Kardeşim İçin Dadı
Ne oldu, Esra? Yine cevap vermedi mi?
Vermedi! Esra telefonu tezgâha fırlattı. Akşam altıdan beri cevap vermiyor! Anneme de onun yüzünden gidemedim Orada da yemek yapmam gerekiyor, evde de. Ve Emiri bırakacak kimse yok Yardımcı olsun dedik, gördüğün gibi
O sırada kapının kilidi garip, tok bir gürültüyle açıldı.
Daha uyumamışsınız? dedi Melis kulaklıklarını çıkarmadan, omzunun üzerinden bakarak ve ailesini umursamadan odasına yöneldi.
Ama annesi onu öyle kolay bırakmadı.
Melis! Dur orada! Annesinin sesi Melisi durmaya zorladı fakat Melis arkasını bile dönmedi. Nereye gidiyorsun? Kaç saat geç kaldın, biliyor musun? Altı saat geciktin! Açıklaman yok mu?
Melis kulaklıklarını çıkardı.
Yine ne yüzünden sinir yapıyoruz?
Söz vermiştin! dedi Esra umutsuzca. Emirle ilgileneceğine söz vermiştin!
Yorgunluktan gözlerini zor açık tutan Melis, dişlerinin arasından zar zor şunları söyledi:
Olmadı işte, kimse ölmedi. Sen evdeydin zaten.
Sana bir hafta öncesinden haber verdim, bugün kardeşine bakman gerekecek diye! Çünkü baban akşam nöbetindeydi, yetişemeyecekti, benim de anneciğime gitmem lazımdı. Ne kardeşini, ne anneanneni, ne anneni düşünüyorsun sen! Ne acıdın hiçbirimize!
Ama Melis yapamamıştı! Sınıf arkadaşlarında vakit su gibi aktı, sonra Onur herkesi kendi evine davet etti Göz açıp kapayana kadar gece oldu. Zamanı unuttu.
Kendini affettirmeye çalışıyordu Melis, kendi gözünde bile.
Halbuki telefonunun şarjı bitmemişti, kendisi kapatmıştı.
Söz verdim anne, ama sonra planlar değişti
Hadi bakalım, üfle bana! dedi annesi bir anda.
Ne yani, hapishane mi burası? diye atıldı Melis.
İçmişsin, annesi hiç şaşırmadan söyledi. Eğlence, aileden daha önemli ya!
Ve Melis dayanamadı:
Evet, daha önemli! Ben dadınız değilim ki size, Emirle siz ilgilenin. Bu yaştan sonra çocuk yapmak istiyorsanız keyfini çıkarın, ben kendi hayatımı yaşarım.
Babası, hiç bağırmayan, hatta tartışmayan biri olarak, sessizce dinledi ve ilk defa müdahale etti:
Biz seni dadı olarak kullanmıyoruz. Nadiren bir şey rica ediyoruz. Ama bu kez çok ihtiyacımız vardı ve sen söz vermiştin Melis, altı saat geç kaldın. Telefonunu da sen kapattın. Ve bütün suçu üzerimize atıyorsun?
Hiçbir suç atmıyorum, Emir sizin sorumluluğunuz. Ben arkadaşlarımdaydım, herkes dışarı çıktı, ben niye kalayım ki?
Aile işi çok yüklemesin diye dikkat ediyorlardı. Melis daha kısa süre önce liseliydi, çocuktan haldeydi, şimdi ise köklü bir üniversitenin zorlu bölümünde öğrenciydi. Hep anlayış göstermişlerdi ona.
Ama Melis kimseye anlayış göstermiyordu.
Bak bakalım kim suçlu? dedi annesi. Suç şu, annenin yanına gidemediğim için ben ne kendime ne anneme yemek hazırlayabildim! Üç yaşındaki çocukla ve hasta annemle hep ben ilgilenemem ki!
Melis, o karmaşık saç modelini açmaya çalışırken, sınıf arkadaşı yapmıştı onu, buz gibi soğuk bir sesle dedi ki:
Anne, o senin derdin. Çocuk istedin, ilgileneceksin. Ben size hiçbir şey borçlu değilim.
O kadar içli söyledi ki, babası bile irkildi.
Melis, bu kadarı fazla!
