Ruhsuz

Kendi hikayesini anlatır gibi, samimiyetle sesli mesajda:
Ayşe Hanım eve döndü.
Biraz kafasını dağılsın diye kuaföre gitmişti bugün; yaşı 68 olmuş olsa da, kendisini düzenli olarak böyle küçük güzelliklerle şımartmayı ihmal etmiyordu.
Saçını, tırnaklarını yaptırıyor; bu ufak tefek işler ona enerji ve neşe veriyordu.
Ayşe, sana bugün bir akraban geldi.
Ben dedim, sen birazdan gelirsin; tekrar uğrayacakmış, dedi eşi Cemal.
Hangi akraba?
Benim artık akrabam kalmadı ki.
Herhalde uzak bir akraba, bir şey isteyecek.
Keşke ona dedin de, Ayşe yurt dışına çıktı, uğra gelmez, dedi Ayşe biraz kızgınca.
Yahu niye yalan söyleyeyim, kadın gayet düzgün biriydi.
Senin akrabalarına benziyor, uzun boylu, dik duruşlu, rahmetli kayınvalideye biraz benziyor sanki.
Kimseden bir şey isteyecek gibi gelmedi bana.
Zarif giyinmiş, kibar bir kadın, dedi Cemal, Ayşeyi yatıştırmaya çalışarak.
Yaklaşık kırk dakika sonra akraba kapıyı çaldı.
Ayşe kendi açtı kapıyı.
Hakikaten, rahmetli annesine benziyordu.
Zevkli bir palto, şık çizme ve eldivenler, kulaklarında mini pırlanta küpeler.
Ayşe bu işlerden iyi anlar, hemen fark etti.
Ayşe kadını hazır sofra başına davet etti.
Madem akrabayız, tanışalım.
Ben Ayşe, soyadımı boşver.
Yaşımız da yakın gibi.
Bu da benim eşim Cemal, sen bana hangi taraftan akrabasın?
dedi Ayşe.
Kadın biraz tereddüt etti, hafifçe kızardı: Ben Gülsüm…
Gülsüm Veli.
Evet, yaşlarımız yakın sayılır.
12 Haziranda 50 oldum.
O tarih sana bir şey hatırlatıyor mu?

