Her Salı: Liana’nın İstanbul metrosunda akşam telaşı, boş bir poşetle dolaşıp yeğeni Mert’e hediye b…

Her salı
Nihan, elinde boş bir plastik poşetle metroya telaşla koşuyor. Bu poşet, bugünün başarısızlığının simgesi: iki saat boyunca İstanbulun alışveriş merkezlerinde boşuna dolaştı, bir türlü arkadaşının kızınakumbarası için güzel bir hediye bulamadı. Duru, on yaşında, eskisi gibi unicorn oyuncakları sevmiyor artık, gökyüzü ve yıldızlara tutkun. Ama iyi bir teleskop bulmak, makul bir bütçede, adeta yıldızları avlamak kadar zor çıktı.

Akşam üstü metroda, günün o son yorgunluğu, Nihana özel bir ağırlık veriyor. İnip çıkan insan kalabalığından sıyrılmaya çalışarak yürüyen merdivene ilerlerken, onun o an için her şeyden kopuk kulakları, birden kalabalığın içinden duygulu, net bir cümleyi seçiyor.

…inanamazdım tekrar göreceğime, gerçekten, yemin ederim, biraz titreyen genç bir kadın sesi arkadan duyuluyor. Ama şimdi her salı, kendisi gelip anaokuldan alıyor kızı. Arabasıyla geliyor, sonra o meşhur parkta dönme dolaba gidiyorlar…

Nihan, yürüyen merdivenin bir basamağında donakalıyor. Başını hafifçe çevirip konuşan kadının yüzüne bir anlık bakıyor: parlayan bir kırmızı kaban, heyecanlı yüzü, ışıl ışıl gözleri. Yanında, dikkatle dinleyen dostu başını sallıyor.

Her salı.

Onun da bir zamanlar öyle bir günü vardı. Üç yıl önce. Ne haftanın inişli çıkışlı pazartesi stresi, ne de cuma akşamlarının hafta sonu beklentisiyle dolu anıydı. Salıydı. Tüm hayatının döndüğü eksen, o gündü.

Her salı, tam beşte, o çalıştığı lisedeTürk Dili ve Edebiyatı öğretmenliğinin ardındanşehrin diğer ucuna neredeyse uçarcasına koşardı. Kadıköydeki, gıcırdayan parkeleriyle ünlü eski Atatürk Müzik Okuluna. Oradan Emiri teslim alırdı. Yedi yaşında, yaşına göre fazla ciddî, neredeyse kendi boyunda kemanı olan bir çocuk. Kendi çocuğu değil; ağabeyi Burakın oğlu. Burak, üç yıl önce korkunç bir trafik kazasında hayatını kaybetmişti.

O kasvetli ilk aylarda bu salılar, herkes için hayatta kalmanın ritüeline dönüşmüştü. Emir içiniçine kapanmış, neredeyse hiç konuşmayan çocuk için. Annesi Gül içinacıyı zor taşıyan, yataktan kalkacak hali bile kalmayan kadın için. Ve Nihan için; ortak hayatlarının parçalarını bir araya getirmeye çalışan, bir süreliğine herkese omuz olan abla için.

Her detay aklında. Emir, derslikten başı önüne eğik çıkıyor. Nihan, ağır keman kutusunu ondan sessizce alıyor. Daha sonra metronun yolunu tutuyorlar, Nihan yolda ona komik bir edebiyat hatasını ya da simidini martıya kaptıran bir öğrencisini anlatıyor.

Bir gün, Kasımın ıslak ve puslu bir akşamı, Emir birden soruyor: Nihan yenge, babam da yağmurdan hiç hoşlanmaz mıydı? Nihan, içindeki acı ve şefkatle donup kalıyor, sonra nazikçe gülümsüyor: Hiç sevmezdi. İlk saçak altına koştururdu. O an, Emir elini tutuyor. Sıkı, yetişkin gibi. Sanki elini yürümek için değil de, kaybolmak üzere olan bir hayali tutmak için kavrıyor. O avuçtaki güç; çocuğun hasretiyle, en gerçek babasını yitirdiğini fark etmenin o yakıcı ağırlığıyla dolu. O baba, gerçekten vardı. Yağmurdan kaçardı. Sadece anılarda ve yaşlı babaannenin sessiz iç çekişlerinde değil; burada, bu ıslak sokakta, bu nemli İstanbul havasında vardı.

Nihanın hayatı üç yıldır öncesi ve sonrası diye bölünmüş durumda. Ve en gerçek, en ağır yaşayan günü ise salı. Diğer günler, sadece fondu, beklentiydi. O güne hazırlanırken Emirin en sevdiği elmalı meyve suyunu alır, metroda gürültüye karşı komik çizgi filmler indirmiş olur ve sohbet için yeni konular düşünürdü.

