri dağıtmak için elimdeki kahve kupasını masaya bıraktım.
Ne oldu, neye bu kadar korktu, hiç anlamıyorum, dedim.
Belki konuşmak istemiyordur, ama yine de sormayı denedin mi?
Denedim, tabii.
Dünden beri hiçbir aramama cevap vermiyor.
Evine gittin mi?
Yok, Elifi sadece apartmanın kapısına kadar bıraktım, hangi dairede kaldığını bilmiyorum.
Tuhaf bir durum gerçekten
Çok garip Halbuki her şey ne güzel başlamıştı.
Belki henüz hiçbir şey bitmedi, hemen pes etme derim.
Sanmıyorum, pek de umut kalmadı.
Elif fikrini değiştirmiş gibi.
Başka da aklıma bir şey gelmiyor.
Pazartesi işte yine göreceksiniz birbirinizi.
O zaman konuşup öğrenirsin olup biteni.
Belki de bir yanlış anlaşılmadır.
İlk kez Elifle tıklım tıklım dolu bir otobüste tanışmıştık.
Kimse genç bir kıza yer vermek istememişti, ben ise hemen ayağa kalkıp ona yerimi teklif ettim.
Yanında dikilip seyahat boyunca kendimi gülümsemekten alamamıştım, çünkü Elif bana çok sevimli gelmişti.
Her ne kadar onunla tanışmak istesem de, birincisi işime yetişmem gerekiyordu, ikincisi de herkesin gözü önünde tanışma alışkanlığım yoktu.
Zaten ona ne diyebilirdim ki?
“Merhaba, ben Berk.
Bu da numaram, akşam ararsan sevinirim,” mi deseydim?
Hem komik, hem de çok sıradan
Bu yüzden otobüsten indiğimde, onun inmeyi beklemeden doğrudan ofise doğru yürüdüm.
Yolda, nedense Elifin arkamdan geldiği hissine kapıldım ama arkamı dönüp bakmadım, bunun imkansız olduğunu düşündüm.
Kendini kandırıyorsun, sadece çok istiyorsun dedim içimden.
Gerçekten istiyordum ama hayatta öyle olmuyordu: Kızı görürsün ve hemen sonsuz aşk başlar gibi hayat romanı.
Tüm gün masada otururken Elifi aklımdan çıkarmak için uğraştım ama başaramadım.
Excel dosyası ararken gözümün önünde hep onun bakışları canlanıyordu.
Mail kutumu açınca tebessümünü gördüm sanki.
Sanki bir tür büyü gibiydi.
O yüzden, genel müdürümüz Yusuf Bey kapıdan içeri, yanında Elifle girince bana gerçek dışı geldi.
Herhalde kafam bozuldu diye geçirdim içimden.
Ama Elif gerçekti, hatta artık benimle birlikte aynı ofiste çalışacaktı.
Bunun kader olduğuna inandım o an.
Elif, dedi gülümseyerek yanıma gelince.
Zaten diğer herkesle tanışmıştı, sona beni bırakmışlardı.
Berk, memnun oldum dedim.
Ondan fazlasını söyleyemedim.
Belki de hem şaşkın hem de heyecanlıydım.
Ama içimde bir şeyler kabarıyordu, derinlerde büyüyen bir his vardı.
Tanımlayamadığım bir çekim.
Günler ilerledikçe, Elifle her karşılaşmam bana garip bir enerji veriyordu
…Gökyüzündeki bir yıldızı indirmek, denizin dibinde inci bulmak ya da dağları devirmek ister gibi Sırf onun dikkatini çekmek için her türlü çılgınlığı yapmaya hazırdım.
Bir akşam yine bizim semtin parkında Canla köpeklerimizi gezdirirken Elifi öyle bir anlattım ki, neredeyse şair kesildim.
Sen fena âşık olmuşsun, kardeşim!
Sence de mi öyle?
dedim şaşkınlıkla.
Kesin öyle!
Ben Ayşeyi ilk gördüğümde aynı şeyi hissettim.
Sonsuza dek yanında olmak istemiştim.
Bende de öyle!
Ne zaman onu görsem öyle düşünüyorum.
O zaman davet et bir yere, kahveye, sinemaya
Kabul eder mi dersin?
Denemeden bilemezsin.
Geç kalırsan başkasına kaptırabilirsin.
Ya hayatında biri varsa?
Böyle pat diye çıkmak garip olmaz mı?
Olsa da önemli değil.
Arkadaş kalır, geçer gidersin.
