Yeni Yıl Gecesi Kapımı Çalan Komşum: “Yarım saatliğine yanınıza gelebilir miyim? Maaşımı alamadım, evde hiçbir şey yok, çocuklara çay yanında ikram edecek bir şeyim bile kalmadı. Evde oğullarımla yalnızım, onlar da bayram havası yaşamak istiyor…”

Yılbaşı gecesi kapıda garip bir ses yankılandı; apartman koridorunun rüyamsı karanlığında, komşu Ayşe belirdi, yanında iki ufak oğlan.
Yüzünde derin bir yorgunluk, gözleri kızarmış, bir tuhaf mahçubiyetle, Yarım saatliğine gelebilir miyiz size? dedi.
Maaşımı vermediler, evde hiçbir şey yok, çocuklara bir çay bile verecek bir şey bulamıyorum.
Yalnızım oğlanlarla; onlar da bir kutlama ister
Fatoş mutfakta durmuş, fırından çıkardığı portakallı ördeği hayranlıkla seyrediyordu; havada öyle bir aroma asılıydı ki, sanki nefes almak bile başka bir boyuta açılıyordu.
Sabahın alacakaranlığından beri ördekle uğraşıyor; narenciye suyuyla azar azar kucaklıyor, fırının sıcaklığını kontrol ediyor, bir an olsun gözünü ayırmıyordu.
Sonuç, serap gibi kusursuzdu.
Kemal, gel de bak!
diye seslendi eşine.
Kemal gözlerini ovuşturup salondan çıktı, ördeği görünce ıslık çaldı, başıyla onayladı:
Fatoş, bu resmen İstanbuldaki lüks bir restorandan, vallahi!
Başka türlü olmaz, dedi Fatoş, gururla gülümsedi.
Şimdi tabakta süsleyeceğim, tam yeni yıl havasına yakışacak.
Ördeği büyük, seramik bir tabağa özenle yerleştirdi; çevresine portakal dilimleri dizdi, birkaç dal taze biberiye iliştirdi.
Her şey, rüya gibi bir yemek dergisinin kapak fotoğrafı gibiydi.
Masa ise alelade bir ziyafet salonuna dönüşmüştü: Üç çeşit salata bir koca kâse çoban salata, bir patatesli Amerikan salatası ve bir mezeli börülce, kırmızı havyarlı kanepeler, en seçkin peynir ve sucuklardan bir tabak, bir meyve vazosu dolusu üzüm ve kivi.
Yan tarafta ise taş fırında pişmiş ev köftesi ve patates vardı.
Ne bu, düğün mü veriyoruz?
diye gülümsedi Kemal.
Hayır, dedi Fatoş, sesi sakin.
Bir yıl boyunca gece gündüz çalıştık, artık güzel bir kutlama hakkımız.
Kemal onun omzuna hafifçe sarıldı:
Katılıyorum; uzun zamandır böylesini yapmamıştık.
Gerçekten de, son birkaç yıl tasarruf için her şeyi kısıtlamışlardı; tadilat için para biriktirmişlerdi.
Şimdi, tadilat bitmiş, gelir sabitlenmişti ve ufukta huzurlu bir yeni yıl gecesi vardı.
Fatoş gümüş çatal-bıçakları sıraya diziyor, kristal kadehleri dolaptan çıkarıyor, her şeyin göz kamaştırıcı olmasını istiyordu; gecenin, bir hayali kutlamadan farksız olmasını.
Saat 22:00ye geldiğinde masa hazırdı.
Eşler güzel giyinmişler, karşılıklı oturmuşlardı.
Kemal içkiyi paylaştırdı.
Bize, dedi Kemal.
Bize, dedi Fatoş.
Şereflerine kadeh kaldırdılar.
Fatoş salatadan bir çatal aldı; harikaydı.
Kemal ördekten bir parça aldı, gözlerini kocaman açarak:
Mükemmel olmuş!
Fatoş, sen tam bir ustasın.
Fatoş için her şey bir rüya gibiydi; masanın sıcaklığı, huzur, aceleye gerek olmaması.
Tam o sırada, kapı zili birden çaldı.
Bütün anın atmosferi bir an bozuldu.
Bu saatte kim olabilir ki? diye endişeyle göz göze geldiler.
Kemal kapıyı açmaya gitti.
Kapıda komşuları Ayşe ve iki oğlu vardı, yanlarında garip bir hüzün; Ayşenin sesi zorla çıkıyordu.
