İşte burası benim evim, dedi Kerem gülerek, genç kızı içeri davet ederken.
Sen geç otur, ben hemen geliyorum.
Zeynep tereddütlü bir şekilde kapıdan içeri adım attı, etrafına telaşla bakındı ve ayakkabılarını çıkarmaya pek niyetli değildi.
İçini huzursuz eden bir şey vardı
Az sonra Kerem tekrar antreye gelince, Zeynepin gözlerinde tarifsiz bir korku dondu, elleri titremeye başladı ve tek kelime etmeden, bir anda evden fırlayıp çıktı.
Zeynep, nereye gidiyorsun?!
Kerem, şaşkınlıkla sonuna kadar açık duran kapıya, ardından yanında duran Baruta baktı.
O güzel akşamın bir anda böyle biteceği aklının ucundan geçmezdi hiç.
Yani, hiçbir şey demeden kaçıp gitti mi?
dedi Barış, Keremin anlattıklarına inanamayarak.
Hiçbir şey demedi, sadece çıktı gitti.
Öyle korkmuş görünüyordu ki, sanki hayalet görmüş gibiydi.
Elindeki birayı kaldırıp uzun uzun baktı Kerem, sonra geri bıraktı.
Anlamıyorum Neden böyle davrandı?
Onu ne bu kadar korkuttu ki?
Sebebi çok olabilir.
Ona sormayı denedin mi hiç, doğrudan?
Sorsam da cevap verebilecekti sanki…
Dünden beri telefona çıkmıyor.
Peki evine gittin mi hiç?
Hayır, sadece apartmanın önüne kadar bırakmıştım.
Hangi dairede oturduğunu bilmiyorum.
Garip bir durum valla.
Konuşma, çocuk gibi…
Oysa her şey ne güzel başlamıştı.
Aptalca bitti.
Belki henüz hiçbir şey bitmemiştir, niye karamsarsın ki?
Bence Zeynep vazgeçmiş gibi.
Başka bir sebep aklıma gelmiyor.
Pazartesi işte görüşeceksiniz, o zaman ne olup bittiğini sorarsın, bakalım sonra ne yapacaksın.
Keremle Zeynepi ilk kez tıklım tıklım dolu bir otobüste karşılaşmıştım.
Kimse genç kıza yer vermek istememişti; oysa Kerem hemen kalkıp ona koltuğunu teklif etti.
Sonra yanında tüm yol boyunca ayakta durdu; yüzündeki gülümseme hiç silinmedi.
Kıza imrenmişti Kerem.
Tanışmak isterdi ama birincisi işe geç kalmak istemiyordu, ikincisi o şekilde, herkesin önünde tanışmak adetinde yoktu.
Zaten ne söyleyecekti ki?
Merhaba, ben Kerem.
Bu da numaram.
Akşam ararsan sevinirim.
Ne kadar da saçma ve sıradan…
Otobüsten iner inmez, kızın da inmesini beklemeden doğruca ofise yöneldi.
Yürürken nedense ona öyle gelmişti ki, genç kız da peşindeydi.
Oysa arkasına hiç bakmadı, buna imkân vermedi.
Sadece çok istiyorsun, ondan böyle geliyor, diye düşündü kendi kendine.
Evet, istiyordu; ama hayatta böyle şeyler olmaz: Birini görüp sonsuza değin âşık olmak…
Sonra bir saat boyunca bilgisayarının başında oturdu, ama o güzel yabancıyı aklından çıkaramadı.
Excel dosyası ararken hep onun gözleri aklında.
Hatta mail kutusundan yeni e-postalarına bakarken, sanki onun tebessümü monitörden Kereme bakıyordu.
Bir nevi büyülenmiş gibiydi.
O yüzden, patronu Hilmi Beyin yanında birini getirdiğini görüp Şaka mı bu! diye içinden geçirdi.
Gerçekten de, yeni kız Zeynepti ve üstelik yan yana, aynı ofiste çalışacaklardı.
Kerem o an bunun bir tesadüf değil, kader olduğuna inandı.
Zeynep, dedikçe kibarca gülümsedi, tanıştırırken.
Ofiste diğer herkesle tanışmıştı, sona Kerem kalmıştı.
Kerem, memnun oldum.
Başka bir şey diyemedi çocuk; afallamış ve heyecanlıydı.
Ama içinde bir kıpırtı vardı.
Sanki kalbi büyümüştü, güçlenmişti.
