Pazar Babası
Bir pazar gününden diğerine, hayatım sadece akıp gidiyordu. Altı günlük boşluk, ardından bir gün yaşam… O bir gün bile eski eşim Zeynepin iki yıl önce belirlediği telefonlarla ve planlarla dolu. Sabah ondan akşam altıya kadar. Geç kalmak yok, fast food yok, öylesine hediyeler yok. Çünkü ben sadece bir işlevim. Pazar babası.
Kızım Elif, her pazar apartmanın önünde beni karşılar; yüzünde nöbetçi memur ifadesi. Gözlerinde, İki dakika geç kaldın ya da Bugün programda sinema var yazılıdır.
Birlikte sinemaya, parka, kafeye gideriz. Okuldan, filmlerden, arkadaşlarından bahsederiz. Hiç Zeynepten konuşmayız. Akşam altıdan sonra, onu eve götürdüğümde, Elif başını çevirmeden asansöre yönelir, annesine ve onun yeni eşi Serhata gider.
Serhat gerçek bir baba. Onlarla yaşıyor. Ödevlerinde yardımcı oluyor. Hafta sonları arabasıyla yazlığa götürüyor. Elifin onunla ortak şakaları ve sosyal medyada fotoğrafları var. Ben bu fotoğraflara gece gizlice bakıyorum ve sanki başkasının hayatını çalıyormuşum gibi hissediyorum.
Bir haftalık sevgiyi sekiz saate sığdırmaya çalışıyorum. Beceremiyorum: tedirgin ve yapay.
Beceriksizce soruyorum:
Bir şeye ihtiyacın var mı?
Elif omzunu silkiyor:
Her şeyim var.
Ve o her şeyim var cümlesi, bütün kırgınlıklardan daha ağır geliyor. Demek: bir evim var. Sen gereksizsin.
***
Her şey bir salı günü çöktü.
Zeynep aradı. Sert, düzgün sesi yorgun ve kırık.
Murat Elifle ilgili Kötü bir şey oldu. Kötü huylu tümör şüphesi var. Zor bir ameliyat olacak. Pahalı.
Dünya, telefonun ucundaki bir noktaya daraldı. Sonra Zeynep toparlandı ve paradan bahsetti. Serhatla birikimleri var ama yetmiyor. Arabayı satıyorlar, başka yollar arıyorlar. Rica etmiyordu, sadece bilgilendiriyordu. Ortak bir acının ortağı gibi.
Her şeyi bırakıp hastaneye koştum. Elifi, küçük ve korkmuş bir halde hastane pijamasıyla gördüm; kalbim paramparça oldu.
Yanında Serhat oturuyordu, elini tutuyor ve bir şeyler fısıldıyordu. Elif, gözlerinde güven arayarak ona bakıyordu.
Kapıda durdum, gereksiz biri gibi. Pazar babası hafta içi bir yere oturmuyordu.
Baba Elif hafifçe gülümsedi.
O baba kurtarıcı bir halka gibiydi. İleri adım attım, ama sadece başını okşayabildim:
Her şey güzel olacak, kuzum.
Boş, rutin sözler…
Zeynep cam kenarında duruyordu; göz ucuyla baktı:
Para verebilirsen.
Verebilirdim.
Tek değerli varlığım, gençlik hayalim olan koleksiyonluk bir gitar, 1972 model Gibsondu.
Büyük bir paraya aldığım hayali. Ona yarı fiyatına sattım, yeter ki çabuk olsun. Parayı Zeynepe anonim olarak gönderdim. Teşekkür istemedim. Elifin sevgimi parayla ölçmesini istemedim. Serhatın kahraman olma hakkı var. Benim yok. Benim tek görevim var.
***
Ameliyat Perşembe günü olacaktı. Çarşamba akşamı hastaneye gittim, evde oturamayacak kadar çaresizdim.
Odada Zeynep vardı, Serhat işle ilgili bir yere gitmişti. Elif gözleri kapalı yatıyordu ama uyumuyordu.
Anne, dedi sessizce, sabah gelen doktorun fıkralarını anlatmasını isteme. Komik değil.
Tamam, dedi Zeynep.
Bir de Dede Serhata söyle, iş planlarını okumasın. Çok sıkıcı.
Söylerim.