Neden fazla olsun? Okuyorum. Arkadaş çevresi kuruyorum. Hele ki ilerisi için eş adayı da bulmalıyım! Size ve kardeşime bakarak geçecek zamanım yok!
Babası ona sandalyeye oturttu:
Melis, otur. Dinle. Kimse senden tam gün dadılık beklemiyor. Sadece küçük bir yardım istedik. Sen kabul ettin.
Melis, geri adım atmanın bir anlamı olmadığını anladı ve oldukça kaba yanıtladı:
Kabul ettim, sonra vazgeçtim. Hayat işte, planları değiştiriyor.
Hayat değiştirir ama bu durumda sen bilerek haber vermeden plan değiştirdin, dedi babası Anlıyorum, öğrencisin. Arkadaş çevren var. Ama Melis, sen bu ailenin bir parçasısın. Sana hapis muamelesi yapmıyoruz. Ama bizim de yardıma ihtiyacımız oluyor. Haftada birkaç saat, Emirle kalabilir misin? Birkaç saat, doktora gitmek, ya da bugün olduğu gibi, anneannene gitmek için?
Melis babasının sözünü bile duymak istemedi. Başını geriye atıp kıkırdadı, saçlarından toplu iğneler fırladı.
Hayır!
Neden?
Çünkü bu benim sorumluluğum değil, baba. Kendi hayatımı sizin isteklerinize feda etmek zorunda değilim!
İçinden bir fırtına koptu, büyük bir tartışma için tüm gücünü topladı. Şimdi kesinlikler bağıracaklardı, elinden telefonunu alacaklardı, yıllar geçince onları arayıp arayamadığına pişman olacağına dair laf edeceklerdi
Peki, dedi babası beklenmeyecek bir sakinlikle, Duydum seni.
Hımm. Duydu mu? Bağırış yok mu? Telefonunu almak yok, tehdit de yok Bir gün anlarsın cümleleri bile yok?
Yani bitti mi şimdi? diye sordu Melis.
Bitti. Bugünlük bu kadar.
Melis, kolay kurtulunca şaşırdı ve hemen banyoya yöneldi makyajını silmek ve ardından deliksiz bir uyku Bu akşam da bitmiyordu. Bir de aile tripleri cabası!
Aile ise yatak odalarında kendi aralarında konuşmaya devam etti.
Mustafa, bu kadar mı acımasız olunur? dedi Esra, öfkesiz, sadece kederle, Herkes gibi büyüttük, eksik bırakmadık. Sebepsiz yere yasak koymadık, baskı yapmadık. Ama sanki bizi hiç sevmiyor Şimdi ne olacak? Her ihtiyaç olunca yalvaracak mıyız Emire bakması için?
Hayır, başını salladı Mustafa, Hiç kimse ona yalvarmayacak. Eğer hiçbir şey borçlu olmadığını düşünüyorsa, biz de ona hiçbir şey borçlu değiliz. Ta ki gerçek hayatta tek başına kalmanın ne demek olduğunu anlayana kadar.
***
Sabah kahvesiz başladı; dünkü kavganın yarası kapanmamış gibi.
Melis mutfağa ilk girendi. Biraz su içti. Dün akşamdan kalma tatsız tostları kemirdi. Annesi Emiri kucağında getirdiğinde, Melis hemen telefona gömüldü; yeni bir tartışma çıkmasın diye. Anne sessizce kahvaltısını yaptı. Sonra baba geldi ve hatta günaydın dedi:
Günaydın Melis, dedi.
Vay, benimle konuşuyorlar demek, dedi Melis alayla.
Baba harman dosyasını açtı, aile gelir-gider tablosunu kontrol etti.
Melis, konuşmamız lazım.
Gözlerini devirdi.
Yine mi sorumluluk meselesi? Dedim ya, artık ilgilenmiyorum
Hayır, sorumlulukla ilgili değil, sözünü kesti babası, Biraz öyle ama daha çok para hakkında. Bu aydan itibaren, yiyecek ve faturaların sana düşen kısmını ödemeni bekliyoruz.
Melis, babasının bu sabahki tavrının bir taktik olduğunu düşündü; dünkü tripten sonra şimdi şaka yapıyor sandı. Tamam akşam sinir etti, sabah ben sinir edeceğim. İntikam! dedi içinden.