Onun yanında, dünyadaki bütün yıldızları indirip ayaklarına serecek, denizin dibinden inci çıkaracak, dağları devirecek güçte hissediyordu.
Aynı akşam Barışa şehir parkında, köpeklerini gezdirirken yeni iş arkadaşını anlattı.
Öyle bir anlattı ki Barış hemen meseleyi sezdi.
Kerem, sen âşık olmuşsun dostum.
Öyle mi diyorsun?
Eminim.
Bak, ben de Sibeli gördüğüm anda böyle hissetmiştim.
Yanında yaşlanmak istemiştim.
Evet evet!
Sadece onu görünce hayat boyu sevecekmişim gibi hissediyorum.
O zaman davet et bir yere.
Bir kafeye, sinemaya falan.
Denemeden bilemezsin.
Ya kabul etmezse?
Sorarsın.
En kötü ihtimalle reddeder.
Denemeden anlamazsın.
Hem yavaş davranırsan, başkası kapar onu.
Ya mevzusu varsa?
Sevgilisi, nişanlısı Davet ederim de yanlış bir şey olursa?
O zaman sadece iş arkadaşı olursun.
Yine de şansını dene.
Kerem denedi de.
Mesai sonrası, Zeynepi otobüs durağında bulup utana sıkıla, kızararak:
Yanlış anlama ama bu akşam bir yerlere gitmek ister misin?
Bir kahve içsek ya da film izlesek?
Zeynep gülümseyip kabul etti.
Bir kafede kahve içtiler, sonra boş sokaklarda gece epey yürüdüler.
Kerem onu evine bıraktı.
Her şey düşündüğünden çok daha güzel geçti.
Eve varınca Barutla saatlerce parkta dolaştı, çünkü akşam yürüyüşünü kaçırmıştı.
O gece sabaha kadar gözünü tavana dikip hayal kurdu.
Zeynepe nasıl evlenme teklif edeceğini, nasıl birlikte bir hayat süreceklerini, çocukları olduğunda ailece hafta sonları pikniğe, çayır çimenlere gideceklerini, kim bilir niye, sanki bu hayaller yakın zamanda gerçekleşecekmiş gibi hissediyordu.
Üç ay geçti.
O üç ay, Keremin hayatındaki en güzel zamanlardı.
Birlikte nice akşam yemekleri yediler, büyük ekranda romantik filmler izlediler, sıcak yaz yağmurlarında öpüşüp sokaktakileri umursamadılar.
Zeynep inanılmaz bir kızdı.
Nazik, neşeli, zekasıyla herkesi büyüleyen Bir yandan utangaç, terbiyeli…
Kısacası Kerem, onu ancak yazgısına minnet duyardı.
Tabii
Tek problem, Zeynep ile geçirdiği akşamlardan sonra, Keremin Barutu mutlaka gezdirmesi gerekiyordu.
Evde yalnız yaşadığı için Barutla yürümek onun işiydi ve akşam saatleri buna pek elverişli olmuyordu.
Birkaç kez, Üçümüz birlikte gezsek? diye teklif etti, ama Zeynep nedense bu konuda hep bir bir garipleşiyordu.
Susup yüzünü yana çeviriyor, sonunda da nazikçe reddediyordu.
Boşver, baş başa daha iyi.
Belki sinemaya gideriz, kahve içeriz Köpeği kafe veya sinemaya götüremeyiz ki.
Haklısın tabii, deyip geçerdi Kerem.
Sonra Kerem ona evlenme teklifi etti ve birlikte yaşamayı da önerdi.
Evlenmeyi kabul etti, ama birlikte aynı eve taşınma teklifine garip davrandı Zeynep…
Sanki kabul etti ama taşınmayı hep erteledi.
Zeynep, biliyorum, düğünümüz seneye olacak ama birlikte yaşamaya başlasak bile güzel olurdu.
Sen yanımda olunca kendimi huzurlu hissediyorum.
Ev sahibine yıl sonuna kadar çıkmayacağıma söz verdim, onu zor durumda bırakmak istemem.
Kaç aysa eksik kirasını ben öderim.
Şimdi gel, evimi göstereyim; hem Barutla da tanışırsın.
Eminim çok seversin.
Zeynepin suratı hemen düştü, ama gelmeye razı oldu.
Kerem’i seviyordu, kendiyle savaşıp bu korkuyu yeneceğini düşündü.
İşte burası benim evim, dedi Kerem.
Sen geç otur, ben hemen geliyorum.
