Anadolu’da Bir Anneye Veda: “Evlat, Beni Bakımevine Yollama!” – Ali, Babası ve Kızının Zor Seçimi Ar…

Huzurevine Gönderdiler

Saçmalama, Elif, sakın bir daha ağzına bile alma! Şerife Hanım sertçe önündeki yulaf lapası tabağını itti. Beni huzurevine mi vermek istiyorsunuz? Orada bana ne iğneler yapacaklar, yastıkla boğarlar diye haberlerde okudum! O günü göremezsin!

Elif derin bir nefes aldı ve titreyen ellerine bakmamak için başını önüme eğdi.

Babaanneciğim, ne huzurevi? Burası özel bir bakımevi, hem orman yanında, hem sürekli hemşireler var. Arkadaşlık da bulursun, televizyonu da büyük. Burada ise sabahtan akşama kadar yalnızsın, babam çalışıyorken.

Biz bu arkadaşlıkları iyi biliriz, diye inledi yaşlı kadın, yastıklarını düzelterek. Mallarımı götürürler, evi elinden alırlar, beni de kapı önüne koyarlar. Ramazana söyle: Bu evden ölmeden çıkmam. Baksın annesine. Oğlum değil mi? Onu ben büyüttüm. O hasta yatarken sabahladım. Şimdi sıra onda!

Babam iki işte çalışıyor, sana ilaç almak için çırpınıyor! Elli üç yaşında, tansiyonu tavan, üç yıldır sinemaya gitmeyi bırak tatile bile çıkmadı!

Bir şey olmaz, dedi Şerife Hanım, dudaklarını sıkarak. O daha genç, dayanır. Sen de sus, tavuk yumurtaya akıl vermez. Git, kaşığı yıka. Yine her yeri batırmışsınız!

Elif koridora çıktı, derin bir iç çekti. Nasıl konuşulur ki bununla?

Babası akşam yedide eve girdi. Kapıyı açınca hemen ayakkabılarını çıkarmadı, antredeki tabureye oturdu, bir süre hiç kıpırdamadan baktı.

Baba, iyi misin? Elif, babasının elindeki ağır market poşetini aldı.

İyiyim kızım. Depoda işler aksadı, yıllık hesapları yetiştiremiyoruz. Babanannen nasıl?

Her zamanki gibi. Yine bakımevi için kavga çıkardı. Bizi düşman sanıyor.

Baba, bu böyle gitmiyor. Bu ayki faturalara baktım, elde avuçta üç bin lira kaldı. Yurt parası var, kitaplar lazım…

Hallederiz, Ramazan zorlanarak doğruldu, ayakkabılarını çıkardı. Gece nöbeti aldı, güvenlik işi, gün aşırı…

Baba! Ne zaman dinleneceksin? Bir kere bile deliksiz uyuyamıyorsun ki!

Ramazan cevap vermedi. Mutfağa geçip bir tencereye su koydu.

O yemeğini yedi mi?

Yarısını yatağa döktü, ben toparladım.

Tamam, sen dersine çalış, sınavın var. Annemi ben yediririm, yıkarım.

Elif babasına acıyarak baktı. O güleç, hayata bağlı adam gitmişti ve yerine yorgun bir gölge gelmişti. Ne gülümsemesi ne hayata morali kalmıştı.

*

Bir hafta sonra işler iyice sarpa sardı. Babası eve geç geldi, ayakta zor duruyordu.

Baba iyi misin? Dönünce endişelendim, nefesin değişik…

İyiyim kızım. Metroda başım döndü, havasız orası. Otur hele, bir tansiyonuma bak.

Tansiyon aleti 18e 11i gösterince Elif şaşırmadı, ilacı hemen uzattı.

Yarın bir yere gitmiyorsun. Doktor çağırıyoruz.

Olamaz, Ramazan yüzünü buruşturdu. Yarın denetim var, gitmezsem prim yanacak. Annenin evi için emlak vergisi de arttı.

Sat baba, lütfen! O küçük evi sat, 600 bin lira iyi para. Borçları kapatırız, sana da bakacak birini tutarız.

Annen razı olmuyor ki…

Baba, oraya beş yıldır gitmedi! Yatalak haliyle o eve ne gerek?

