Bak şimdi, anlatmam lazım, sana tam bizim Türk işi bir yazlıkçı hikayesi anlatacağım; aramızda öyle laflar vardır ya, komşu komşunun külüne muhtaç deriz ama bazı komşular var ki, onların külüyle dünyanın fırınını yakarsın! Geçen yaz başımdan geçenleri anlatayım da aklın çıksın.
Bizim yazlık Ayvalıkta, tam sitenin köşesinde. Geçen yıl, kocam Erhanla küçücük bir arsayı satın aldık, orayı aylardır kazıp ektik, çapalamaktan sırtımız ağrıdı, sabahtan akşama kadar uğraşıp tertemiz bir bahçe yaptık. Ama bizim hemen yanımızda yolun öbür tarafında, komşumuz Saniye Teyze var. Aslında eski tip Anadolu kadını, pek severim ama biraz fırsatçı mı diyeyim ne diyeyim
Bir gün yine sebzeleri yoluyorum, dizlerim çamur olmuş, tırnaklarımda toprak, eğilip domateslerin yanındaki yabani otları yoluyorum. Kafamı kaldırdım ki Saniye Teyze, elinde yarısı dolu bir paslanmaz kâseyle tel çitin öbür tarafından bana şeker şeker gülümsüyor. O gülümseme var ya, tam şekerim senden bir şey isteyeceğim ama yüzün gülüyor hali!
Yaa Ayşen, iki tane salatalığa göz koydun mu, komşu komşunun hakkı geçmez! Şu çocuklar geldi köyden, taze vitamin yesinler biraz, sende de o kadar çok ki sararıp çöpe gidecek vallahi, ne yapacaksın? Hoşgörlü olman lazım, cennet komşuluğu budur! dedi.
O sırada bir elinde benim çileklerden almış, diğer eliyle de gelmiş, mis gibi kara toprakta büyüyen dal gibi üzümün dallarını tutuyor Ay deli oluyorum ama biliyor musun?
Saniye Abla, senin de arka köşede çileğin var, niye kendi çileğini toplamıyorsun? diyorum. Ne çileği kız, deve kemiği kadar az zaten, domuz böceği yemiş parasını vermediğim gübreyle uğraşamıyorum ki… Senin çilekler maşallah pazardaki gibi. İki kişisiniz, bu kadar ürünü ne yapacaksınız, üzüm gibi yersin.
Oturup baktım ve içimden ya sabır dedim. Bir türlü anlamıyor ki insan tırnaklarıyla üretince her meyvenin kıymetini ayrı seviyor. Ama ablacığım, Saniye ablanın bahçesi desen, ay çöplük gibi. Kiraz ağaçları eğri büğrü, çimler sararmış, sadece bayramda çapalanır, orada burada ot biter, rüzgâr bile eksik esiyor. Bizim Saniye abla her gelişinde kendini hamakta bulur; bir de mini radyo taşır yanına yüksek sesten açıp Radyo Arabesk Bahçe dinler, mangalda ucuz sucuk pişirir, başka bir uğraşı yok.
Fakat ben, deli gibi bahçeciyim. Her sabah beşte kalkarım, domates, biber seralarını açarım, ne zaman hangi fideye ne sus verilecek, tek tek bilirim. Her ürün, gecemi gündüzümü verdim. O kadar emek var.
O gün yine Yeter Saniye Abla Çilekten reçel yapacağım, her tanesi kıymetli, dedim.
Ay şuna bak! Koca kadın oldun hâlâ kıyamıyorsun. Keşke ben de para göz olsam! Neyse canım, çocukların hatrına aldım onları, Allah affeder, dedi, koca koca çilekleri ağzına atıp tıslayarak gitti. O an sinirden içim şişti ama ne yapacaksın?
Sonra Erhan geldi; Yine Saniye Hanım mı yıkıyor bahçeyi? dedi gülerek. Ama bu sefer bir başka Çünkü geçen hafta biz marketteyken bahçede kabakları toplamış gitmiş, Zaten siz almayacaksınız, çürür gider, ben kurtarayım dedi. Artık iyice canım burnumda.
Bir gün sıra dışı bir kalabalık toplandı, Saniye abla on kişilik misafir grubuyla, barbeküyle gelmiş, müzik son ses, ellerinde poşet poşet bira Akşamüstü ben çiçekleri sularken, yine çitin öbür tarafından seslendi:
Ayşen, canım, salatamız bitti, iki domates, biraz da taze nane, maydanoz atsana, bağır bağır istiyorlar! Market de uzak, Allah aşkına, komşuluk hakkı
Elimdeki şişeyle, Saniye abla domatesler tam kızarmadı, kalanları da yarın kızımı ziyaret edeceğim, ona götüreceğim, dedim.