Kemal, kusura bakmayın dedi, kelimelerini zor seçerek.
İçeri girebilir miyiz?
Çok zor durumdayım.
Ne oldu ki?
diye sordu Kemal, endişeyle.
Her şey üst üste geldi Ayşe hıçkırarak anlattı.
Yılbaşı öncesi maaşım yok, sigorta yok, iş yerinden attılar.
Evde hiçbir şey yok, oğlanlara çay bile yok.
Birkaç arkadaş uğramacaktı, gelmediler.
Oğlanlar kutlama istiyor
Oğlanlar arkada duruyordu; ince, eski kazaklarla, mahzun.
Kemal ne diyeceğini bilemedi.
Bu gecede aileyi kapıdan çevirmek, insana yakışmazdı.
Buyurun, dedi, Fatoşa haber vereyim.
Fatoş mutfaktan çıkınca, huzurlu hayali birden dağıldı.
Hoş geldiniz, Ayşe çocuklar.
Affedin, Fatoş, böyle baskın gibi geldik, Ayşe gözyaşlarını silerken ürkekti.
Sadece yirmi dakika oturabilir miyiz?
Fatoş çocuklara baktı.
Sessizdiler ama gözleri mutfağın kokusuyla doluydu.
Buyurun, masaya oturun, dedi, içini çekerek.
Misafirler içeri adım atınca, her şey bir hayali film gibi hızlanmaya başladı.
Anne, bak şimdi!
dedi büyük olan, şaşkınlıkla.
Ne kadar çok yemek!
Havyar yiyebilir miyiz?
dedi küçük olan, hemen uzandı.
Oturun, dedi Fatoş, sesi kuru.
Oğlanlar hemen yerleşti.
Büyük, ördek bacağını eliyle kaptı:
Teyze Fatoş, olur mu böyle?
Cevap beklemeden bir ısırık aldı.
Küçük havyarlı kanepeleri kapış kapış götürüyordu.
Harika!
dedi sevinçle.
Anne, bir tane daha var mı?
Ayşe çocuklarını durdurmadı, hatta kendi elleriyle tabağa yemek koymaya başladı:
Ye çocuklar, ye; evde hep makarna vardı, burada gerçek yemek var.
Oğlanlar aceleyle ve açgözlülükle yediler.
Büyük olan Amerikan salatasının yarısını, küçük olan havyarın hepsini bitirdi.
Ardından peynir, sucuk, jambon tabaklarını sıyırmaya başladılar.
Birkaç dakika sonra tabaktaki her şey kayboldu.
Fatoş neredeyse hipnotize olmuş gibi izliyordu.
Kemal durumu yumuşatmak istedi:
Ne güzel iştahınız var!
Ama kimse duymadı; artık ördeğe gelmişlerdi.
Büyük parçalar birer birer kayboluyordu.
Ekmek var mı?
diye sordu büyük olan.
Fatoş sessizce ekmek getirdi.
Oğlanlar sandviç yapmaya başladılar.
Ayşe de çekinmeden salata, ördek, köfte tabağına uzanıyordu.
Affedin gerçekten dedi Ayşe, ağzı doluyken.
Ama çocuklar aç, anladınız siz.
Yirmi dakika içinde şölenden geriye neredeyse hiçbir şey kalmadı.
Salatalar bitmiş, ördek yenmiş, havyar, peynir, sucuk ve meyveler misafirlerin iştahında kaybolmuştu.
Fatoş taş kesilmiş, ifadesiz bir suratla oturuyordu.
İki gün mutfakta çabalamış, hatırı sayılır Türk Lirası harcayıp, ruhunu ve emeğini bu özel geceye katmıştı.
Ama sonuç, bambaşka bir boşluktu.
Saat 23.45te Ayşe yorgun bir şekilde ayağa kalktı:
Hadi çocuklar, gitme vakti.
Fatoş, Kemal, Allah razı olsun!
Gerçekten çok yardımcı oldunuz!
Oğlanlar çıkmaya hazırlanırken, küçük olan bir pastayı alıp sordu:
Yanıma alabilir miyim bunu?
Al, dedi Fatoş, yorgunca, yan gözle bile bakmadan.
Misafirler alelacele bir kutlama fısıldayarak ayrıldı.
Kapı kapandı.
Fatoşla Kemal mutfakta, az önceki renkli masaya bakarak sessiz kaldı.