Denemeden kaybetmezsin, en fazla hiçbir şey kazanmamış olursun.
Bu tavsiyeye uydum.
Bir iş çıkışı Elifin yanına yaklaşıp, biraz utangaç ama kendimden emin şekilde sordum:
Yanlış anlama ama birlikte bir yere gitsek mi bu akşam?
Mesela bir kahve içmeye ya da sinemaya?
Elif gülümsedi ve hemen kabul etti.
Küçük bir kafede çay içtikten sonra gecenin ilerleyen saatlerine kadar bomboş sokaklarda yürüdük, sonra ben onu evine kadar bıraktım.
Hayal ettiğimden de güzeldi vakit geçirmek.
Vardığımda, köpek Kremle geç kaldığım akşam yürüyüşünü telafi etmek için bir saat mahallede dolaştık.
O gece boyunca ve sabaha kadar yatakta tavana bakarak hayaller kurdum
Hayalimde Elifle nişanlandığımızı, birlikte yaşadığımızı, çocuklarımız olduğunu, hafta sonları çoluk çocuk pikniğe gittiğimizi canlandırıyordum kafamda.
Hatta bu hayalin yakında gerçek olacağına inanıyordum
Üç ay böyle geçti.
Hayatımın en güzel üç ayıydı bu.
Bu sürede ne çok şey yaşadık.
Restoranda akşam yemekleri, sinemada romantik filmler, yaz akşamı yağmurunda kimselere aldırmadan edilen öpücükler
Elif inanılmaz biriydi.
İyi huylu, neşeli, utangaç, fedakâr ve çok nazikti.
Ona rastladığım için kadere hep minnet duydum.
Fakat
Tek sorunum şuydu: Elifle buluşmalarımızdan sonra eve dönünce mutlaka Kremi de gezdirmem gerekiyordu.
Evde yalnız yaşadığım için köpeği dolaştıracak başka kimse yoktu.
Bu da bana bazen sıkıntı oluyordu.
Birkaç defa birlikte gezdirelim mi diye teklif ettim ama Elif nedense buna pek sıcak bakmadı.
Hemen susuyor, bakışlarını kaçırıyor ve sonunda reddediyordu.
Sadece biz çıksak?
Mesela bir yere oturursak köpekle giremeyiz ya da sinemaya gidecek olursak.
Haklısın, dedim, razı oldum.
Sonra ona evlenme teklif ettim ve taşınmasını istedim.
Evlilik teklifimi kabul etti ama taşınma konusu açılınca garip davrandı.
Elif, sanki birlikte yaşamaya karşı değildi ama hep erteliyordu bu kararı.
Elif, bak düğünü seneye yaparız ama hemen birlikte yaşayabiliriz.
Yanımda olman beni rahatlatıyor.
Ev sahibine yıl sonuna kadar söz verdim, zor durumda bırakmak istemem, dedi.
Dilersen kalan kira parasını ödeyebilirim, ama şimdi gel benim evimi gör, Kremle de tanışırsın.
Çok seveceğine eminim.
Elif bir anda keyifsizleşti ama yine de geldi.
Beni sevdiği için, içindeki korkuyla yüzleşmeye karar vermişti.
İşte burası benim evim, diyerek gülümsedim, onun içeri geçmesini söyledim.
Gir, ben hemen geliyorum.
Elif ürkekçe içeri adım attı, etrafa sinirli bakışlarla göz gezdirdi ve ayakkabılarını çıkarmakta pek acele etmedi.
İçinde bir sıkıntı vardı.
Ben geri döndüğümde ise gözlerinde gerçek bir dehşet gördüm, elleri titredi ve hiçbir şey söylemeden, jet hızında evden fırladı gitti.
Elif kaçınca, ben şaşkın şaşkın kalan kapıya, sonra da yanı başımdaki Kreme baktım.
Böyle bir final hiç beklemiyordum.
Ona ulaşamayınca, yine Canla buluştum.
Olanları bir bir anlattım.
Sonra pazartesiye kadar beklemeye, ofiste konuşmaya karar verdim.
Pazartesi sabahı, Elifin her zamanki gibi erkenden geleceğini düşünüyordum ama gelen her otobüste onu aramaktan kendimi alıkoyamıyordum.
Yoktu.
Ya başına bir şey geldiyse? diye içim içimi yedi.
Neredeyse şefi arayıp bugünlük izin isteyecektim ki, aniden Elifi kaldırımda yürürken gördüm.