Cevap veremeden içeriden bardak cama vurulmaya başlandı: Şerife Hanım ilgi istiyordu.

Ramazan, bana bak! Kiminle ne konuşuyorsun? Yine arkamdan mı konuşuyorsunuz? sarsak sesi duvarlardan aktı.

Ramazan iç çekip, Elifin verdiği hapı içti ve odasına gitti.

*

Altı sene önce babasının bir hanımı vardı: Meryem, sessiz, iyi kalpli bir kadın. Ziyarete gelir, börek yapar, haftasonları pikniğe giderlerdi. Babaanne rahatsızlanınca her şey bitti. Meryem yardıma kalktı ama Şerife Hanım öyle bir cehennem yarattı ki kadın dayanamadı.

Bak sen! Oğlumun sırtından mı geçinecek şimdi? diye eve bağırır, ne zaman Ramazan Meryemle buluşsa kalp krizi geçirmiş gibi yapardı. Gidin, defolun hepiniz! Böyle gelin mi olur!

Sonunda Meryem çekip gitti, Ramazan arkasından bakmakla yetindi.

Bir akşam Elif ders çalışırken telefon çaldı. Babası hala dönmemişti.

Alo?

Ramazan Beyle mi görüşüyorum?

Hayır, kızı konuşuyor. Buyrun?

Hanımefendi, personelden arıyorum. Sizin babanız bugün toplantıda bayıldı. Hemen hastaneye kaldırdık, adresi not alın.

Elif alelacele defterine yazdı. Daha telefonu kapatamamıştı ki babaannesi seslendi:

Elif, kimdi arayan? Ramazan nerede, bana çay yapsın!

Elif odaya girdi. Şerife Hanım yastıklara gömülmüş, asık suratla bakıyordu.

Babam hastanede, dedi Elif kısaca.

Nasıl yani? Bak görüyor musun, beni mahvettiniz! Dünkü azarı yüzünden tanrı cezasını verdi! Şimdi bana kim bakacak, aç mı bırakacaksınız? Hadi, çay kaynat!

Elif hiçbir şey demeden kapıdan çıktı.

*

Üç gün boyunca Elif, hastane ve ev arasında koştu.

Babası ciddi sinir yorgunluğundan hipertansiyon krizi geçirmişti. Hekimler kalkmasını bile yasakladı.

Elif, annen nasıl? diye sordu ilk fırsatta.

İyi baba, komşu yardım ediyor. Sen kendini düşün, iki hafta dinlenmen şart.

İki hafta? İşten atarlar… Para…

Dinlen, babacığım. Merak etme, yolunu bulacağım. Söz veriyorum.

Dördüncü gün eve döndüğünde babaanne üzerine yürüdü.

Nerede geziyorsun? Kirli kaldım, Ramazan yurtta rahat, ben burada çürüyeyim!

Elif ellerini sıkarak tane tane konuştu:

Bak babaanne. Can kulağıyla dinle, çünkü babamın bir daha böyle sinirlenirse felç olma riski var.

Saçmalama, dedi kadın alayla. O güçlüdür, dedesine çekmiş. Hadi döndür beni, belim tutuldu.

Döndürmeyeceğim. Ve yemeğini de vermeyeceğim.

Şerife Hanım gözlerini faltaşı gibi açtı.

Sen de çıldırdın mı? Böyle torun mu olur?

Bizde para kalmadı. Hiç. Babam çalışamıyor, maaşı gelmiyor. Senin emekli maaşın beze, ilaca yetmiyor.

Yalan söylüyorsun! Ramazan’ın mutlaka yedek parası vardır!

Hiçbir şeyimiz kalmadı. Geçen ayki tahlil, testlerine gitti hepsi. Şimdi iki yol var: Ya o küçük evi satışa çıkar, ya da yarın sosyal hizmetleri çağırırım, seni kamuya ait huzurevine götürürler.

Bunu yapamazsınız! diye bağırdı Şerife Hanım. Ben onun anasıyım! Ev de benim!

Hangi evin sahibi? Kendi oğlunun canını tüketiyorsun! Hastaneden sağ çıkamayabilir, umurunda bile değil. Sadece yumuşak yatak, sıcak yemek derdindesin.