Zeynep tereddütle içeri adım attı, tedirginliği gözlerinden okunuyordu.
Az sonra Kerem tekrar antrede belirince, Zeynepin gözlerinde korku donmuştu; elleri titredi, kelime etmeden kapıdan fırladı.
Zeynep, nereye?
Şaşkınca açık kapıya bakan Kerem, yanındaki Baruta baktı.
O akşamın böyle biteceği aklına bile gelmezdi.
Zeynepe tekrar tekrar ulaşmaya çalıştı ama genç kız telefona cevap vermiyordu.
Kerem o anda Barışla buluşmaya karar verdi.
Konuşmaya, dertleşmeye, akıl almaya ihtiyacı vardı.
Barışla dertleştikten sonra, Pazartesiyi, ofiste Zeynepi beklemeye karar verdi.
Kerem, sabah erkenden otobüs duraklarında, buğulu camlarda Zeynepi arayıp durdu.
Normalde yarım saat erken gelirdi kız, ama o sabah ortalarda yoktu.
Bir şey mi oldu acaba? diye düşündü.
Tam patronunu arayıp izin isteyecekken, yolda yürüyen Zeynepi gördü.
Saçları dağılmış, ağlamış; üzgün gözlerle…
Zeynep, bekle!
Genç kız birden durdu, Keremi görünce iyice çöktü.
Noldu Zeynep?
Niye kaçtın, neden telefona bakmıyorsun?
Ne düşüneceğimi bilmiyorum artık.
Özür dilerim, Kerem.
Ne oldu peki?
Beş dakika var mesaiye.
Akşam konuşsak olmaz mı?
Evlenmekten vaz mı geçtin?
Beraber yaşamak istemiyor musun?
dedi Kerem, Zeynepin elini tutarak.
İki gündür uykusuzum.
Burada söyle, hemen Neden kaçtın?
Affet Kerem Biz birlikte yaşayamayız, dedi Zeynep, gözyaşlarını tutamayarak.
Neden?
Ne oldu?
Bir yanlış mı yaptım?
Hayır.
Peki ya ne?
Zeynep gözyaşlarını sildi, Kereme baktı:
Korkuyorum
Neden korkuyorsun?
Söyle sevgilim!
Köpeklerden
Nasıl yani?
Baruttan mı?
Çok iyi huylu olduğunu, hiç kimseye zarar vermeyeceğini anlattım sana.
İçinden, Demek ki sorun gerçekten köpekteymiş diye geçirdi Kerem.
Hayır, sadece onun köpeği değil…
Ben tüm köpeklerden korkuyorum.
Altı yaşımdayken bir pitbull köpeği bana saldırmıştı
Bana bundan bahsetmemiştin
Evet, anlatmadım.
Hâlâ hatırlamak bile kabus gibi.
Parkta oynuyordum, annem markete gitmişti, köpeğin sahibi sarhoştu, beni oturduğum banktan kovmak için köpeğini üstüme saldı.
Şans eseri, kurtulmuştum.
O günden beri köpek görünce panik oluyorum.
Bak Zeynep
Kerem, mesaiye geç kalacağız.
Herkes burada kavga etmemizi beklemeyecek.
Beklesin Farkındayım ki bu bir travma.
Ama dışarıda onlarca köpek var, yolda karşılaşınca korkmuyorsun.
Korkuyorum.
Ama dışarıda kaçacak yolum var.
İnsanların arasına karışabiliyorum, korkumu bastırabiliyorum.
Ama aynı evde o kadar büyük bir köpekle yaşayamam.
Affet beni.
Sorun seninle ya da Barutla ilgili değil, sorun bende.
Ama bu biraz garip değil mi?
Elimden geleni yaptım, yemin ederim Bu yüzden senin evine kadar geldim, belki aşarım sandım.
O an hiçbir şey olmadı ama
Olmadı, evet.
Ama içim içimi kemirdi, panik ataklar başladığında kontrol edemiyorum kendimi Yenebileceğim sandım, başaramadım…
Affet.
İşte böyle dedi Kerem derin bir nefesle, Barışa olan biteni anlatırken.
Gerçekten, ne yapacağımı bilmiyorum.
Onu seviyorum; o da beni.
Ama birlikte yaşayamıyoruz.
Böyle bir şey olur mu?
Barutu gönderecek değilsin ya?
dedi Barış.
Hayır tabii!
Onu da çok seviyorum, Zeynepi de.
