Şu eski eşyaları en iyisi çöpe gönderelim, bence. Yok, eğer sizin için bu döküntüler çok değerliyse, garaja kaldırın, ama orada bile yer bulacağınızı sanmıyorum. Modern bir mutfakta, Ayşe Hanım, dökme demir tencerelere yer yok.
Metal sesleri Ayşe Hanımı irkiltti. Kendi mutfağının kapısında öylece durmuş, gözlerine inanamıyordu. Çöp kovasının yanında, sırtını dimdik tutarak duran Tuğçe oğlum Serhatın eşi. Elinde Ayşe Hanımın otuz yıldır en güzel krep ve gözlemeleri pişirdiği eski dökme demir tavayı tutuyordu.
O tava sadece bir mutfak gereci değildi; bir hatıraydı. Annesi ona bu tavayı yeni eve taşındığında hediye etmişti. Genç ve umut dolu bir gelindi o zaman. O tavada açlık yıllarında patates kızartılmış, küçük Serhata okuldan gelirken köfte ısıtılmıştı.
Tuğçe, yerine bırak onu, dedi Ayşe Hanım sessiz ama kararlı bir sesle. O benim eşyam.
Tuğçe döndü ve, yeni kesilmiş saçlarıyla, küçümseyen bir bakışla Ayşe Hanıma baktı; sanki aklı ermeyen bir çocuk veya yaşlı bir kadına bakar gibi.
Ayşe Hanım, hani anlaşmıştık, diye ince bir edayla konuştu. Serhatla yeni bir teflon tencere seti aldık; seramik kaplama, yapışmaz yüzey, Alman kalitesi! Eski tavanın bize ne faydası var? Sadece alt çekmecede yer kaplıyor. Oraya blender koymak istiyordum zaten.
Eşyalarımı karıştırmana izin vermedim, Ayşe Hanımın sesi biraz daha sertleşti. Üç aydır burada yaşıyorsunuz. Anlaşmamız, borcunuz birikene kadar burada ücretsiz kalmanızdı, ben de size destek oluyorum. Ama bu, benim eşyalarımı çöpe atacağınız anlamına gelmez.
Tuğçe, tavayı yere bırakırken neredeyse masanın kenarını kırıyordu.
Aynen öyle! Burada yaşıyoruz, misafir değiliz. Rahatımız da yerinde olmalı. Ayrıca Ayşe Hanım, konuşalım açık açık: Bir mutfakta iki kadın olmaz. Atasözü, ben uydurmadım. Ben evin genç kadınıyım, eşime yemek hazırlıyorum mutfağı ben yönetmeliyim. Size gelince… Hakkınızı kullandınız artık.
Ayşe Hanımın boğazında bir düğüm oluştu. Saatine baktı. Akşam yediydi. Az sonra Serhat gelecek… Sakin olmaya çalıştı.
Tamam Tuğçe. Bunu Serhat gelince konuşalım.
Serhat bana hak veriyor zaten! Tuğçe, Ayşe Hanımın tencereyle yaptığı erişteyi en alt, ulaşması zor rafa koydu. O da diyor ki evi yenilemek lazım.
Ayşe Hanım sessizce kendi odasına geçti. Korvalol içip düşünmek istiyordu. Durum kontrolden çıkıyordu, tıpkı ocakta unutulmuş süt gibi.
Üç ay önce Serhat, Tuğçeyle gelip, sıkılarak, Anne, kira fiyatları uçmuş, bir yıl sende kalsak? Peşinat biriktirmemiz lazım, dediğinde Ayşe Hanım hemen kabul etmişti. Oğlunu seviyordu, mutlu olmasını istiyordu. Evi büyük, eski bir apartman dairesiydi, zorla, takaslarla, emekle alınmıştı. Herkese yer vardı.
İlk ay çok iyiydi. Tuğçe sessizdi, izin almadan bir şey yapmazdı, Ayşe Hanıma Ayşe Hanım diye seslenirdi. Ama evlilik cüzdanı alınır alınmaz, Tuğçe değişmeye başladı. İlk önce Ayşe Hanımın sevdiği vazoyu kazayla kırdı. Sonra Geranilere alerjim var, çiçekleri komşulara verelim, dedi. Şimdi de mutfağa el atıyordu.
Akşam Serhat, Ayşe Hanımın yaptığı erişteyi (Tuğçe yetişemedim diyerek kendi salatasını hazırlayamamıştı) yerken, Ayşe Hanım konuya girdi.
Serhat, konuşmamız lazım, diyerek karşısına geçti.
