Güne yeni bir öğrencinin aramıza katılmasıyla başladık, adı Melikeydi. Bizim yaşımızdaydı ama görünüşü farklıydı. Üzerindeki elbise eski ve yamalıydı, saçları kızıl ve arkadan bir kurdeleyle bağlanmıştı; o kurdele de iyice yıpranmıştı. Kocaman, yeşil gözlerinde tarifsiz bir hüzün vardı. Sonradan öğrendik ki Melike, parçalanmış bir aileden geliyormuş. Annesi yok, babası tek başına ona bakıyormuş, yaşantılarında yoksulluğun izleri her yere yansıyordu. Sınıfta ayrıca ikizler Elif ve Gülcan vardı.
Elif her zaman sıradanlığa tutunurken, Gülcan sürekli sorun çıkarıyordu; arkadaşlarımızın oyuncaklarını habersizce bozuyordu, kimse onu suçlamıyordu. Annesi anaokulunun müdürü olduğu için herkese meydan okuyan bir tavrı vardı, ve bu durumu çok seviyordu. Gülcan çoğu zaman Melikenin peşindeydi; ona tekmeler atıyor, yemekhanede yiyeceğini bozuyor, saçını çekiyordu. Melike sessizce acı çekiyor, zaman zaman gözyaşı döküyor ve bir köşeye sığınıyordu. Biz onun yanında olmaya çalıştık; fakat çabalarımız hep öğretmenden ceza almamızla sona erdi, çünkü Gülcana dokunmak yasaktı. Yine de Melikenin doğum günü sabahı, anaokuluna yepyeni bir elbiseyle geldi. Zarif pembe tonları, yüzünü aydınlatıyordu; elbise üzerindeki minik taşlar ışık saçıyordu ve her adımında parlayıp, bütün çocukların ilgisini ve övgüsünü topladı.
İkizler bir köşede olan biteni sessizce izlerken, memnuniyetsizlikleri yüzlerinden eksik olmuyordu. Melike mutluluktan parıldıyordu, gözlerinde artık umut vardı. Dışarıda oynarken, yeni elbisesinin kirlenmemesi için kum havuzundan uzak durmaya çabalıyordu. Oyun sırasında bir an gözden kayboldu; aniden yankılanan bir çığlık bizi geri döndürdü. Melike, bir su birikintisinin içinde, elbisesi yırtılmış haldeydi. Gülcan yukarıdan kötüce gülüyordu. Melike büyük bir acıyla ağlarken, babasının elbisesini gördüğünde yaşayacağı hayal kırıklığını düşündüğünden daha da üzülüyordu. Sen dilencisin, prenses değilsin! dedi Gülcan alaycı bir sesle. Bu sahne beni derinden etkiledi. Küçük ve savunmasız bir kızın özel gününün mahvolmasına tanık olmak yüreğimde silinmez bir iz bıraktı. Bu olaydan sonra, başkalarına hiçbir zaman kötü davranmamaya dair yaşam boyu bir arzu hissettim.




