Sevilay Hanım, tanışın lütfen. Bu da Elanur, yeni personelimiz. Sizin bölümünüzde çalışacak.
Başımı bilgisayardan kaldırıp yirmili yaşların başında, oldukça genç bir kız gördüm karşımda. Kestane rengi saçları özenle toplanmış, yüzünde mahcup ama samimi bir tebessüm var. Elanur, klasörünü göğsüne bastırmış, biraz huzursuzca yerinde sallanıyordu.
Memnun oldum, diyerek başını hafifçe eğdi kız. Çok mutluyum burada çalışacağım için. Elimden gelenin en iyisini yapacağıma söz veriyorum.
Müdürümüz, Nuri Bey, kapıdan çıkarken tekrar dönüp bana baktı.
Sevilay Hanım, siz yirmi yıldır lojistiktesiniz. Elanuru siz yetiştirin. Sistemi, rotaları, firmalarla olan işleri gösterin. Bir ay içinde kendi bölümünü çekip çevirecek hale gelmeli.
Başımı salladım, biraz Elanuru incelerken. Yirmi üç yaşında var ya da yok, kızım olsaydı böyle olurdu belki, dedim içimden. Elli beşime geldim, çocuk hiç olmadı, aile kurma hayalim de çoktan sönüp gitti. Sadece işim, güneşli cam kenarında sardunya dolu küçük evim ve kedim Tekir…
Gel bakalım, dedim yanımdaki masayı göstererek. Şimdi başla bakalım, hallederiz.
İlk hafta Elanur taşıyıcı firmaların kodlarını karıştırdı, tabloları doldurmayı unuttu. Ben de sabırla tekrar anlattım, küçük kağıtlara şemalar çizdim.
Bak burada Adana yazmışsın ama yük İzmire gidiyor. Yüzlerce kilometre fark var, anladın mı?
Elanur utancından kıpkırmızı oldu, hemen düzeltti, sonra bir yerde daha hata yaptı.
İkinci haftaya gelince biraz daha toparlandı. Her söylediğimi minik not defterine yazıyordu, üzerinde minik kediler vardı.
Sevilay Hanım, şu firmayla neden çalışmıyoruz? Fiyatlar güzel aslında.
Çünkü iki defa yalan yanlış tarih verdiler. İndirimin lafı olmaz, güven önemli, bunu unutma.
Elanur başını salladı, not aldı. Sonra birden sordu:
Siz mi yapıyorsunuz bu poğaçaları? Kutunuzdan çok güzel kokular geliyor.
Gülümsedim. Ertesi gün lahana böreğiyle geldim biraz da fazlaca. Elanur öğle arasında öyle bir iştahla yedi ki, sanki hayatında ilk kez tatmış gibi mutlu oldu.
Babaannem de böyle yapardı, dedi dikkatle kırıntılarını toplarken. İki yıl önce vefat etti. Çok özlüyorum.
Elim istemsizce Elanurun narin elinin üzerine gitti. Çekinmedi, aksine teşekkür etti gözleriyle.
Sonra elmalı kek, lorlu kurabiye, ballı revani getirdim; Elanur hayatımda yediğim en güzel pasta dedi. Farkına vardım: Artık bilerek fazla yapıyor, bölüşmekten keyif alıyordum. İçimde yıllar önce kaybolan bir sıcaklık hissettim.
Sevilay Hanım, bir şey sorabilir miyim? Ama işle alakalı değil.
Sor bakalım.
Erkek arkadaşım evlenme teklif etti. Ama henüz altı aydır birlikteyiz. Sizce erken mi?
Belgeleri bir kenara bıraktım. Elanura, kaygılı gözlerine uzun uzun baktım.
Şüphe ediyorsan erkendir. O kişi geldiğinde sormayacaksın zaten bana.
Derin bir nefes aldı, yükü sırtından kalkmış gibi rahatladı.