Perdenin arkasında duruyordum, içeri girmeye cesaretim yoktu. Elif sessiz kaldı, sonra daha da alçak bir sesle söyledi:
Asıl babamı çağır. Sadece otursun. Sessizce. Biraz okusun. Eski gibi. Hobbitten
Durdum; kalbim boğazıma kadar geldi.
Eski gibi
***
Bu, ayrılıktan önceydi. Ona yatmadan önce kitap okurdum; cüce ve elflerin sesini değiştirirdim.
Zeynep koridora çıktı, beni görünce odayı işaret etti:
Gir, ama uzun kalma. Dinlenmesi lazım.
Girdim, yatağındaki sandalyeye oturdum. Elif gözlerini açtı.
Merhaba baba.
Merhaba kuzum. Hobbit mi?
Evet.
Yanımda kitap yoktu, telefondan bulup okumaya başladım.
Sessiz, monoton, kelimeleri atlayarak, karıştırarak. Sesleri değiştirmedim, sadece okudum. Gözümden yaş aktı, harfler dağıldı. Onun eli avucumda giderek daha zayıflaştı.
Belki bir saat, belki iki okudum. Sesim tükenene kadar. O uyuduğunda elimi çekmek isterken, Elif uyurken daha sıkı kavradı.
Ve o an, kızımın uykulu, yorgun yüzüne bakarken, hiç cesaret edemediğim şeyi yaptım. Eğilip sadece duvarların duyacağı bir kısık sesle dedim ki:
Affet beni, kızım. Her şey için. Seni çok seviyorum. Dayan. Benim için Pazar baban için.
Duydu mu bilmiyorum, umarım duymamıştır.
***
Ameliyat uzun sürdü. Koridorda Zeynep ve Serhatın karşısında oturdum. Onlar birlikteydi.
Ben tek başıma.
Ama yalnızlık artık bomboş değildi. Sessiz okumalara, kızımın elinin sıcaklığına doluydu.
Doktorlar çıkıp her şeyin iyi geçtiğini, tümörün iyi huylu olduğunu söylediler; Zeynep Serhatın omzuna kapanıp ağladı.
Ben ise pencereye gidip, bağırmamak için yumruklarımı sıktım.
***
Elifin durumu düzeldi. Bir hafta sonra normal odaya geçti.
Serhat, gerçek baba olarak doktorlarla uğraşıyor, günlük işleri hallediyordu.
Ben ise her akşam gidip okuyordum. Sessizce. Bazen Elif’le birlikte sadece dizi seyrediyorduk.
Bir gün, tam çıkarken Elif beni durdurdu.
Baba.
Buradayım.
Biliyorum, sen verdin parayı Annem söylemedi, ama Serhatla tartışırken duydum. O şirketin hisselerini satmak istiyordu, annem engelledi; Murat zaten tüm parayı verdi, neyine gerek, gitarını bile sattı dedi.
Yanıt vermedim.
Neden? dedi. Biz seninle birlikte değiliz
Siz benim ailemsiniz, dedim, bunun tartışması yok.
Elif uzun süre bakakaldı. Sonra elini uzattı. Avucunda eski, yıpranmış bir karton kitap ayracı vardı. Üzerinde çocuk harfleriyle Babam Murata Eliften sevgilerle yazıyordu.
Yedi yıl önce yapmıştı
Eski kitabımda buldum, eve hafta sonu gidince. Al. Sayfaları kaybetme diye
Aldım. Karton hala onun avucunun sıcaklığını taşıyordu.
Baba, tekrar söyledi; sesi sağlam, yetişkin bir tonla. Sen pazarları değil, hep varsın. Anlıyor musun?
Yanıt veremedim. Sadece karta sımsıkı tutunarak başımı salladım.
Sonra hızlıca koridora çıktım. Çünkü erkekler, pazar babaları bile, kızlarının yanında ağlamaz
Bir köşede saklanıp, geçmişin karton anahtarına sarılıp, mutluluktan ve acıdan delirirler.
***
Sonraki pazar Elifin yanına onda değil, dokuzda gittim. Altıdan çok sonra ayrıldım.
İkimiz pencere önünde sessizce şehre bakarken, hiçbir programa uymadık.
Çünkü ben Elifin babasıyım.
Her zaman
Bugün şunu öğrendim: bir çocuğa varlığın, sevgin ve sessizce yanında olman, gerçek bir aile olmanın en büyük kanıtı. Bu, tüm programlardan ve haftalardan daha değerli.



