Hadi ordan, köylüler!
Benim lüks restorandaki doğum günümde böyle garibanların işi neymiş?
kayınvalidem annemle babamı kapının önüne koydu…
Ama biraz sonra yaşananlar var ya, aklım hala almıyor
Bunlar hangi kasabadan geldi acaba?
Hülya Hanım annemle babama bir bakış attı, sanki midyesinin yanında hamam böceği görmüş gibi.
Güvenlik!
Şu insanları hemen çıkarın buradan.
Benim Pera Palastaki gecemde böyle tipler olmayacak!
Annem bembeyaz kesildi, babamın kolunu tuttu.
Babamın çenesi kenetlendi o bakışı iyi bilirim.
Çocukken yan komşunun oğlu bisikletimi almaya kalkışınca da aynen böyle bakmıştı.
Hülya Hanım, onlar benim annemle babam, kalkıp yanıma geldim, dizlerimin nasıl titrediğini hissettim.
Ben davet ettim onları.
O zaman onları da tekrar gönder geldiği yere…
Neresiydi orası?
Köşköy müydü, İnebolu muydu?
kayınvalidem yüzünü buruşturdu.
Şunlara bak!
Baban ikinci el ceket giymiş, annen…
Allah aşkına, o üstündeki, pazardan üç yüz liraya alınan elbise mi?
On beş sene önce İstanbula küçücük bir kasabadan gelmiştim, elimde bir valiz, koca hayallerle.
Annemle babam ineklerini ailemizin tek geçim kaynağı olan Nazlıyı satıp ilk yılın yurt parasını denkleştirdi.
Annem tren garında vedalaşırken ağladı, cebime Her ihtimale karşı diye son beş yüz liralarını sıkıştırdı.
Babam bir kelime bile etmedi, sıkıca sarıldı, kulağıma Oku kızım, biz sana güveniyoruz, diye fısıldadı.
Ben de deliler gibi okudum.
Gündüz üniversite, akşam garsonluk, dağıtımcılık, ne iş varsa yaptım, yeter ki onlardan yine para istemek zorunda kalmayayım.
Bilirdim çünkü evdeki kuruşun dahi kıymeti büyüktü.
Annem hastanede temizlik görevlisi, babam ise bazen çalışan bazen duran fabrikada usta olarak çalışıyordu.
Sonra hayatıma Can girdi.
Yakışıklı, özgüvenli, iyi bir aileden.
Daha ilk görüşte aklımı başımdan aldı.
Çiçekler, hediyeler, lüks restoranlar…
Evlilik teklif ettiğinde sevinçten havalara uçmuştum.
Ama bu köy düğünleri olayını boşverelim, o zaman böyle demişti.
Annem her şeyi halledecek.
Senin ailenle de…
sonra tanışırız bir şekilde.
O sonra var ya, üç yıl sürdü.
Hülya Hanım kendine altmışıncı yaş günü için dillere destan bir gece düzenledi: İki yüz davetli, şef restoranı, canlı müzikler…
Yalvardım Cana, ne olur, bu sefer sadece annemle babamı getireyim diye.
Ya ne olur, diye dil döktüm.
Tek istedikleri bir kez aile arasında olmaları.
Annem yeni elbise bile aldı.
Peki, gönülsüz kabul etti Can.
Ama söyle, köylülük yapmasınlar, rezil olmayalım.
Sessiz dursunlar.
Annemle babam otobüse binip on dört saat yol çektiler.
İstasyona karşılamaya gitmek istedim ama Hülya Hanım trip attı: Nasıl olur da doğum günü hazırlıklarını bırakıp misafir karşılamaya gidersin?
Annem en güzel elbisesini mavi dantelli yaka giymiş.
Özel olarak alabilmek için altı ay biriktirmiş.
Babam ise yıllar önce kendi düğününde giydiği takım elbiseyi naftalinden çıkarmış.
Salona utana sıkıla girdiler.
Onlara koşmak istedim ama kayınvalidem önüme geçti:
Güvenlik nerede, uyuyor mu?
parmağını şıklattı Hülya Hanım.
Türkçem iyi anlaşılmıyor mu?
Şu garibanları alın şuradan!
Biz gariban değiliz, dedi babam, bir adım öne çıkıp.
Ben Aylinin babasıyım, annesi de burada.
Sizi kutlamaya geldik.
Anne ve baba mı?
kahkaha attı Hülya Hanım.
Can, görüyor musun rezaleti?
Karın geceye köylüleri toplamış!
Bakın, işte torunlarım bu cinsten olacak!
Ne felaket!
Salon buz kesti.
İki yüz çift göz annemle babama dikildi.
Annem cebinde kendi elleriyle işlediği masa örtüsünü sıkı sıkı tutup ağlamaya başladı.