Oooo, ne var canım, kimseden esirgemem de, hadi canım, bana yardım etsen ölmezsin! dedi, domatesler yandan sarktı diye Kısaca domatesimi yağmalamaya geldiği belli!
Olmaz, dedim, bu sefer taneli.
Anında surat düştü, ayarsızca söylendi: Ne olacak, domatesinle kalırsın. Ne biçim komşusun, taş kalpli, insan bir şey ister ayıp mı?
Gece boyunca bahçeden alaylı laflar, Ayşen domatesini lira sandı, İstanbullu bunlar, boğaza bile para atarlar gibi… Sözler öyle dokundu ki, eve girip televizyonun sesini açtım, içim daraldı vallahi.
Sabah uyandım, baktım seranın kapısı aralık. Yüreğim ağzıma geldi. Gittim ki en alttaki en iri domateslerin dalları parçalanmış, bir kısmı koparıp kaçırılmış, yerler domates dolu, salatalıklar azalmış, nane tarafı tamamen yolunmuş. Ya bu sadece hırsızlık değil, ayıp ya Emeğe saygısızlık.
Erhan! diye çağırdım. Geldi, işin ciddiyetini anlayınca, Bu resmen suç Ayşen, dedi.
Ama kanıt yok, kamera yok, anca dedikodu olur. Bize çemkirir, Ben almadım, iftira der, daha da arsızlaşır, dedim.
Bahçenin öbür tarafına baktım. Sessizlik, misafirler uyuyor, masanın üzerinde yarısı yenmiş domatesli saçma bir salata var. O domatesleri tanırım, benimkilerin rengi bile başkadır.
Tamam, bitti artık iyi niyet, işi biraz akıllıca çözeceğim, dedim. Gülümsedi: Suç işleme sakın ha, polisle uğraşamayız bir kilo domatese! dedi Erhan.
Hee, yok, akıl işi. Psikoloji ve biraz da kimya! dedim ve planı kafamda kurdum.
Aynı gün ayakkabılarımı giymiş, şehre indim; Koçtaşa gittim, bir adet sarı tulum, maske, gözlük, eldiven, ilaçlama makinesi, beş paket mavi gıda boyası, bir bidon en ucuz Arap sabunu aldım.
Akşam büyük gösteriyi başlattık! Önce tulumu giydim, maske, gözlük tam takımlı, Erhan da eski bir yağmurluk giyip yüzünü örttü. Bahçede büyük sesle, Aman Erhan uzak dur! Bu ilaç çok güçlü! Maskesiz gelme! diye bağırdım. İlaçlama bidonuna mavi gıda boyasıyla Arap sabununu karıştırdım, koyu mavi, köpüklü, berbat kokan bir karışım hazırladım ve domateslerle biberlere boca etmeye başladım. Sebzeler masmavi oldu; sanki atom bombası atılmış, her bir şey apayrı renkte. Kokusu bile bir garip.
Saniye Teyze koştura koştura çitin kenarına geldi:
Ayşen, kız ne yapıyorsun orada? Yanlışlıkla yangın mı çıktı, yoksa böcek mi sardı? Bu ne biçim koku?
Dönüp suratıma maskeyle dedim ki:
Bunun adı Mavi Mozaik Virüsü, yeni çıktı, domatesi biberi bir günde çürütüyor, internette görüp buldum, deneme ilacı getirdiler. Haftada bir, yirmi bir gün dokunmak bile yasak. Hatta insan yerse, tam anlamıyla zehirlenirmiş, karaciğer iptal, aman sakın ha!
Bir an durdu, gözü kocaman açıldı: Köke dokunsan da zararlı mı? dedi.
Elini sürsen hemen sabunla bile yıkamak yetmez, suya bulaşırsa hüsran! dedim. O an hemen arka bahçeye kaçtı, torunlara bağırıyor: Sakın yan bahçeye gitmeyin, orada ölümcül zehir var! Ay içimden güldüm valla!
Bir hafta boyunca Saniye abla bizim tel çite yaklaşmadı. Mavi domateslere bakıp bakıp kendine iş çıkardı. Ne zaman torunlar çite yaklaşsa, Gelmeyin öleceksiniz! diye bas bas bağırdı.
Tabii biz de Erhanla akşam akşam kendi kendimize toplanan salatalıkları yıkayıp yıkayıp mis gibi yedik, çünkü mavi boya akar suda iki günde geçiyor!
Bir hafta geçti, Saniye ablanın gözü doymadı; iyice merakı baskın geldi, bana takıldı:
Sen nasıl yiyorsun o salatalıkları, yasak demiştin, yoksa süper güçlerin mi var?
Yanaşmadan, Marketten aldım abla, bunlar marketin plastik salatalığı, ne yapayım! dedim.
Ee yağmur yağdı, boya niye geçmemiş? diye hala bir umut deniyor, Yok öyle geçmez, boyası özel, yeni teknoloji, dedim. Taktik işe yaradı; bahçeye adım atmaz oldu!