Tuğçe hemen geldi, ellerini eşinin omzuna koydu, avını koruyan bir kuş gibi.
Ne oldu anne? Serhat yorgundu; yazılımla uğraşıyor, ev tartışması hiç istemiyordu.
Tuğçe bugün eşyalarımı çöpe atmaya kalktı ve mutfakta bir kadın olmalı, dedi. Tam olarak ne demek istediğini öğrenmek istiyorum.
Serhat çiğnemeyi bırakıp annesine, sonra eşine baktı. Tuğçe dudaklarını büzdü.
Bak işte! Hemen şikayet ediyor. Serhat, ben sadece biraz düzen istiyorum. Sana huzurlu bir ev hazırlamak istiyorum. Mutfakta her şey eski, karışık…
Benim eşyalarım pak, dedi Ayşe Hanım.
Anne, gereksiz büyütüyorsun, dedi Serhat. Tuğçe genç, heyecanlı, iyi niyetli. Düzenlemeye izin ver, ne zararı var? Yuvasını kuruyor.
Yuva insanın kendi ağacında kurulur, oğlum, dedi Ayşe Hanım. Başka yerde kurallara uyulur.
Aman, yine atasözleri! Tuğçe ellerini çırptı. Oğlum, söyle artık! Biz aile olduk! Niye kendimi hala misafir gibi hissediyorum?
Çünkü misafirsin, demek istedi Ayşe Hanım, ama kendini tuttu. Oğluyla kavga çıkarmak istemiyordu. Tek isteğim, eşyalarıma dokunulmaması ve evde değişiklik yaparken bana danışılması. Burası benim evim.
Bizim ama, anne, Serhat arabulucu gibi konuştu. Ben de burada kayıtlıyım.
Havada ağır bir sessizlik oluştu. Ayşe Hanım oğluna baktı. Onun gözlerinde art niyet değil, bir erkek saflığı ve beni rahat bırakın isteği vardı. Ama arkasında Tuğçe zafer kazanmış gibi gülümsüyordu.
Sonraki iki hafta adeta soğuk savaş gibiydi. Tuğçe eşyaları artık açıkça atmamaya başladı, ama psikolojik baskı ile Ayşe Hanımı mutfaktan uzaklaştırmaya çalışıyordu.
Ayşe Hanım mutfağa geldiğinde kendi havlusunun yerde süründüğünü, Tuğçenin yenisinin askıda olduğunu, şeker ve tuzun yer değiştirdiğini, sevdiği kupanın en uzak köşede, tabakların arkasında kaldığını görüyordu.
En kötüsü cumartesi oldu. Ayşe Hanım bahçeye gitmeye hazırlanıyordu. Orada, sonbaharda bile, huzur buluyordu.
Ayşe Hanım, siz gidiyor musunuz? Tuğçe banyodan havluyla çıktı. Ne güzel! Serhatla arkadaşlarımızı çağırdık, Mafia oynayacağız, pizza söyleyeceğiz. Size engel olmaktan korkuyorduk.
Yarın öğleye döneceğim, dedi Ayşe Hanım.
Ya pazartesiye kadar kalsanız? masumca göz kırptı Tuğçe. Hava temiz, tabiat var… Biz de biraz özel kalmak isteriz. Gençiz sonuçta.
Ayşe Hanım oğluna baktı; Serhat cep telefonu ekranına bakıyordu.
Tamam, dedi Ayşe Hanım, Pazartesi dönerim.
Gitti ama içi buruktu. Sanki hayatından azar azar kesilip alınıyordu.
Pazartesi akşamı döndüğünde evini tanıyamadı. Girişteki halı yoktu, yerine modern bir kauçuk şerit koyulmuştu. Salonun perdeleri farklı çekilmişti. Mutfağa gelince…
Mutfakta büyük ceviz masa yoktu. Artık bar masası ve iki yüksek tabure vardı.
Ayşe Hanım elindeki elma torbasını yere bıraktı.
Masa nerede? diye sordu.
Tuğçe, bar masasında oturmuş, yeni kahve makinesinden kahve içiyordu.
Aa, geldiniz mi? bile dönmedi. Masayı balkona çıkardık. Yeri çok kaplıyordu. Bar masası gençlere uygun. Serhat bayıldı.
Balkona mı? Ayşe Hanımın sol göz kapağı titremeye başladı. Açık balkona, sonbaharda, yağmura?
Nolacak ki, ahşap sonuçta, dedi Tuğçe. Ayşe Hanım, buyurun, konuşmamız lazım.
Tuğçe tabureden indi, pencereye gitti, kollarını bağladı.
