Yılbaşında Yaşanan Sıra Dışı Bir Olay

YILBAŞINDA YAŞANAN BİR OLAY

Meral eve gitmek istemiyordu. 31 Aralıktaki mesai kısaydı, bütün kadın mesai arkadaşları çoktan çocuklarına, eşlerine ve bolca Rus salatasına koşmuştu. Neşeliydiler, pırıl pırıl ve heyecanlıydılar, ellerinde koca poşetlerle mandalina ve birer şişe şampanya. Şampanya ise patronları Hilmi Beyin ufak yılbaşı armağanıydı.

Ama Merali evde kimse beklemiyordu. Rus salatası yapmak için de bir bahanesi yoktu, çünkü onu yiyen olmayacaktı. Masasında, şeffaf poşette mandalinalarına bakıp iç geçirdi.

Eve gitmek gerçekten hiç istemiyordu. Meral rapor hazırlamaya koyuldu. Biraz sonra ofis kapısından paltoyu omzuna atmış, başında beresiyle Hilmi Bey çıktı; ofisteki tek erkekti ve patrondu tabii.

Ooo, sen hâlâ buradasın? Ben de eşime hediyeyi unuttum! dedi koşar adım, sonra kendi odasına kayboldu.

Beş dakika sonra tekrar göründü.

Sen hâlâ niye buradasın diyorum, eve niye gitmiyorsun?

Ben evde de yalnızım, Hilmi Bey.

Az önce çıkmak üzere olan patron kapıda durdu, sonra Meralin masasının yanına gelip oturdu. Birkaç saniye ona çok ciddi baktı.

Bak şimdi. Meral, kendine gel. Bugün yılbaşı, insan eğlenmeli! Böyle surat mı olurmuş? İnsan biraz yüzü güler. Kadın dediğin gülmeli, hayat güzel! Hadi, hadi toparlan bakalım, dedi Hilmi Bey, Meralin önündeki evrakları toplayıp kenara koyarken herkesi gönderdim, bir sen kaldın.

Hilmi Bey, merak etmeyin. Ben birazdan çıkarım. Siz gidin, ben ofisi kapatırım.

Tamam diyorsan peki. Mutlu yıllar!

Meral yeniden içini çekti. Gerçekten de saçmaydı ofiste pineklemek. Gitmek lazımdı.

“Pide mi söylesem acaba?” diye düşündü. “Acaba fırınlar hâlâ açıktır?”

İlk aradığı numara hiç yanıt vermedi. İkinci numaradan sevimli bir kız, “Burası sadece saat altıya kadar,” deyip Merali yeni yıl için tebrik etti. Saat tam 18:05. Son bir defa daha denemeye karar verdi. Şaşırtıcı şekilde siparişini aldılar. Evrakları topladı, paltoyu giydi, mandalinaları ve şampanyayı aldı, ofisten çıktı.

Dışarıda ciğerlerine dolan serin hava Merali kendine getirdi. Hafif ayaz yanaklarına tatlı bir serinlik kattı, kar ayaklarının altında hafifçe gıcırdıyordu. Sokak lambaları tüm gücüyle yanıyordu, her yerde renkli ışıklar göz kırpıyordu. Herkes elinde hediye paketleriyle hızlı hızlı yürüyordu. Hâlâ açık marketler vardı, son anda hediye almak isteyenler raflarda geziniyordu. Meral birden etraflarındaki telaşın onu sardığını hissetti.

“Ne yapıyorum ben?” diye kendine sitem etti ve ani bir kararla bir marketin kapısından içeri adım attı.

Kısa bir süre sonra kendi mutfağında aldığı malzemeleri yerleştiriyordu.

“Umarım patatesler çabuk haşlanır,” dedi kendi kendine.

Televizyonu açtı, yeni aldığı yılbaşı süsü ışıkları pencereye astı; fişi takınca pencere kenarında neşeli bir ışık yılanı kıpır kıpır yanmaya başladı. Kollarını havaya kaldırıp küçük bir dans yaptı, sonra yılbaşı sofrasını kurmaya koyuldu.

“Kendime, güzel bir sofrayı hak ediyorum!”

Balkonda patatesler serinlerken, masada kırmızı biberli beyaz peynirli zeytinli kanepeler ve en sevdiği somon füme vardı. Marketten alınan şarküteri ürünleri marulların üstünde ince ince dilimler halinde dizilmişti. Küp küp peynirler, dilimlenmiş ananas ve Hilmi Beyin verdiği mandalinalar sofraya renk katıyordu.

Yarım saat sonra Rus salatası hazırdı, tavalarda tavuk bagetler mis gibi kokuyordu. Meral, sehpaya dantel örtüsünü serdi, tabakları taşımaya başladı. Şampanya kadehini, meyve suyu bardağını da ekleyip bıçağı çatala yerleştirdi. Birkaç adım geri çekilip hazırlanmış sofraya eleştirel bir gözle baktı, sanki misafir gelecekmiş gibi.