Üçüncü haftanın sonunda koca koca firmalarla telefon görüşmelerini kendisi yaptı, rotaları kontrol etti, başkalarının hatalarını anladı. İçimden gururlandım. Demek büyüdü, dedim kendi kendime.
Bana annem gibi oldunuz, dedi bir gün. Sizi daha çok seviyorum, annem hep eleştirir, siz hep destek oluyorsunuz.
Gözlerimi kırpıştırıp camdan yola baktım.
Hadi bakalım, çok duygusallaşma. Çalışmaya devam.
Ama akşama kadar yüzümde garip bir gülümseme vardı.
Bir ayda Elanur adeta değişti. Şimdi taşıyıcılarla toplantılarda kendine güveni tam, gelen başvuruları hızlıca dolduruyor, sistemde kolayca yolunu buluyordu. Beklentimin çok ötesinde bir çalışan olmuştu.
…Cuma günü haftalık toplantıda Nuri Beyin yüzü her zamankinden daha asıktı. Masanın başında kalemi çevirerek uzun süre sustu.
Durum zor, diye başladı. Piyasa daraldı, üç büyük müşteri rakiplere geçti. Yönetim kadroda küçülmeye gidecek.
Tüm ekip olarak göz göze geldik. Küçülme demekti bu, yani işten çıkarma.
Her bölümde kararlar ay sonunda netleşecek, dedi Nuri Bey. Şimdilik mevcut düzen devam edecek.
Toplantı sonrası yerime döndüm, bir gözüm Elanurdaydı. Bilgisayara bakıyor gibi ama elleri tuşların üstünde hareketsizdi.
Elli beş yaşındayım. Rakamların ne anlatmak istediğini gayet iyi biliyorum. Maaşım bölümün en yükseği, hizmet sürem en fazla, dolayısıyla tazminatım da yüksek olacak. Muhasebe açısından bakınca listenin başı benim için yazılmış gibi. Üzücü, kırıcı… Ama baş ederim. Emekli olmama az kaldı, birikimim var, evimin kredisi yıllar önce bitti.
Ama ya Elanur… Daha yeni alıştı, tam ayağa kalktı derken şimdi böylesi. Çok haksızlık…
İki hafta boyunca herkes huzursuzdu, köşe bucak dedikodu döndü, kimin ilk gideceğini tartıştılar. Elanur sessizleşti, öğlen sohbetlerine katılmadı, kek istemez oldu, bana soran gözlerle bakmıyordu.
Ne oldu Elanur, dedim bir gün masasına oturup hafifçe. Bu işten çıkarmalardan mı dertlisin?
Bir an irkildi, yapmacık bir tebessümle döndü.
Yok, iyiyim. Biraz yorgunum sadece.
Ama iyi olmadığını görebiliyordum. Yazık ki, şimdi alışmışken, tam kendine güveni gelmişken bunu yaşamak ağır gerçekten.
Süre yavaş akıyor, herkesin üstünde kara bir bulut var. Ara sıra tuhaf kaçamak bakışlar seziyorum Elanurdan, ama gerginliğe veriyorum.
Perşembe öğleden sonra dahili postama mesaj geldi: Sevilay Hanım, müdür odasında sizi bekliyor.
Ayağa kalktım, ceketimi düzelttim. Demek vakit geldi… Yirmi yıl bu şirkette, şimdi çıkış zamanı. Kendimi hazırladım ve kapıdan içeri girdim.
Karşımdaki koltukta Elanur oturuyor. Duruşu dimdik, kucağında dosyası, yüzü ifadesizdi.
Buyurun, oturun lütfen, dedi Nuri Bey boş sandalyeyi göstererek. Ciddi bir meseleyi konuşmamız lazım.
Sandalyeye içim burkularak oturdum, gözlerim önce müdürde, sonra Elanurda.
Elanur ciddi emek verdi, Nuri Bey önündeki evraklara göz attı. Ama maalesef sizin işlerinizde birkaç önemli hata tespit etti, Sevilay Hanım.