Sonra… Gül yavaş yavaş toparlandı. Bir yerde iş buldu. Ardından yeni bir sevgili belirdi. Her şeyi sıfırdan başlatmak istedi. Başka bir şehirde, bambaşka bir hayata… Nihan, taşınma telaşlarını paylaştı, Emirin kemanını yumuşak kılıfına yerleştirdi, peronda sıkıca boynuna sarıldı: Ara, yaz, buradayım hep, dedi, gözyaşlarını zor bastırarak.

İlk zamanlar, Emir her salı, saat altıda mutlaka arardı. O kısa telefonda Nihan yine yenge olur; kısıtlı on beş dakikada her şeyi sorardı: Okul, keman, yeni arkadaşlar. Bu telefon sesi; yüzlerce kilometre öteye atılmış ince bir bağ gibi.

Sonraları, aralar iki haftada bire düştü. Büyüyor, yeni kurslar, ödevler, oyunlar… Yenge, kusura bakma, geçen salı sınav vardı, arayamadım yazardı WhatsApptan, Nihan Hiç sorun değil, güneşim. Nasıl geçti sınav? diye dönerdi. O salılar artık telefon sesiyle değil, acaba mesaj atar mı diye hissettiği bir bekleyişle işaretlenirdi. Kırılmazdı, bazen de kendi yazardı.

Sonra sadece bayramda ya da doğum gününde aramalar kaldı. Emirin sesi derinleşti, kendinden bahsetmektense hep İyi, yolunda, ders çalışıyoruz der oldu. Üvey babası Murat, nazik, ağırbaşlı biri çıktı. Babasının yerini almaya çalışmadan, yanında olan Bu önemliydi.

Yakın zamanda Emirin bir kız kardeşi olduDefne. Nihan, sosyal medyada gördüğü fotoğrafta, Emirin minicik bezlere sarılmış Defneyi kocaman ama utangaç bir sevgiyle taşıdığını gördü. Hayat, acımasız ve cömert yanıyla döngüsünü tamamlıyor. Yara kabuk bağladı; yeni doğan dertler, okul telaşı, gelecek planları üzerine örttü. Nihan için geçmişe dair abla rolü, yeni hayatın kenarında ufalanıp azalan bir köşe haline geldi.

Bitmek bilmez metro gürültüsünde, o her salı sözübir sitem değil, hafifçe dokunan eski bir selam oluyor içi için. Üç yıl boyunca yüklendiği büyük sorumlulukla, sevgiyle, açık bir yara ve tarifsiz bir lütuf gibi taşıdığı Nihana fısıldayan bir hatırlatma. O Nihan, dünyadaki yerini çok iyi bilirdi: sığınak, ışık, küçük bir çocuğun hayatında onsuz olmaz bir halka Gerekliydi.

Kırmızı kabanlı kadının kendi dramı, kendi acı ve şimdiki hayatı arasında hassas bir dengesi vardı. Ama o ritim, her salı düzeni evrensel bir dildi. Buradayım, bana güvenirsin, benim için çok kıymetlisin, bugün ve şu an. Nihan bir zamanlar bu dili akıcı konuşurdu, şimdi neredeyse unutmuş.

Metro hareket ediyor. Nihan, karanlık camda yansımasına bakarak, sırtını dikleştiriyor.

Kendi durağında iniyor ve yarın, hem Duruya hem de Emire iki aynı teleskop sipariş edeceğini biliyor artıkuygun ama kaliteli. Biri Duruya, biri Emirin evine. Emir teslim alınca mesaj atacak: Emircim, böylece farklı şehirlerde olsak da aynı gökyüzüne bakabileceğiz. Ne dersin, önümüzdeki salı, akşam altıda hava açıksa, aynı anda Büyükayı Takımyıldızına bakalım mı? Hadi saatleri ayarlayalım. Öpüyorum, Nihan yengen.

Yürüyen merdivenle yukarı, akşam İstanbuluna çıkıyor. Hava serin ve temiz. Sıradaki salı artık boş değil. Tekrar randevulaşıldı. Bir borç gibi değil, iki insan arasında, anıya, şükrana ve sessiz, sapa sağlam bir bağa dayalı güzel bir anlaşma gibi.

Hayat akıyor. Ve programında hâlâ sadece geçilmek için değil, anlam yüklemek için ayrılmış günler var. Yüzlerce kilometre uzaktan, eşzamanlı bir yıldız bakışının sessiz harikasına. Eskisi gibi acıtmayan, içini ısıtan hatıralara. Mesafelerle konuşmayı öğrenmiş, bu yüzden daha sessiz, daha olgun ve daha sarsılmaz bir sevgiye.

Rate article
Lifequest
Her Salı: Liana’nın İstanbul metrosunda akşam telaşı, boş bir poşetle dolaşıp yeğeni Mert’e hediye b…