Saçları dağılmış, yüzünde yaşlar, gözlerinde derin bir hüznün gölgesi.
Elif, bekle!
Birdenbire durdu, geri döndü, göz göze gelince gözleri bulutlandı.
Elif, ne oldu?
Niye kaçtın?
Niye telefonlarıma dönmüyorsun?
İki gündür kafayı yedim, nolur anlat ne oluyor?
Berk, özür dilerim.
Sebep ne peki?
Mesaiye birkaç dakika kaldı.
Akşam konuşalım mı her şeyi?
Evlilikten mi vazgeçtin?
Benimle yaşamak istemiyor musun?
Elifin elini tuttum, bırakmak niyetinde değildim.
İki gündür öldüm öldüm dirildim.
Ne olur, burada şimdi anlat.
Neden kaçtın?
Özür dilerim, Berk, ama birlikte yaşamamız mümkün değil, dedikten sonra ağlamaya başladı.
Neden ama?
Neyim eksik, seni kırdıysam affet?
Hayır, kırmadın.
Peki sorun ne?
Gözyaşlarını silip derin bir nefes aldıktan sonra bana döndü:
Korkuyorum…
Neyden?!
Neyden korkuyorsun, sevgilim?
Köpeklerden korkuyorum.
Nasıl yani…
Bizim Krem mi?
Sana o kadar anlattım, çok uysaldır, bir sineği bile incitmez diye.
İçimden şu geçti:
Demek ki, günlerdir başka bir şey ararken asıl mesele buydu
Hayır, sadece senin köpeğinden değil, tüm köpeklerden korkuyorum.
Altı yaşındayken bir pitbul bana saldırdı
Hiç bahsetmedin böyle bir şeyden
Bahsetmedim, çünkü hatırlamak bile istemiyorum.
Çocuk parkında annem alışverişe gitmişti, köpeğin sahibi sarhoşmuş, beni oturduğum banktan kovmak için köpeğini üzerime saldı.
Nasıl kurtulduğumu hala bilmiyorum.
O günden beri köpeklerden hep korktum.
Dinle Elif…
Berk, geç kalacağız.
Kimse bizi beklemez.
Bırak beklesinler Bak, anlıyorum bir travman var ama dışarda da köpek var, hiç korkmuyorsun.
Korkuyorum.
Ama dışarıda, başka yollara sapabiliyorum, insanların yanına yaklaşabiliyorum.
Ama Krem gibi büyük bir köpekle aynı evde yaşamak bana mümkün gelmiyor.
Kusura bakma.
Sorun sende ya da köpekte değil, bendeyim.
Bu bana çok saçma geliyor
Berk, denedim Senin için denedim bugün de geldim.
Ama olmadı.
Panik atak geliyor.
Olmaz.
Yapamıyorum, kusura bakma
Ne desem bilemiyorum, dedim sonra Cana her şeyi anlatınca.
Seviyorum ama birlikte olamıyoruz, olur mu böyle?
Peki Kremden vazgeçmeyi düşünmüyorsun, değil mi?
diye sordu Can.
Asla!
Böyle birşey aklıma bile gelmez!
Hem Krem’i hem Elif’i seviyorum.
O zaman mutluluğun için savaşman lazım.
Nasıl?
Bak, köpek korkusu bir alerji değil.
Çalışılır, aşılır.
Ona yardım etmelisin.
Gerekirse bir psikologdan destek alsın.
Aldı, ama fayda etmedi.
Kendi korkusuyla mücadele etmeye çalışacakmış ama bir şey vaad edemiyor.
Yine de çabalaması önemli.
Başkası olsa ya ben ya köpek derdi.
Senin Elifin sorunu çözmeye hazır.
Ona yardım etmek sana düşer.
Bunu da sen yapamayacaksan kim yapacak?
Sence nasıl olur?
Evde üçümüz buluşmayın şimdilik.
Önce parkta, doğada kısa yürüyüşler yapın.
Ormanda mesela.
Hem kalabalık olmaz, rahat olur.
Olur mu bilmiyorum, dedim ama içimde yine bir umut doğmuştu.
Zamanla görecek ki Krem zararsız, korkmadan yanında bulunabilecek.
Denemeye değer.
Bir gün Elif apartmanın önüne indiğinde yanında ödünç aldığım bir SUVuxla bekliyordum.
Araba mı aldın?
diye şaşırdı Elif.
Yok ya, Canın arabası.
Krem için de bagajda geniş yer var.
Sen ön koltukta, o bagajda kalacak.
