Bir adam için işimi bıraktım. Onunla bir buçuk yıldır birlikte yaşıyoruz. Eskiden İstanbuldaki bir alışveriş merkezinde giyim mağazasında çalışıyordum uzun vardiyalar, hafta sonları da dahil. Servet kazanmıyordum belki ama, kendi kazancımdı. Telefon faturamı, ulaşımımı kendim karşılıyordum, kendi ihtiyaçlarımı alıyor, eve harcamaya da katılıyordum. Hiçbir zaman ondan bir şey için para istemedim.
Sorun, vardiya saatlerim değişince başladı. Artık akşam dokuzdan önce eve dönemiyordum ve yorgun oluyordum. Bir akşam, salonda ayakkabılarımı çıkarırken bana şöyle dedi: Gene mi geç geldin? Burası otel gibi oldu. Eve geliyorsun, yemek yiyip hemen yatıyorsun. Ona bunun işim gereği olduğunu, elimden bir şey gelmediğini söyledim. O da cevapladı: Sanırım bu işi, ilişkimizden daha çok önemsiyorsun.
Birkaç gün sonra konuyu yeniden açtı; bu sefer daha nazik bir şekilde. Akşam yemeği hazırlamıştı ve bana, Aşkım, huzur içinde yaşamanı istiyorum. Ne patron, ne de vardiya derdi Benim gelirim yetiyor, bizi geçindirebilirim. Sen de kendini eve, bize adayabilirsin, belki ileride çocuk bile yaparız, dedi. Ona, hiç kimseye bağımlı olmak istemediğimi söyledim. O an sinirlendi ve O zaman, bana inanmıyorsan niye birlikte yaşıyoruz ki? dedi.
Bu konu üstüme gittikçe ağır gelmeye başladı. Özellikle de, Kiranın çoğunu ben ödüyorum, büyük faturaları ben üstleniyorum, sen yalnızca destek oluyorsun, demeye başlayınca Bir tartışmada öyle bir şey dedi ki, hâlâ aklımdan çıkaramıyorum: Daha çok para veren benim, o zaman karar hakkım daha çok olmalı. İçimde bir alarm çaldı ama o an susmayı tercih ettim.
Bunu annemle konuştum. Hiç dolandırmadan, Bu sevgi değil, bu kontrol dedi. Arkadaşlarım uzun uzun sesli mesajlar yolladı, Aptal değilsin, sonra şampuan için bile izin isteyeceksin, dediler. Ağabeyim de, Bugün işten ayrılmanı ister, yarın ne giyeceğine karışır, diye uyardı. O gece çok ağladım ama ertesi gün yine sanki hiçbir şey olmamış gibi işe gittim.
Sonra o bana açıkça bir seçenek sundu. Kahvaltı yaparken çok sakin bir şekilde, Yorgun argın eve gelen, evine enerji ayıramayan biriyle olmak istemiyorum. Benimle kalmak istiyorsan, işini bırakmayı ciddi düşün, dedi. Bunu öyle sakin söyledi ki, daha da kötü hissettim. Köşeye sıkışmış gibiydim.
İki gün sonra istifa ettim. Ofisten çıktığımda bir banka oturup tek başıma ağladım. Bu, mutlu bir karar değildi. Sadece ilişkimi kaybetmekten korkmuştum. Buna rağmen ona söylediğimde, kollarıma alıp döndürdü, Şimdi her şey çok güzel olacak, dedi. Aynı akşam sosyal medyada beraber bir fotoğrafımızı güzel eşim notuyla paylaştı; sanki bir ödülüymüş gibi
İlk hafta keyifli geçti. Sabahları geç kalktım, kahvaltı hazırladım, evi toparladım. Ama değişim çok hızlı geldi. Bana bir şey alacak olsa hemen soruyordu: Kaça aldın bunu? Kişisel bir şey almak için para istediğimde yüzünü buruşturuyordu. Bir gün yeni iç çamaşırı almak istediğimi söylediğimde, Daha kaç tane lazım? diye çıkıştı. Para istemeye çekinir oldum.
Şimdi günlerim çamaşır, yemek, temizlik ve beklemekle geçiyor. O eve geliyor, oturuyor ve Ne yemek var? diye soruyor. Yemek hazır değilse, Bütün gün ne yaptın? deyip yükseliyor. Bazen ona, Eskiden günde sekiz saat çalışırdım, bir hayatım vardı, çalışma arkadaşlarım vardı diye bağırmak istiyorum.
Annem artık beni sık aramıyor; çünkü konuşunca hep tartışıyoruz. Arkadaşlarım da üstelemeyi kesti, beni dinlemediğimi biliyorlar. Ben ise, bu evde artık kendim gibi hissetmiyorum. Acaba kendi bağımsızlığımı, böyle süslü bir kafese mi feda ettim? Ortak bir yaşam kuruyorum sandım ama şimdi sanki özgürlüğümü, kendi elimle teslim ettim gibi geliyor.