Tabaklarda kırıntı, salata kâseleri bomboş, meyveler son üzümüne kadar gitmiş.
Bir tek birkaç mandalina kalmış.
Bunu gördün mü?
dedi Fatoş, sesi çok kısık.
Gördüm, dedi Kemal, aynı sesle.
Otuz dakikada her şeyi yediler.
İki gün boyunca hazırladığım her şeyi.
Fatoş
Teşekkür bile etmediler.
Kimse.
Sadece tıkındılar, daha çok istediler
Kemal eşini sarıldı.
Fatoşun gözlerinde yaş yoktu; boş tabaklara bakarak, bu tuhaf gecede her şeyi anlamaya çalışıyordu.
Yılbaşı saatinde, yine bardak kaldırdılar.
Ama kutlama hayal gibi dağılmış, ruhları eksilmişti.
Ertesi sabah Fatoş mutfakta temizlik yaptı.
Birkaç kalmış şeyi topladı.
Ama kalan, hayali bir kırıntıdan ibaretti.
Biliyor musun, Kemal, dedi, insanların zor durumda olmasını anlıyorum.
Maaş verilmeyebilir.
Ama nasıl çocuklarını durdurmaz?
Yeter, çocuklar, bu başkasının sofrası demez mi?
Bilemiyorum, dedi Kemal, omuzlarını silkerek.
Belki gerçekten çok açlardı.
Açlık başka, dedi Fatoş, açgözlülük başka.
Onlar yemek değil, bir daha bulamayacakları bir hazine gibi saldırdılar.
Kemal sustu.
Fatoş devam etti:
Ve Ayşe hep mağdur gibi duruyor, ama çocuklarını tabaklara yemek toplamaya teşvik ediyor, Ye oğlum diyor.
Bizi düşünmedi mi?
Sonra ne yiyeceğiz, hiç sormadı.
Akşamüstü, 1 Ocakta, Fatoş apartmanda Ayşeyle karşılaştı.
Ayşe gülümseyerek:
Fatoş, yeni yılın kutlu olsun!
Dün için çok teşekkürler!
Fatoş onun mahzun ama kendinden memnun yüzüne baktı, içinde bir şey kırıldı.
Selam, dedi kuru bir sesle ve yanından geçti.
Ayşe şaşırdı.
Fatoş çöpü attı, eve döndü.
Ayşeyi gördün mü?
dedi Kemal.
Gördüm.
Nasıl geçti?
Bir daha konuşmayacağım.
Başka sponsor bulsun.
Bir hafta geçti.
Fatoş, apartmanda Ayşeyle karşılaşınca hep sessiz kaldı; Ayşe konuşmak istedi, ama cevapsızdı.
Fatoş, artık yeter, dedi Kemal bir gün.
Dargın değilim, dedi Fatoş, sadece şunu öğrendim; merhamet bazen yanlış.
Onlara acıdık, kapıyı açtık; karşılığında yok olan bir masa ve mahvolmuş bir gece aldık.
Ama durumları gerçekten zordu
Kemal, dedi Fatoş, gözlerinin içine bakarak zorluk insanlıktan çıkarmaz.
Bir bardak çay, biraz yemek isteyebilirlerdi.
Ama her şeyi silip süpürdüler; gerçek bir özür bile yoktu.
Kemal sessizce içini çekti; tartışmak anlamsızdı.
Bir ay geçti, Fatoş-Ayşe ilişkisi tamamen kopmuştu.
Fatoş kısa ve soğuk selam veriyor, çoğu zaman hiç bakmıyordu.
Ayşe diğer komşulara Fatoşun burnu kalkık olduğunu söylüyordu, ama Fatoşun umrunda değildi.
O gece, o tuhaf yılbaşı, Fatoşun hafızasında hep tuhaf bir rüya olarak kaldı: Boş bir masa, doymuş konuklar, kocaman bir hayal kırıklığı.
O gece, kendi hayatına bir karar ekledi: Kimseyi kapısından içeri almamak, misafirlik ile fırsatçılığı birbirine karıştıranları bir daha buyur etmemek.

Rate article
Lifequest
Yeni Yıl Gecesi Kapımı Çalan Komşum: “Yarım saatliğine yanınıza gelebilir miyim? Maaşımı alamadım, evde hiçbir şey yok, çocuklara çay yanında ikram edecek bir şeyim bile kalmadı. Evde oğullarımla yalnızım, onlar da bayram havası yaşamak istiyor…”