Hiçbir sorun olmaz.
Tamam
Kabul etti, ama en ufak bir terslikte döneriz dedi.
Bir saat sonra ormanın kenarındaki açıklıkta durduk.
Elifin arabadan inmesine yardım ettim, sonra Kremi kontrollü bir şekilde çıkardım.
Buralar ne güzelmiş, dedim.
Hakikaten
Hemen lastik çizmelerimizi giyip çamurlu araziye uyum sağladıktan sonra ormana girdik.
Yolda ben Kremle top oynadım, böylece Elifin gözünde köpek aktif ama sevecen görünüyordu.
Nasıl hissediyorsun, Elif?
Ne desem bilemiyorum dedi, gözlerini Kremden ayırmadan.
Bak sevgilim, her köpek birbirine benzemez.
Sana saldıran başka köpekti; eğiten insan kötüydü.
Hepsi öyle değil.
Onları bu kadar korkutucu görmen gereksiz.
Biliyorum diye mırıldandı.
Onu biraz daha rahatlatmak için dedim ki:
Yeter ki onlara bir şans ver.
Bir iki defa daha böyle gezersek korkun da geçer.
Topu Kreme attım, o da heyecanla arkasından koştu.
Hav hav!
diye havladı Krem.
Elif korkudan ürperdi, gözleri büyüdü.
Kızdı mı bana?
Hayır, dedim kahkaha atarak.
Sadece çok sevindi, topunu buldu.
Onun en sevdiği oyuncağı bu.
Krem topunu bulup hemen geri getirdi, sonra bir kaç metre ötede yeni koşuya hazırlandı.
Sen de atmak ister misin?
diye sordum.
Korkarım.
Gözünü kapat, öyle at, dedim.
Hadi, sadece bir defa dene.
Tereddüt ederek, topu alıp gözlerini kapadı ve bütün gücüyle fırlattı.
İşte bu!
dedim, gülerek.
Krem, getir bakayım!
Krem yine topun peşinden gitti.
Bir süre ortalık sakindi, sonra köpek tekrar seslice havladı.
Bak gördün mü, buldu valla!
Akıllı kızım.
Sözümdan hiç çıkmaz.
Artık eve dönsek mi?
dedi Elif.
Tabii, dedim.
Krem nerde kaldın kızım?
Ama Krem geri gelmedi.
Yine de sesini, havlamasını duyuyorduk.
Neyse, ben bakayım başına ne geldi, dedim ve yanına gittim.
Beraber gelmek istiyorum!
Zorlukla çalıların arasından geçip Kremi gördüğümüzde, o azgın bir şekilde yerde duran topa, suyun üzerinde havlıyordu.
İşte anlaşıldı mesele, dedim gülerek.
Noldu?
diye telaşla sordu Elif.
Krem sudan korkar da, topu alamıyor!
Kendim girmek zorunda kalacağım, ne iyi çizme giymişiz.
Krem sudan mı korkuyor?
Ben köpeklerin hiçbir şeyden çekinmediğini sanıyordum!
Her köpeğin de bir korkusu var.
Ben Krem’i yıllar önce gezide, dereden kurtardım.
O günden beri sudan çekinir.
Yağmurda sorun yok ama gölcükleri dolaşıp geçer hep.
Bir şey olmaz, bekle beni.
Berk, dikkat et, o çamurlu gölet bataklık olabilir Hem kokusu da garip.
Yok Elif, yağmur çok yağdı ya, orası sadece bir su birikintisi.
Bataklık diğer tarafta.
Kreme döndüm:
Kızım, sus bakayım, şimdi alacağım oyuncağını.
Emin adımlarla girdim suya ama bir adım sonra dize kadar gömüldüm.
Krem daha telaşlı havlamaya başladı.
İyi misin Berk?
İyiyim, su beklediğimden derinmiş, merak etme!
Topu aldım, dönüşe geçtim ama adım atmak gittikçe zorlaştı, çamura saplanıyordum.
Çıkmaya az kalmıştı ki, tamamen saplandığımı fark ettim.
Berk, neden çıkmıyorsun?
Çık hadi!
diye bağırdı Elif.
Çıkamıyorum…
Her adımda daha da batıyordum.
Su neredeyse belime gelmişti.
Şaka mı yapıyorsun?
Ciddiyim, galiba bataklığa denk geldim.
Beni dibe çekiyor!
Krem köşede telaşlı, ne yapacağını bilmeden bakınıyordu.
Suya girmek istese de ben hep engellemiştim.