Serhat’la düşündük… Daha doğrusu ben düşündüm, o da kabul etti. Burada iki aileye yer yok, bu evliliği bitiriyor.
Ne öneriyorsun? Ayşe Hanım tek kalan tabureye oturdu. Kiralık ev mi öneriyorsun? Bence mantıklı.
Tuğçe gürültülü ama soğuk bir kahkaha attı.
Kiralık? Neden başka biri zengin olsun ki? Sizin harika bir bahçeli eviniz var. Isıtmalı, elektriği var. Hava güzel neden oraya taşınmıyorsunuz? Birkaç yıl, biz kendi evimize kavuşana kadar. Biz de haftasonları gelip ürün getiririz. Sizin için daha rahat olur, burada kimse ses yapmaz, hava temiz. Biz de evi koruruz.
Ayşe Hanım sustu. Karşısında dikilen bu genç kadına, güzel ve kendinden emin kadın, ona: işte, artık sınır değişti diyordu. Bu sadece kabalık değil, resmen alan işgaliydi.
Serhat bu öneriyi biliyor mu? dedi Ayşe Hanım.
Tabii. Dün konuştuk. Annem karşı çıkmazsa neden olmasın, dedi.
Annem karşı çıkmazsa. Bu laf en çok yaraladı. Oğlu, annesini güzellik, rahatlık uğruna, hiçbir karar vermemek için bahçedeki, kışın suyu kuyudan taşınan, her türlü zorluk olan eve yollamaya hazırdı.
Ayşe Hanım ayağa kalktı. İçinde tarifsiz bir sakinlik hâkim oldu; zamanında büyük bir fabrikada baş muhasebeciyken sıkışık toplantılarda soğukkanlılığıyla mesele çözerdi.
Duydum seni, Tuğçe. Serhat nerede?
Henüz işte, bir saate gelir.
Pekâlâ. O zamana kadar işimiz var.
Ayşe Hanım odasına geçti. Dolaptan belgeler dosyasını çıkardı; tapu, eski kira kontratı, özelleştirme belgesi. Tek mülk sahibi Ayşe Yıldızdı. Serhat, on yıl önce kredi çekmek isterken hakkından vazgeçtiği için sadece nüfus kaydı vardı.
Mutfağa çıktı.
Tuğçe, kalk.
Ne? şaşkınlıkla sordu Tuğçe.
Kalk ve odana git. Bavulunu çıkar.
Ne demek? Tatile mi gidiyoruz?
Sen gidiyorsun. Kendi kayıtlı adresine gidiyorsun. Yurt ya da istediğin başka bir yere. Farketmez bana.
Tuğçe soldu, sonra yüzü kızardı.
Delirdiniz mi? Beni dışarı atıyorsunuz? Oğlunuzun eşiyim! Burada yaşama hakkım var!
Hayır kuzum, yok, Ayşe Hanım tapuyu bar masasına koydu. 634 sayılı Türk Medeni Kanuna göre mülk sahibi aile üyelerine oturma izni verebilir. Ama sahibi benim. Kullanım hakkını, aile dışı veya kuralları bozucu kimselerde kesebilirim. Davaya bile gerek yok. Sen burada kayıtlı değilsin. Hiç kimse değilsin. Misafirliğin bitti, mobilyaları değiştirmeye kalktın.
Serhat bunu affetmez! bağırdı Tuğçe. Benimle gider!
Onun kararı, dedi Ayşe Hanım sakinlikle. Eğer, annesini kendi evinden kovan bir eşle gitmeyi seçerse, yol açık. Ben erkek yetiştirdim, bebek değil. Gerçekten kimmiş bakalım.
Kapı açıldı. Serhat geldi. Hemen havadaki gerginliği fark etti; yeni düzen, rengi kaçmış eşi ve serin annesi.
Ne oluyor? dedi ayakkabısını çıkarırken.
Anne beni kovuyor! Tuğçe kocasına sarılıp ağladı. Eşyalarımı toplamamı söyledi! Serhat, bir şey yap! Deli bu!
Serhat şaşkın annesine baktı.
Anne? Doğru mu?
Evet, oğlum, Ayşe Hanım gözlerinin içine baktı. Bugün Tuğçe bana ikinizin planını anlattı. Bahçeye taşınmamı, size evi bırakmamı önerdi. Bu doğru mu Serhat? Anneni, altmışında soğukta bahçede bırakıp, eşine bar masası koymak için, su taşımaya gönderiyorsun?
Serhat iyice kızardı, kulakları bordoya döndü. Gözlerini yere indirdi.