Ben bakımevini tekrar aradım. Boş oda açılmış, o evin parasıyla yerin ayarlanacak. Bakımları da çok iyi.

Gitmem oraya! yaşlı kadın boğuk öksürdü.

O zaman aç kalacaksın. Ben yarın işe gidiyorum, geç döneceğim. Komodinin üstünde bir şişe su var. Düşün, taşın.

Elif kapıyı kapatırken titriyordu. Hayatında hiç bu kadar sert olmamıştı, ama bu gidişe dur demezse babasını da kaybedecekti.

Babaanne… O herkesten çok yaşamaya niyetliydi, yeter ki kimsenin hayatını yok saymasın.

Gece sessiz geçti. Elif odaya girmedi, yaşlı kadın hem çağırdı hem ağladı, hem de ah etti. Elif sabah yanına girdiğinde…

Su ver… diye fısıldadı kadın.

Elif bardağı dudaklarına götürdü.

Ne diyorsun? Satış sözleşmesini imzalıyor muyuz? Noter saat on ikiye gelecek.

Hepiniz… dedi yaşlı kadın, ama öfkesiz, yorgun bir sesle. Her şeyi alacaksınız… Tamam, yaz kağıtlarını.

Ramazana de ki… arasın arada. Oğluyum neticede…

Gelir, tabii. Toparlanınca. Ben de gelirim. Söz veriyorum.

*

Ramazan, huzurevi bahçesinin bankında oturuyordu. Rengi yerine gelmiş, kilo almıştı.

Yanında, tekerlekli sandalyede annesi vardı. Üzerinde yepyeni yün başörtüsü, elma kemiriyordu.

Ramazan? diye seslendi kadın.

Efendim anne?

Meryem’le konuştunuz mu? Barıştınız mı?

Ramazan şaşkınlıkla annesine baktı.

Konuştuk. Cumartesi uğrayacak.

İyi ya, gelsin. Hemşire Melek burada çok aceleci, bana hep laf ediyor. Bakalım Meryem nasıl bulacak. Ramazan, gelinini üzme, kadını ağlatmak olmaz. Senin baban da böyleydi…

Ramazan annesinin elini sıktı, gülümsedi. Onlara doğru heyecanla el sallayan Elif koşuyordu.

Baba! Babaanne! uzaktan seslendi. Burs kazandım! İşte de maaşımı artırdılar!

Ramazan ayağa kalktı, kollarını açtı. Şerife Hanım onları göz ucuyla izliyordu.

Hâlâ kendini evinden kovulmuş gibi hissetse de, ses çıkarmadı.

Hemşire gelip masaj seansına davet edince, hava atarcasına başını salladı.

Hadi kızım, git bakalım. Ama dikkat etsin, ben çok narinim. Geçen masajcı öyle bastırdı ki…

Elif babasını sarıldı, uzun süre göğe uzanan çam ağaçlarına birlikte baktılar.

Uzun yıllardan sonra üçü de ilk defa gerçek anlamda huzurluydu.

*

Şerife Hanım torununu görebildi. Elif okulu bitirdi, iyi bir adamla evlendi, bir oğlu oldu.

Ramazan da Meryemle evlendi, Şerife Hanım ikinci gelinini benimsedi ve aralarındaki ilişkiler zamanla sıcak ve dostça oldu. Meryem, kayınvalidesinin eskiden yaptığı bütün haksızlıkları unuttu.

Yaşlı kadın sessizce, uykusunda veda etti; geride kızgınlık bırakmadan.

Hayatta bazen en sevdiklerimizi bile değiştiremesek de, herkesin hakkını gözetmek ve kendi yolumuzu çizmek gerek. Bazen en zor karar, çok sevdiğimizin yüküne dönüşmesine izin vermemektir. Başkalarının da yaşamasına, sevmesine ve mutlu olmasına izin vermek, en değerli fedakarlıktır.

Rate article
Lifequest
Anadolu’da Bir Anneye Veda: “Evlat, Beni Bakımevine Yollama!” – Ali, Babası ve Kızının Zor Seçimi Ar…