Ama en fenası hasat zamanı oldu, ağustos geldiğinde bizim boya güneşte neredeyse geçti, azıcık iz kalmış. Tam şehre gideceğiz, yirmi kilitli çanta geçtim kapıya, tel çite renkli tabelayı astım: Dikkat, görüntülü izleniyorsunuz, üçüncü derece tehlikeli deney amaçlı tarım ilacı kullanılmıştır. Meyve toplamayınız! Aksi hale jandarma çağrılacaktır. Bu arada kamera filan yok, düz blöf!
İki gün sonra geldim ki Saniye abla, sitenin başkanıyla kapışmış, bağırıyor: Ayşen bizi zehirledi, torunumun başı ağrıdı, zehir yaydı, kamera koydu, yönetim engel olsun! Başkan adam, beni görünce, Ayşen hanım, ne diyorsunuz bu şikayetlere?
Rahatça, Başkanım, sadece uyarı için astım, hırsızlar yüzünden. Kimi koruyacağız başka türlü, deli gibi ürün çalınmaya başladı, dedim. Saniye döndü: Kim çalmış, ben mi? Kanıtın yok ki!
Öyle bir blöf çaktım ki Çekin kamera kayıtlarını izleyelim, cuma günü çitin üstünden kim domates sarkıtmış görelim, şikâyet de ederim! Kıpkırmızı oldu, benden önce mevzu çok oldu ya, iyice korktu.
Ne yapayım senin zehirli salçanı, Allaha havale ettim seni! deyip kapısını çarptı. Başkan bana güldü, Ayşen Hanım, tabelanızı dursun, iyi olur, dedi.
O günden sonra Saniye ablayla soğuk savaş başladı; göz göze gelmez olduk, o da bahçeye bulaşmaz oldu, anca arada arkasından söyleniyor, Büyücü bu Ayşen diye sitenin dedikodusunu yaptı, ama ürünlerim sapasağlam!
Gelecek sene nisan geldiğinde, yazlık açılırken bir baktım, Saniye abla tek başına elinde kürek, toprak eşelemiş, çamur içinde, kendi çapında bahçe yapmaya çalışıyor. Kötü mü kötü damla sulama, garip garip çalı fidanları, ama hepsini kendi dikmiş. Yanına yaklaşınca bir Hayırlı işler Saniye abla, toprağı çok kurcalama, altta taş var, biraz kum atsaydın dedim.
Yavrum sen bak işine! Kendi ürünüm, kendi domatesim. Zehirsiz, hormonsuz! dedi, ama gururlanmış belli.
Yaz ortası, Saniye ablanın ilk salatalıkları, mini mini minik domatesleri çıkınca, öyle bir seviniyor ki Oğlu torununu getirince, Bakın bu sene kendi ürünüm, diye hava atıyor, yan bahçeye asla dokunmuyor vallahi!
Bir akşam baktım, çocuklar top oynarken bizim domateslere yaklaşınca Saniye abla elinde süpürgeyle çocukları kovalıyor: Geçmeyin buradan, doğrudan kendi diktiğim domatesim, burası bahçe, futbol sahası değil, saygılı olun!
Erhanla göz göze geldik, Bak, eğitimin en güzeli, insan kendi dikerse kıymetini bilir! dedim, o da güldü.
Sonra sonbahar oldu, sezonu kapatan herkes vedalaşırken, Saniye abla elinde minicik bir turşu kavanozu getirdi. İçinde üç garip salatalık, ne tam küçük ne büyük Al bakiyim, kendi ellerimle yaptım, ilk mahsul, paylaşırım seninle, dedi.
Kavanozu en değerli şeymiş gibi aldım: Çok teşekkür ederim abla, birlikte yeriz. Ben de sana seneye İri Kalpli domates tohumu vereceğim, onlardan ekersin, ekmek gerekirse birlikte sökeriz, dedim.
Ee, peki sağ ol, dedi, hafifçe gülümsedi, onca yılın ilk gerçek tebessümüyle.
O gün anladım ki, bazen bahçedeki çit değil, insanın emeğine saygı esas sınırmış. Tabii domatesler o sene rekor verdi, bir tanesi bile çürüyüp ziyan olmadı.
Yaz bittiğinde, bir kavanoz salatalık, birkaç güzel domates, bir komşu tebessümü En güzel hasat sayılır bence. Sana da tavsiyem, bahçene sahip çık, emeğinin kıymetini bilmeyene bırakma ama işi abartıp kalp kırma. Sonuçta komşuluk dediğin, aradaki o görünmeyen saygı duvarlarıyla güzel!
Nasıldı, anlattıklarım hoşuna gittiyse bana yaz, bakalım senin yazlıkta neler oluyor?