Elif korkmuştu, ben ise bataklığa saplanmıştım.
Elif, bana yardım et, uzun bir dal bulabilir misin diye seslendim.
Titreyen elleriyle telefonunu çıkardı ama az ilerde sinyal yoktu.
Böyle bir şey olacağı tuttu şimdi de dedim kendi kendime
Kremin bana bakıp havlaması Elifi daha da paniğe itti.
O anda aklından kaçmak geçti.
Gözlerinin önüne çocukluğundan kalma kabusu gelmişti.
Ama Ya Berk burada kalırsa? diye düşününce, korksa da kalıp yardım etmeye karar verdi.
Berk, yardım edeceğim!
Çevreye bakıp uygun bir dal buldu ve bana uzattı.
Sıkıca tuttum, Elif canını dişine takıp çekti.
O da yetmeyince Krem aramıza katılıp tüm gücüyle yardım etti.
O an Elif, dev gibi köpeğin yanında olmasından hiç korkmadı.
Çünkü artık sadece sevdiği adamı kurtarma düşüncesi hakimdi.
Bizim ikilinin ve köpeğin ortak emeğiyle ben bataklıktan çıktım.
Çamurlara bulanmış, yorgun ve nefessiz kalmış olsak da, en kötüsünü atlatmıştık.
Size minnettarım, kızlar!
diyerek hem Elifi hem de Kremi sıkı sıkı kucakladım.
Ölümün eşiğinden çekip aldınız beni.
Çok korktum dedi Elif.
Yani umarım yeni bir korku eklenmemiştir, diye espri yaptım.
Evet, şu var.
Seni kaybetmekten senin kadar, hatta köpeklerden daha çok korkuyorum artık.
Elif köpeğe döndü, onu kucakladı.
Teşekkürler Krem!
İyi ki yanımızdaydın!
O akşam sıcak bir duş ve lezzetli bir akşam yemeğinden sonra, büyük kanepemizde Krem, Elif ve ben yan yana, saatlerce köpekli filmler izledik.
O gün hiçbirimiz başka bir şey yapmak istemedik.
Ama en önemlisi: O akşam, hissettik ki, birbirimizi kaybetme korkusu artık hepimizin ortak korkusuydu.
Hayat bana bir kez daha, sevgide cesaretin önemini ve korkularla yüzleşmekten kaçmanın hayatı da, aşkı da zorlaştırdığını gösterdi.
Sevgiyle mücadele etmeden, hiçbir mutlu son yaşanmıyorErtesi sabah, pencerenin kenarında otururken Kremin uykusunda yüzünü bana yasladığını, Elifin salonda huzurla uyuduğunu gördüm.
Güneş, perdelerden süzülüp içeri dolarken, geçmişteki korkulara değil, o anın sessizliğine ve sıcaklığına kulak verdim.
Elif uyandığında, bana gülümseyerek yaklaştı.
Hiçbir şey söylemedi, sadece elimi tuttu.
Sessizce, ama kararlı bir şekilde Kremin başını okşadı.
Artık dokunuşunda korkudan çok minnet ve sevgi vardı.
Hayat bazen birlikte cesaret etmeyi gerektiriyordu; birbirimizin en karanlık köşelerine bile sabırla ışık tutmayı.
O gün anladım ki, gerçek yakınlık; korkularımızı saklamadan, onları paylaşabildiğimizde başlıyor.
Sevgimizin içinde, o korkular hafifleyip bambaşka bir güvene yer bırakıyordu.
O günden sonra Elif yavaş yavaş Kremle barıştı, önce sadece salonda, sonra evin geri kalanında onun varlığını kabullendi.
Her seferinde küçük bir adım daha Ve bazen, en zor adımlar bile sevgiyle kolaylaşıyor.
Bir yıl sonra, balkonda üçümüz, şehre karşı kahvelerimizi yudumlarken, Elif bana dönüp şöyle dedi:
Biliyor musun, bazen hâlâ korkuyorum ama artık yalnız değilim.
Artık ne gelirse gelsin, üçümüz birlikteyiz.
Birlikte güldük; çünkü biliyorduk, bazen bir ilişkiyi büyük anlar değil, tam da böyle küçük zaferler kurtarır.
O anda, hayatın en güzel yanı tam da buydu: Hem korkularımız, hem sevgimiz gerçekti ve ikisiyle de beraber, eksiksiz, tamamlanmıştık.

Rate article
Lifequest
Seni Kaybetmekten Korkuyorum