Haha, baba. Mizah sana göre değil. Bu numaraya gelmem.
Fakat babası bu kez hazırlıklıydı.
Bu mizah değil Melis. Bugün itibariyle, kendi payına düşeni ödeyen yetişkin birisin. Eksiksiz.
Emir bile, kahvaltıyı masaya bulaştırırken, babasını dinliyordu. Harcamalardan pek anlamasa da ses tonu onu korkutuyordu.
Nasıl yani? dedi Melis nefessiz.
Artık bize bir borcun olmadığını söyledin. Öyleyse, günlük hayatın hiçbir kısmında da bize borcun yok. Bu aydan itibaren, yemeğinin, faturaların ve en önemlisi de okul harcının senin tarafından ödenmesini bekliyorum.
Melis bunun gerçek olduğunu, sadece sinir savaşı olmadığını anladı. Demek gerçekten kırılmışlardı.
Baba, ciddi misin? Tamam, yiyecek tamam da, okul kutsaldır. Okulsuz kalmama dayanamazsın Beni diplomasız bırakamazsın, seni iyi bilirim.
Bırakırım, dedi babası. Artık reşitsin, on dokuz yaşındasın, yetişkin oldun. Yetişkinler her şeyini kendileri öder. Hep dedik ki, sen üniversitede okurken ve bu evde yaşarken destek veririz. Ama bunun temeli karşılıklı saygı ve en azından aile hayatına ufak bir katkındı. Katkıdan vazgeçtiysen, biz de destekten vazgeçiyoruz; her anlamda.
Esra, küçük çocuğu yedirmeye uğraşmaz olmuştu, kocasına fazla mı yaptık? bakışı attı.
Melis bir dilim kaşar alıp tabağa geri attı, sinirle kalktı:
Bu durumda yemeyeceğim, fazla borç çıkmasın üstüme!
Bundan sonrasını üç kişi tamamladı. Melis, odasında giyinirken, kapıları çarpa çarpa, kalan ödemeli derslerine koşarak çıktı.
Fazla mı oldu? diye sordu Esra.
Mustafa elindeki peyniri kemirirken boğazına diziliyordu.
Sonunda sertçe dedi ki:
Tam zamanında Esra! Kimse kimseye borçlu değilse, o zaman Melis de kanunen yetişkin, herkes kendi yoluna. Canı acıyacak biraz ama alışacak. Yoksa sırtından inmemiz gerektiğini hiç anlamayacak
Artık evde Melisle nadiren denk geliyorlardı. Melis erkenden çıkıyor, geç geliyordu. Eve uğradığında yemek bile yemiyordu. Esra, Mustafanın kesin yasağına rağmen, Aç mısın? diyecek oldu, Melis kırgın bir bakışla geçip gitti.
Bir gün bir kafede arkadaşının yerine çalıştı, o arkadaş işi bıraktı, Melis haftada birkaç gün derslerden sonra tepsiyle dolaşmaya başladı, ama artık ceplerinde para vardı.
Aile endişeli ama kararlıydı.
Akşam yine yemekte yoktu, Mustafa. Aç kalıyor çocuk. Tamam, eğitim eğitim de, kendine ne yapacak acaba dedi Esra.
Havası sönünce anlar, Esra. Bu ailede herkes birbirine yardım eder, gururu köpürtmekten başka bir şey değil şu an yaptığı.
Ve karşılıklı küsüşmenin üçüncü ayında Melis dedi ki:
Tamam, madem şantajınız işe yaradı, pes ediyorum. Hem dersten sonra çalışmaya halim kalmıyor, maaş da bir avuç. Olur, Emirle ilgilenirim. Haftada birkaç gün, üçer saat. Bunu işim sayın. Buyurun, kira ve faturaya ayırabildiğim parayı da bırakıyorum.
Masaya on bin lira koydu. Daha fazlası yoktu ama ailesi o parayı almadı.
Melis seni kırmak istemedik. Biz şantajcı değiliz, dedi annesi, Sana bakmak, seni korumak görevimiz değil, seni sevdiğimiz için. Lütfen, bizden de yardımını, katılımını esirgeme.
Anladım Özür dilerim dedi ve ilk defa onları kendi isteğiyle sarılarak kucakladı.