Ayşenin yüzü bir anda bembeyaz oldu.
Belli ki hatırladın.
Evet, ben senin kızınım.
Senden hiçbir şey istemiyorum, sadece öz annemi görmek istedim.
Hayatım boyunca hep bir boşluk vardı; neden annem beni sevmiyor diye hiç anlamadım.
Babam hep bana sıcak davrandı.
Ama babam yaklaşık iki ay önce vefat etti.
O son anında beni çağırdı, seninle ilgili her şeyi anlattı.
Affetmeni istedi, dedi heyecanla Gülsüm.
Öyle bir şey mi?
Dedenim varmış, dedi Cemal şaşkınca.
Meğer varmış.
Sana sonra anlatırım, dedi Ayşe.
Yani sen benim kızımsın ha?
İyi, geldin gördün beni.
Eğer benim vicdan azabı duymamı bekliyorsan, hiç boşuna.
Benim burada bir suçum yok, dedi Ayşe soğukça.
Umarım baban sana tüm detayları anlattı.
Annelik hissini uyandıracağını sanıyorsan, yok öyle bir şey.
Kırgınım, ama duygum yok.
Kusura bakma,
Yine de bir gün bize gelir misin?
Yakında yaşıyorum.
Büyük bir iki katlı evimiz var, Cemalle birlikte buyurun.
Alışman için belki iyi olur.
Sana torun ve torun çocuğu fotoğrafları getirdim, bir bakarsın diye, dedi Gülsüm utangaçça.
Hayır, istemiyorum, gelme.
Beni unut, hoşça kal, diye kestirip attı Ayşe.
Cemal, Gülsüme taksi çağırdı, kapıya kadar geçirdi.
Döndüğünde Ayşe masayı toplamış, sakin şekilde televizyon izliyordu.
Vallahi sende ne sabır var!
Tam ordu komutanı olmalık birisin.
Hiç mi vicdan yok sende?
Ben hep düşünürdüm insafın yok diye, ama bu kadarını beklemezdim, dedi Cemal.
Biz tanıştığımızda benim 28 yaşımdaydı, doğru mu?
Sana şunu söyleyeyim, ruhum benden çok daha önce koparıldı, dedi Ayşe.
Ben köyde büyüdüm, hep şehir hayatının hayalini kurardım.
O yüzden en iyi ben ders çalıştım, ilk ve tek ben üniversiteye girdim.
17 yaşındaydım, Volkanla tanıştım.
Ona deliler gibi âşıktım.
12 yaş büyük mü, umurumda değildi.
Fakir çocukluk sonrası, üniversite için geldiğim şehir masal gibiydi.
Burs yetmiyordu, hep aç dolaşıyordum ama Volkanın kafeye götürmesi, dondurma ısmarlaması bana büyük mutluluktu.
O hiçbir zaman evlilik sözü vermedi ama aramızdaki bağdan ben kesin evleneceğiz diye düşünüyordum.
Bir akşam beni yazlığa davet etti, sorgusuz sualsiz gittim.
Her şeyden sonra ona tamamen bağlandım.
Yazlıkta buluşmalar devam etti, kısa süre sonra hamile olduğumu anladık.
Bir sabah Volkana söyledim.
Çok sevindi.
Durumum belli olacaktı, ona sordum, ne zaman evleniyoruz diye.
18 yaşımı doldurunca nikah için başvurabilirdim.
Evlenmeye söz verdim mi sana?
diye gayet rahat sordu Volkan.
Vermedim, evlenmeyeceğim.
Üstelik ben evliyim zaten, dedi aynı soğukkanlılıkla.
Ama çocuk var, ben varım
Sen gençsin, sağlıklısın, model gibi kızsın.
Üniversiteden akademik izin alırsın.
Bir süre yaşayan fark etmez, sonrasında bizim eve gelirsin.
Karım da doğuramıyor, çok yaşlı.
Sen doğurunca çocuğu alacağız.
Detayları düşünme.
Ben şehrin belediyesinde iyi bir konumdayım.
Karım hastanede bölüm başkanı.
Endişelenme çocuğun için.
Doğumdan sonra sana ödeme de yaparız.
O zamanlar taşıyıcı anne kavramı falan hiç yoktu.
Muhtemelen Türkiyede de ilk ben böyle bir şey oldum.
Köye dönecek olsam, aileyi rezil edecektim.
Başka çarem yoktu.
Doğuma kadar onların evinde kaldım.
Volkanın karısı bana hiç uğramadı, kıskançlıktan herhalde.
Kızı evde doğurdum, ebe çağırdılar.
Anne sütü vermedim, hemen yeni sahiplerine götürdüler.
Bir daha yüzünü görmedim.
Bir hafta sonra usulca yolcu ettiler, Volkan bir miktar para verdi.
Üniversiteye döndüm, ardından fabrikada işe girdim.
Evlenme teklifi falan yoktu; ta ki sen çıkana kadar.
28 olmuştum, istemesem de evlenmem lazımdı.
Sonrası zaten bildiğin gibi seninle yaşadık.
Üç araba, ferah bir ev, düzenli yazlık.
Her yıl tatil.
Fabrikamız krizlerde hep ayakta kaldı; traktör parçalarını sadece bizim bölüm yapıyor, diğerleri ne iş yapar kimse bilmez.
Fabrikanın etrafı tel örgülü, gözetleme kuleli.
Emekli olduk, her şeyimiz var.
Çocuk yok, olmasın da.
Şu çocuklara baktıkça Ayşe sözünü tamamladı.
Kötü yaşadık demek ki.
Seni hep sevdim, kalbini ısıtmak için uğraştım, olmadı.
Çocuk yok, hadi neyse ama sen bir kediye, köpeğe bile şefkat göstermedin.
Kardeşim yeğenini sana bırakmak istedi, bir hafta bile misafir etmedin.
Bugün kızın geldi, nasıl karşıladın?
Kızın, kanın!
Vallahi genç olsak boşanırdım, şimdi geç.
Yanında durmak buz gibi, dedi Cemal.
Ayşe afalladı, daha önce hiç böyle sert konuşmamıştı.
Hayatının bütün huzuru bu kız yüzünden bozuldu.
Cemal o günden sonra yazlığa taşındı.
Son yıllar hep orada yaşıyor; üç sokak köpeği besliyor, kaç tane kedisi olduğu bilinmiyor.
Evde nadiren görünüyor.
Ayşe biliyor, Cemal sık sık Gülsümün yanına gidiyor, orada tüm akrabalara alıştı, torununa, torun kızına bayılıyor.
Hep garipti, garip kaldı; istiyorsa öyle yaşasın, diyor Ayşe.
Kızına, torununa ve torun kızına hiç ısınamadı.
Denemeye bile tenezzül etmedi.
Yalnız başına deniz tatiline gidiyor.
Dinleniyor, tazeleniyor, hâlinden gayet memnun.

Rate article
Lifequest
Ruhsuz