Ama bunların ikisini de kaybetmek istemem.
Demek ki mutluluğun için mücadele etmen gerek.
Nasıl?
Sevgili kardeşim, köpek korkusu bir hastalık değil ki Bunun üstüne gidilebilir.
Ona korkunun üstesinden gelmekte yardım etmelisin.
Belki bir uzmandan yardım alırsınız.
Denemiş aslında, psikoloğa gitmiş.
Fayda etmemiş mi?
Yok.
Zeynep elinden geleni deneyeceğini, ama kesin bir şey vaat edemeyeceğini söylüyor.
Bu bile bir şey.
En azından çözmek istiyor.
Başkası olsa, Ya ben, ya köpek, derdi.
Zeynep ise çözüm arıyor yardım etmelisin.
Yardım etmezsen kim edecek?
Nasıl yapacağımı bilsem
Bence evde üçlü buluşmalar yerine, açık havada birlikte yürüyüş yapmalısınız.
Mesela ormanda, kimse olmadığı yerde.
Öyle daha rahat olur.
Sence işe yarar mı?
Keremin gözlerinde küçük bir umut parladı.
Tabii ki.
Zamanla Zeynep Barutun ona hiç zarar vermeyeceğini görecek.
Deneyin derim ben.
Bir pazar sabahı Keremin, apartman önünde bir cip ile beklediğini gören Zeynep şaşırdı.
Nereden çıktı arabalar?
Arkadaşım verdi, köpekler için özel bölmeliymiş.
Barut bagajda kalacak, korkma.
Sen de önde oturursun.
Emin misin bu iyi bir fikir?
Korkma, ormandayız, gerekirse hemen döneriz.
Ormana vardıklarında ayakkabılarını çıkarıp, yağmur sonrası çamurlara inat lastik çizmelerini giydiler ve doğada yürümeye başladılar.
Kerem bir yandan Barutla top oynadı, amaç Zeynepin köpeği gözünün önünde unutmasını sağlamaktı.
Ne hissediyorsun Zeynep?
Ne bileyim Şaşkınım, pek bir şey diyemem.
Gözünü Baruttan ayırmıyordu.
Bak sevgilim, köpekler de insanlar gibi farklıdır.
Sana zarar veren başka bir köpekti, bunun suçu yok.
Hayvanların hepsi öyle değil.
Barut sana asla zarar vermez.
Biliyorum
Birkaç kez daha böyle yürürsek, korkunu yeneceğine inanıyorum.
Bu anda Kerem, tenis topunu çalılıklara doğru fırlattı ve Barut hemen koşturdu.
Hav hav!
diye sevincini belli eden bir sesle havladı Barut.
Zeynep korkudan büzüştü, elleri titredi.
Neden havladı, kızdı mı bana?
Yoo, mutlu olduğu için Topunu bulunca hep böyle sevinir, dedi Kerem, Zeynepi kucaklayıp gülerek.
Barut topu getirdi, biraz kenara çekilip yeni bir atış bekler oldu.
Hadi sen de dene, dedi Kerem.
Korkarım.
O zaman gözlerini kapa, gülümseyerek.
Bir defa dene ne kaybedersin ki?
Zeynep, Keremin kolundan aldığı temiz topu eline alıp, gözlerini sımsıkı kapadı ve olabildiğince uzağa fırlattı.
Aferin!
dedi Kerem.
Barut çabuk getir!
Barut yine zıplaya zıplaya topun peşinden gitti.
Bir süre ses gelmedi, sonra gene havlamalar duyuldu.
Bak buldu Gerçekten çok akıllı hayvandır.
Gözüm gibi severim.
Kerem, dönsek mi artık?
dedi Zeynep.
Tabii, olabilir.
Barut, neredesin?
Fakat Barut hâlâ topu getirmemişti, yalnızca olduğu yerde havlamaya devam ediyordu.
Neyse, ben gidip bakayım ne oldu, diye homurdandı Kerem.
Bekler misin burada?
Yok, ben de geliyorum!
Zar zor çalıları aşıp Barutun yanına vardıklarında, köpeği küçük bir su birikintisinde topa doğru havlarken buldular.
Hah Meğer sebep buymuş, dedi Kerem.
Ne varmış?
diye tedirgin sordu Zeynep.
Barut suya girmeye korkar, top orada kalmış.
Ben çıkartırım, iyi ki çizmemizi giydik.
Barut sudan mı korkuyor?