O an nefes alamadım. Akıl sır erdiremedim: Elanur, kedili defter, hata deyip duruyorlar… Birlikte poğaça yediğim, evlilik hakkında dertleştiğim Elanur…
Son sekiz ayın tüm çalışmalarını analiz ettim, dedi Elanur hiç bana bakmadan, dosyasındaki kağıtları çıkardı. On bir temel tutarsızlık tespit ettim. Yanlış rota kodları, faturalarda uyuşmazlık, sevkiyat tarihlerinde karışıklıklar…
Çizelgelerde, sarı kalemle işaretli satırlara gözüm kaydı. Bir tanesinin kenarına el yazımla not düştüğümü gördüm.
İnanıyorum ki, bu departmanı benden daha iyi idare edebilecek kimse yok, dedi Elanur soğukkanlılıkla. Sevilay Hanım tecrübeli ama artık yaşı ilerledi. Firma için daha uygun olan benim: maaşım daha düşük, verimliliğim daha yüksek, bu bir matematik işi.
Nuri Bey sandalyeye yaslanıp parmaklarıyla masaya vurdu.
Sevilay Hanım, bir diyeceğiniz var mı?
Yavaşça kalktım, kağıtları elime aldım. Sarı çizgili satırları inceledim. Sözde hatalar aslında hata bile sayılmazdı.
Kendimi savunmayacağım, dedim evrakları yerine koyarken. Yirmi yılda şunu öğrendim: Her aşamada kusursuz iş yapmak imkânsız. Önemli olan sonuçtur. Yük zamanında gelir, müşteri memnun olur, para düzgün yatırılır.
Fakat böyle hatalar felakete yol açabilir! Elanur ilk defa tutkulu bir ses tonuyla atıldı. Ben burası için uğraşıyorum, yardım etmek istiyorum!
Nuri Bey acı bir tebessümle başını salladı:
Bilir misin Elanur, bizim burada kesinlikle istemediğimiz tipte personel kimdir? Kendi çıkarı için arkadaşını harcayandır.
Elanur şoka girmiş gibi, sandalyeye sımsıkı tutundu.
Bu sözde hatalardan haberim vardı, diye devam etti Nuri Bey. Bunlar hata değil. Uzun yılların kazandırdığı pratiklik. Sevilay Hanım sistemin yavaşladığı yerde iş nasıl hızlanır bilir. Evet, kâğıt üstünde prosedür bozulmuş gibi olur. Ama ustalıktır bu. Tecrübesizsin, anlaman güç.
Elanurun parmakları kolçaklara gömüldü.
İki hafta çalışıp, çıkışını alacaksın, dedi Nuri Bey dosyayı kapatarak. İstifa dilekçeni bugün bırak.
Lütfen… dedi Elanurun sesi çatallandı, istememiştim, ihtiyacım var bu işe, daha yeni yeni toparlıyorken
Bunu daha önce düşünecektin. Hadi, çıkabilirsin.
Elanur ayağa kalktı, dosya elinden düştü, evraklar yere saçıldı. Toplarken kafasını hiç kaldırmadı, gözyaşlarını sakladı. Kapıyı sessizce kapattı.
Gördün mü, Sevilay Hanım, dedi Nuri Bey başını yan tarafa eğerek. Seni az daha alt edecekti. Kendi elinle besledin yılanı.
Hiçbir şey diyemedim. İçim boşalmıştı sanki.
Firmanın kepenklerini indirene kadar senleyiz, Nuri Bey gülümsedi. Sen gibi eleman kolay bulunmaz, unutma.
Başımı salladım, odadan çıktım.
Elanur masasının başında öylece oturuyordu. Yanından geçerken bana öfkeli, ıslak gözlerle baktı. Umursamadan masama geçip işimi açtım.
Penceredeki kutuda poğaçalar, akşama kadar dokunulmadan kaldı.




