Çirkin Değil
Cemre, İstanbulun şehrindeki küçük bir kafede, köşe koltuğuna kurulmuş, siparişini bekliyordu. Sabahları işe gitmeden önce sık sık burada kapuçino ve ekler söyleyip biraz moral toplardı.
Dışarıda kar taneleri usul usul düşüyordu. Cemre, sıcacık kahvesinden bir yudum aldı ve keyifli bir şekilde arkasına yaslandı. Karşı masada oturan iki genç kız dikkatini çekti. Sanırım yakın arkadaşlardı.
Ya geçen gün eski sevgilimin yeni sevgilisiyle denk geldim, inanır mısın? Kız bildiğin vasat Hiçbir albenisi yok! Acaba ne bulmuş o çocuk onda? dedi biri alayla.
Belki iyi yemek yapıyordur ya da başka türlü hünerleri vardır, dedi diğeri gülerek.
Hadi canım! Gel kendi gözlerinle bak, Instagramına ekledim. Yani surat dersen… Hiç olmamış!
Kızlar kıs kıs güldü.
Cemre, elinde fincanıyla donakaldı. Birden, yedi yaşındayken annesiyle babasının konuşmasına kulak misafiri olduğu anı hatırladı. Cemremiz pek güzel kız değil ya. Suratına şans gitmemiş, bari başarılarıyla kendini göstersin, demişti annesi.
Büyüdükçe Cemre dış görünüşüne özen gösterdi. Ama ne kadar uğraşırsa uğraşsın, güzelliğinde bir eksiklik hissetmeye devam etti. Annesi sık sık, Başını dik tut kızım. Güzel değilsin belki ama zeki ol, çalış, kendi ayaklarının üzerinde dur ki yalnız kalmayasın, derdi.
Okul yıllarında kendini garip fiziği ve düz hatları nedeniyle hep çekingen hissetti. Üniversitede nasıl giyineceğini ve makyaj yapmayı öğrendi, hatta bir sevgilisi bile oldu. Ama erkek arkadaşı arada bir, Senin de popon dümdüz, ayakların dev gibi, diye şaka yapmaktan geri durmuyordu. Cemre zamanla, akıllı bir kadını bile sevecek biri bulamayabileceğini düşünmeye başladı ve kabullenerek hayatına devam etti.
Kahvesini ve tatlısını bitirdikten sonra hızla işe doğru yola koyuldu. Öğlen arasında ise arkadaşı Hayale uğrayıp kedisini beslemesi ve çiçekleri sulaması gerekmişti. Hayal, iki haftalığına Mardine gitmişti, eşi de evde nadiren bulunuyordu. Birkaç kez denk gelseler bile, eşim Cemreyle muhatap olmaz, diyerek içi rahat gitmişti Hayalin.
Eve girer girmez önce miskin Patiye mama koydu, sonra çiçeklerle ilgilenmeye başladı. Yandaki daireden hafif bir Türkçe pop müziği geliyordu. Cemre de bir an kendini kaptırıp, Her şey seninle güzel diyerek mırıldanmaya başladı. Çiçeklerin arasında, şehrin koşuşturmacasından uzak, bir an kendiyle barış içinde hissetti kendini. Gözleri kapalı, hafifçe ritme uyarak dans etmeye başladı.
Tam o anda koridordan sesler geldi.
Ardına döndü ve iki adam gördü. Hayalin eşi Murat ve yanında başka biri. İkisi de şaşkınlık içindeydi. Aman Allahım, ne rezalet! diye düşündü Cemre.
Cemre, merhaba. Bu da dostum Kadir. Evrak almaya geldik. Biraz önce öyle güzel dans ediyordun ki gözümüzü alamadık. Kusura bakma, böldük seni, dedi Murat gülerek.
Şey Ben Hayal rica etti de, dedi Cemre kekeliyerek.
Apar topar kapıya yöneldi, ama ayağının önünde oturan Patiyi fark etmedi. Takıldı, dengesini kaybetti ve yere kapaklandı. Gözleri karardı.
Gözünü açtığında hastane odasındaydı.
Geçmiş olsun. Nasılsınız? Ben Zeynep, yan yatağınızda kalıyorum. Hafif bir sarsıntı yaşamışsınız ama doktor, endişelenecek bir şey yok dedi. Az önce biri çiçek bıraktı, bir de genç bir adam ziyaret etti sizi, diyerek sıcakça gülümsedi Zeynep.
Sağ olun, diyebildi sadece Cemre.
Yavaşça doğrulup pencereye gitti, getirilmiş poşeti açtı. İçinde meyveler, meyve suyu ve en sevdiği ekler vardı. Muhtemelen Hayal ve eşinden gelmişti.
Elini çiçeklere uzatırken küçük bir not ilişti gözüne. Cemrecik, geçmiş olsun. Böyle güzel bir kadının hastanede yeri yok. Seni çiçek sergisine davet ediyorum, hayır cevabını kabul etmiyorum. -Kadir.
Cemre, beyaz krizantemlerin arasına başını gömüp mutluluktan gözlerini kapadı ve yanındaki Zeynepi sarılmak için yanına koştu
Güzellik illa ki gösterişli ve dikkat çekici olmak zorunda değil. Her genç kadının kendine has bir güzelliği var. Kimi zaman o güzellik, içinin sıcaklığından ve ışığından geliyormuşZeynep şaşkın ama keyifle kucakladı onu. Ne güzelmiş yüzün, gülümserken insanın içini aydınlatıyor, dedi fısıldayarak.
Cemre aynadaki yansımasına göz ucuyla baktı; püskül gibi saçları, hafif kızarmış yanakları, biraz uykulu bakışları vardı. O anda kendini ilk kez farklı bir gözle gördü. Kendisini küçülten, değer biçen o eski seslerin üzerine yepyeni, sıcacık bir ses eklenmişti: Böyle güzel bir kadın.
Belki, güzellik insanın dans ederken hissettiklerinde, başını göğsüne koyduğu huzurda, ya da hiç tanımadığı birinin sıcak bir bakışında saklıydı aslında. Cemre, gülümsedi, pencereyi açıp kar tanelerinin dansını seyretti. İçinden, bugüne kadarki tüm şüphelerine usulca veda etti.
Bir gün çiçek sergisine gitmek üzere hazırlanırken, aynanın karşısında durdu ve ilk defa kendisine, Nasılsın, güzel kadın? dedi.
Ve cevabını yüzünde hissetti; kendince parlak, capcanlı, taze bir gülüşle.