Saat 23:30da şampanya açmak için mutfağa yöneldiği sırada apartman zili çaldı.

Pide siparişiniz vardı, değil mi? dedi enerjik bir erkek sesi.

“Aman Allahım, unutmuşum!” dedi Meral kendi kendine.

Evet, buyurun yukarı çıkın, dedi zili açarken.

Kapının önünde, elinde kare kutuyla sevimli bir genç adam belirince;

Ne kadar borcum var? diye sordu.

Hiçbir şey. Buyurun, benden size hediye, dedi genç kibarca.

Gülümsemesi içtendi, samimiydi.

Ama ben kabul edemem. Sonra sizden keserler.

Kesmezler. Söz veriyorum. Geç saatte teslimata telafi hediyesi. Haydi, buyurun pidenizi alın.

Meral bir an hala elinde açılmamış şampanyayla durduğunu fark etti.

Şampanyayı tutar mısınız? dedi ona uzatıp, kutuyu alırken. Bir bırakayım mutfağa.

Kurye gibi gözükmüyorsunuz, dedi Meral döndüğünde tebessümle.

Aslında kurye değilim, dedi adam gülümseyerek. Ben fırının sahibiyim. Personelimi erken gönderdim, aileleriyle olsunlar diye. Sipariş ekranında sizin talebiniz asılı kalmıştı. Kimse beklemiyor beni, ama pidelerinizi birinin beklediğini düşündüm. Yolda biraz geciktim.

On dakika kaldı! dedi Meral, hemen şampanyayı açın! Yıl bitiyor, geç kalacağız!

Tabii, bardak var mı?

Meral bardak almak için mutfağa gittiğinde bir patlama sesi geldi.

Giden yıl için!

Giden yıl için!

Kadehleri tokuşturup bir yudumda içtiler.

Eyvah, ne yaptık biz?

Noldu ki? diye sordu adam endişeyle.

Aman Allahım! Siz şampanya içtiniz! Ama siz araba kullandınız!

Doğru, dedi genç adam yeniden gülerek.

Şimdi nasıl gideceksiniz?

Hiç gitmeyeceğim demek ki!

Bu saatte taksi de bulunmaz

Aynen öyle, dedi adam keyifle.

Biliyor musunuz, hemen ayakkabıları çıkarıp içeri geçin, yoksa yılbaşını kapıda geçireceğiz!

Ne güzelmiş evinizin havası.

Hadi, koyuverin, cumhurbaşkanı konuşmayı bitirdi!

Mutlu yıllar?

Meral, diye seslendi Meral.

Mutlu yıllar, Meral! Ben de Ali.

Mutlu yıllar, Ali! Salatayı ben yaptım, tadın belki seversiniz. Gerçi sadece bir çatalım var. Dert etmeyin, salatadan yiyin, dedi Meral neşeyle konuşarak. Bu haline de şaşırıyordu, içi kıpır kıpırdı.

Ali hoşuna gitmişti, birlikte olmak çok kolaydı.

Hmm, salata kasesinden yemek daha güzelmiş. Meral, senin evde siyah ekmek var mı? Çok acıktım.

Tabii ki var!

Meral ekmekle döndüğünde, Alinin her iki elinde de tavuk butları vardı.

Dayanamadım, çok lezzetli olmuş, dedi ağzı doluyken, Harbi söylüyorum, yemek yapmayı biliyorsun!

Çok sevindim, Ali. Her şey ziyan olacak diye üzülmüştüm. Bak, hepsini kendime yapmıştım, tek başıma yiyemem zaten.

Tek başına değilsin, ben de yardım ederim sana!

Hadi, yardım et!

Meral da acıktığını hissetti.

Salatayı direkt kaseden kaşıkla yerken, şampanya içerken, yılbaşı eğlence programını izlerken, çeşit çeşit konuları eğlenceyle konuştular.

Sanırım tüm şampanyayı bitirdik!

Arabada var, getiriyorum!

Yok yok, bu saatte yalnız gidemezsiniz! Ben de gelirim!

Hava ne kadar güzel, dedi Meral, kollarını açarak.

Alinin arabasının yanında, etraflarında havai fişekler parlıyor, gök ışıl ışıl oluyordu.

Meral, bana bak, dedi Ali bir an duraksayarak. Benimle evlenir misin? Şimdi değil tabii. Bir yıl sonra, beni gerçekten tanıdıktan sonra. Düşün lütfen!

Şaka yapıyorsun sanırım.

Hiç sanmıyorum!

O zaman söz veriyorum, düşüneceğim.

Şimdilik kutlamaya devam mı?

Meral sevinçle gülümsedi, Ali arabadan yeni bir paket aldı ve birlikte partiye devam ettiler.

Hayatta kendimizi yalnız zannettiğimiz anlarda bile, her köşe başında bizi mutlu edecek, yeni dostluklar ve umutlar doğabilir. Yeter ki hayata kalbimizin kapılarını açık tutalım.

Rate article
Lifequest
Yılbaşında Yaşanan Sıra Dışı Bir Olay