Anne, sadece yaz için konuşmuştuk… Orada güzel…
Kasımdayız şimdi Serhat. Kasım.
Oğlu sustu; mahcup oldu. Sonunda, telefona bakıp evet dediği olayın ne olduğuna anca vakıf oldu.
Tuğçe dedi ki: Bir mutfakta iki kadın olmaz. Ben de katılıyorum: Burada ev sahibi benim. Bu evi ben aldım, burada huzuru ben sağladım, seni burada büyüttüm. Kimseye tava mı, masa mı nereye koyacağımı söylettirmem. Bu yüzden, Tuğçe eşyalarını topluyor. Şimdi.
Serhat! Tuğçe ayağını yere vurdu. Koca mısın sen? Söyle! Biz aileyiz!
Serhat eşine baktı. İlk kez, sevgili kadın değil, kaprisli ve öfkeli biri gördü. Babasının ceviz masayı beşinci kata taşıdığını hatırladı. Masa şimdi balkonda, ıslanıyor.
Tuğçe, Serhatın sesi titredi ama kararlıydı. Eşyalarını topla.
Ne?! Tuğçe sanki tokat yemiş gibi geriledi. İhanet mi ediyorsun bize?
Sınırı aştın, dedi Serhat yorgunca. Annem haklı. Burası onun evi. Biz fazlalık olduk. Eşyalarını toparlamana yardımcı olacağım.
Hiçbir yere gitmem! Polisi çağırırım!
Çağır, Ayşe Hanım telefonu çıkardı. Tapuyu ve nüfus kaydını gösteririm. Polis sana yardımcı olur.
Bir saat kaos geçti; Tuğçe bağırdı, eşyalarını fırlattı, Serhata annelerinin kuklası dedi, Ayşe Hanıma cadı dedi. Bavullar doldu. Ayşe Hanım sessizce büyük torbalar getirdi, Tuğçe’nin montunu bile düzgün katladı.
Yardım ederim, dedi.
Dokunmayın! diye bağırdı Tuğçe. Kendim yaparım!
Kapı Tuğçenin arkasından kapandı (arkadaşına gitti, boşanacağım, evi alacağım dedi), evde sessizlik hakim oldu.
Serhat bar taburesine oturup başını ellerine gömdü.
Affet anne, sessizce söyledi. Sanki rüyadaydım. Aşk, falan… Kavga istemedim. Her şey kendi kendine düzelir sandım.
Oğlum, kendi haline bırakılırsa düzelmez, Ayşe Hanım oğlunun omzunu sardı. Aşk güzel ama saygı önemli. Başkalarının üzerinden huzur kuramazsın, hele anne babanın üzerinden hiç.
Beni de kovacak mısın? gözleri dolu baktı.
Yok, tabii. Kal burada. Ama bir şartla.
Nedir?
Balkondaki masayı getir, tavamı bul. Atmadıysa. Yarın krep yapacağım.
Serhat ufak bir tebessüm etti.
Tavayı çöp kutusuna atmış, anne.
Olsun. Yenisi bulunur. Demir tava alırız, masa da geri gelir.
Serhat kaldı. Boşanma iki ay sonra oldu. Tuğçenin sevgisi, metrekare ve İstanbul adresindeymiş; onlar gidince Serhat hayalindeki adam olmaktan çıktı.
Altı ay sonra Ayşe Hanım mutfağındaydı. Ceviz masa yine yerinde, beyaz örtülü. Ocağın üstünde yeni dökme demir tava vardı Serhat aynısını ikinci elden bulmuş, temizlemiş, annesine hediye etmişti.
Serhat şimdi yeni bir kızla tanışıyordu; adı Melis. Sessiz, iyi kalpli. Dün tanışmaya getirdi. Melis mutfağa girince, Ne güzel bir mutfağınız var Ayşe Hanım! Harika kokuyor Krep mi pişiyor? Yardım edebilir miyim? Çok iyi değilim ama gayretliyim, dedi.
Tabii kızım, dedi Ayşe Hanım, önlüğünü uzatarak. Gel beraber yapalım. Burada herkese yer var. Yeter ki insanlar iyi olsun.
Ve düşündü ki, bir mutfakta iki kadın gayet iyi geçinebilir. Biri akıllı, biri şükreden olduktan sonra. Bar masası ise satıldı; gelenek ve sıcaklık olan bir evde tutunamadı.
Bu hikaye size dokunduysa, kanalıma abone olabilirsiniz. Beğenip yorumda kendi yaşadıklarınızı paylaşın: Siz hiç akrabalarınıza karşı sınırınızı korumak zorunda kaldınız mı?