Hadi gidelim, Hatice, babam annemi omuzundan çekti.
Burası bize göre değil.
Durun!
şoktan kendime geldim.
Anne, baba, lütfen gitmeyin!
Seçimini yap, Aylin, tersledi Can.
Ya bu…
aileni çıkarıyorsun ya da sen onlarla çık ve bir daha geri gelme.
Kocama baktım; kayınvalidem ise kıs kıs sırıtıyordu.
Herkes de kulak kesilmiş.
Sonra annemle babama baktım.
Annem gizlice gözyaşlarını siliyor, babam ellerini titreterek kendini zor tutuyordu.
Bir anda her şey kafamda yerine oturdu.
Biliyor musunuz Hülya Hanım, annemle babamın koluna girip O meşhur lüks restoranınızı nereye koyacağınızı siz daha iyi bilirsiniz.
Annemle babam, beni adam gibi yetiştirmek için ne var ne yok sattılar.
Peki siz?
Hayatta bir tek doğru düzgün yaptığınız şey ne?
Zengin bir adamla evlenmekten başka ne yaptınız?
Nasıl böyle konuşursun?
çığlık attı kayınvalidem.
Şöyle konuşurum işte!
yüzüğümü parmağımdan çıkarıp Canın önüne attım.
Üç yıl boyunca hakaretlerinizi sineye çektim.
Annemle babamın yüzüne yalandan gülümsedim hep.
Oysa bir bilseniz, annem sizin tırnağınıza değmez!
O, yıllarca evini, ailesini doyurabilmek için didindi durdu; siz ise kocanızın parasını botoksa harcamaktan başka ne yapıyorsunuz!
Aylin, yeter artık, rezil ettin bizi!
diye bağırdı Can.
Buna pişman olacaksın!
Pişman olduğum tek şey; üç yılımı bu kayınvalidemin ve sana, annesinin kuzusuna feda etmiş olmam!
salona dönüp bağırdım.
Hepiniz de saçma sapan insanlar topluluğusunuz!
Oturun kıs kıs yiyin içkinizi, dürüst insanlarla alay edin.
Size yazıklar olsun!
Üçümüz çıktık salondan.
Annem hala burnunu siliyor, babam sessiz.
Çıkışta bir kez arkamı döndüm; içeride derin bir sessizlik.
Hülya Hanım pancar gibi olmuş, Can dondurma gibi suratla donup kalmıştı.
Kızım ne yaptın sen!
diye elime sarıldı annem.
Dön geri, özür dile!
Nerede kalacaksın şimdi?
Sizinle eve döneceğim anne.
Bizim Köşköy’e.
ikisine birden sarıldım.
Affedin beni.
Sizi ayıpladığım, savunamadığım için özür dilerim.
Ah be saf kızımız, babam ilk defa gece güldü.
Sana hiçbir şey için kızamadık ki.
Hep inanırdık, bir gün döneceksin.
Babamın eski Şahinine bindik meğerse bana sürpriz yapmak için arabayla gelmişler.
Annem çantasından termosla çay, ev yapımı sucuğun arasına konmuş sandviçler çıkardı.
Belli ki bu restoranda karın doymazdı, bana sandviçi uzattı.
Al, kızım.
Yolumuz uzun.
Bir ısırık aldım, gözümden yaşlar aktı.
Hiçbir şey o basit sandviç kadar güzel değildi.
Bir ay sonra Can Köşköydeki evimizin kapısına kadar geldi.
Bahçede dikildi, içeri girmeye çekindi.
Annem çağırmak istedi, ama babam elini uzattı:
Boşver, gitsin.
Bizim köyde o İstanbul züppesine gerek yok.
Can, eli boş ayrıldı.
Altı ay sonra duydum ki Hülya Hanım kalp krizi geçirip hastanelik olmuş, eşi de sonunda boşanmış, yerine genç bir sekreterle evlenmiş.
Can da babasının parasız kalmış ve bir otomobil galerisine müdür olarak girmiş.
Ben mi?
Ben Köşköyde minik bir pastane açtım.
Annem pastalarda yardım ediyor, babam tamir işlerine bakıyor.
Her hafta kasabanın yarısı çay içmeye, poğaça-muhabbet etmeye bize uğruyor.
Ve inan bana, şu anki kadar mutlu olmamıştım.
Dün annem bana bir sarıldı;
İyi ki böyle olmuş kızım, dedi.
Şu restoranda sana baktım, kendi kızım değildin sanki.
Şimdi yine bizim Aylinimizsin.
Ve annemi sımsıkı sarıldım, evin kokusu, çocukluğum gibi geldi bana.
Asıl hayat var ya, o lüks masalarda değil; seni statünden, şık kıyafetinden değil, sadece sen olduğun için seven insanların yanında yaşanıyor.
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