Ben, köpeklerin hiçbir şeyden korkmadığını sanırdım.
Hepsinin korkusu olur.
Altı yıl önce bir gezi sırasında, Barutu derenin kenarında bulmuştum.
O gün bugün, suya gitmez.
Yağmurda geçer ama birikintilere basmaz.
Bekle, hemen halledeceğim.
Kerem, dikkat et, orası bataklık olmasın Çevrede yosun, tuhaf bir koku var.
Yok, sadece yağmur suyu.
Bataklık ilerde.
Baruta seslendi:
Hadi oğlum, şimdi çıkartıyorum oyuncağını.
Bekle.
Kerem, suya adım atınca birden dizine kadar batacak kadar derinleştiğine şaşırdı.
Barut daha da endişeli havladı.
İyi misin Kerem?
İyiyim, sadece derinmiş.
Hemen geliyorum.
Topu yakaladı; dönerken ayağı fena halde çamura saplanmaya başladı.
Bir iki adım sonra, artık ayaklarını çıkartamaz hale geldi.
Ne oldu, niye çıkmıyorsun?
diye seslendi Zeynep.
Çıkamıyorum.
Uğraştı ama olmadı.
Su neredeyse beline varıyordu.
Nasıl yani?!
Sanırım haklısın Burası bildiğin bataklık.
Hızla çekiyor aşağıya.
Barutun telaşı artmıştı.
Zeynep de paniğe kapılmıştı.
Yaklaşmaya korkuyordu.
Kerem, Yardım et, bir ağaç dalı bul! diye bağırdı.
Zeynep titreyen elleriyle telefonu çıkardı ama ormanın içinde çekmiyordu.
Buna da mı?
Ne yapacağını bilemedi.
Bataklık kenarına yaklaşsa Barut vardı; köpekten korkuyordu En ufak bir cesareti kalmadı.
Barut yine havladı, bu kez gözleriyle yardım ister gibiydi Zeynepten.
Ve o anda…
Zeynep geri çekildi.
Geçmişteki korkunç anlara döndü birden.
En çok istediği şey koşup uzaklaşmaktı.
Ama işte, Ya Kerem? Sevdiği insan orada batarken onu bırakıp kaçamazdı.
Bu düşünceyle kıpırdamadan bekledi.
Zeynep, yardım et!
Ama korkudan donakalmıştı.
Bir şey yapamıyordu.
O anda, Barut korkusuna rağmen suya adım attı; göğsüne kadar battı ama dayanamadı, hemen geri çıktı.
Yine havlamaya başladı, bu kez çaresizce.
İşte o zaman, Zeynep, ister korkudan öleyim, ama Keremi burada bırakmam, dedi kendi kendine.
Çevreye bakındı.
Kalınca, uzun bir ağaç dalı bulup bataklığa uzattı.
Kerem sıkı sıkı tutunca Zeynep çekmeye başladı.
Biraz çektikten sonra gücü yetersiz kaldı, Barut yardım için yanına koşturdu.
O dev köpeğin hemen yanında olması artık Zeynepin umurunda değildi; şimdi tek düşündüğü Keremi kurtarmaktı.
Birlikte çekip sonunda Keremi bataklıktan çıkardılar.
Çamur içinde, bitap halde yere yığılıp uzun uzun soluklandılar.
En korkunç an atlatılmıştı.
Valla kızlar Eğer siz olmasaydınız ne yapardım bilmiyorum, dedi Kerem, önce Zeynepi sonra Barutu kucaklayarak.
Resmen ölümden çekip aldınız beni.
Ben de çok korktum
Sakın yeni bir fobin oldu deme, deyip şakayla karışık güldü Kerem.
Evet canım Oldu: Seni kaybetmekten çok korkuyorum artık.
Bu korku her şeyden daha güçlüymüş.
Zeynep Baruta bakıp onu kucakladı.
Sağ ol Barut!
Yanımda olduğun için teşekkür ederim.
O akşam, sıcak bir duş ve keyifli bir yemekten sonra, Kerem, Zeynep ve Barut oturma odasında büyük kanepeye yayıldılar.
Saatlerce köpekli filmler izlediler.
Nedense, o gün Zeynep başka hiçbir şey izlemek istemedi.
Kerem ve Barut da onun yanında olmaktan çok mutluydu.
Ve en güzeli, o akşam artık hepsi biliyordu Birbirlerini kaybetme korkusu, hepsinde ortak bir yere sahip olmuştu.
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



