Sana anlatacağım, başıma gelen şu olayı bir gün unutamam galiba. Bizim semtteki eczaneye uğradım, kasadaki hanımefendi POS cihazını uzattı, ben de, her zamanki refleksle kartı cihaza dokundurdum. Ekran birden kırmızı yandı ve tiz bir sesle beraber İşlem reddedildi yazısı geldi. Bir daha denedim, bu sefer yavaşça; sanki o yavaşlık bana para ekleyecekmiş gibi. Aynı sonuç.
Başka kartınız var mı? diye sordu kasiyer, gözünü kaldırmadan.
Cüzdanımdan bir de maaş kartını çıkardım, denedim, aynı cılız ret sesi. Arkada biri derin bir iç çekti, kulaklarım yanmaya başladı. O sırada, elime çoktan almış olduğum ilacı cebime koyup mırıldandım, Şimdi hallederim.
Dışarı çıktım, kenarda durup banka mobil uygulamasını açtım. Her zamanki bakiyenin yerine gri bir ekran ve içimi donduran bir uyarı: Hesaplarınız bloke edilmiştir. Sebep: İcra takibi. Ne bir meblağ yazıyor, ne açıklama var; sadece bir Detaylar butonu ve tuhaf bir dosya numarası.
Ekrana bakakaldım, sanki bakınca bir mucize olacak. Kafamda bir sürü şey: Anneme haftaya bilet alıp memlekete gidecektim, hastaneye götürmem gerekiyordu. Müdürden iki gün izin koparmış, zar zor ayarlamıştım. Bir yanda da, şu an alamadığım ilaçlar.
Bankanın müşteri hizmetlerini aradım. Otomatik ses daha bağlanmadan, Memnuniyetinizi değerlendirin diye ağzını açtı.
Buyurun, dinliyorum. dedi operatör. Sesi tam bir eğitimli iş sesi; ne kızgın, ne sıcak, arada bir mesafe.
İsmimi, doğum tarihim, T.C. kimlik numarasının sonunu söyledim. Hesabın kilitli olduğunu, bir hata olmalı dedim.
Hesaplarınızda icra takibi nedeniyle bloke var, dedi. Blokeyi kaldıramıyoruz, adli birime başvurmanız gerekir. İlgili dosyanın numarasını görüyor musunuz?
Görüyorum ama ne olduğunu anlamıyorum, borcum yok ki.
Anlıyorum, fakat bankamız talep sahibi değil. Biz sadece uyguluyoruz.
Kim talep etmiş o zaman? farkında olmadan sesimi yükselttim.
Evrakta ilgili icra şubesi yazmakta. Adres de verebilirim.
Dikte etti, ben de eczane fişinin arkasına not aldım. Ellerim öfkeden ve utançtan titriyor; sanki suçüstü hırsız yakalanmışım gibi.
Peki, param ne olacak? Bakıyorum, kesinti yazıyor.
İcra/iflas kapsamında kesinti yapılmıştır. Geri almak için alacaklı ya da icra dairesiyle iletişime geçmeniz gerek.
Yani siz bir şey yapamazsınız?
Kayıt oluşturabilirim, isterseniz.
Rahatsızlığımı belirtmek istemedim, aslında Bir yanlışlık var, hemen düzeltelim diyen bir ses duymak isterdim. Ama o bana başvuru numarasını tek tek okudu.
Takip numaranız… dedi, sanki bana sıra fişi veriyor. Sonuçlanması 30 günü bulabilir.
Numarayı ezberledim, kaçırmam olayım diye. Otuz gün resmen mahkûmiyet gibi ama yine de teşekkür ettim. İnsan teşekkürler diyor, içi kan ağlasa da, tıpkı kötü bir muhabbetin sonunda hoşça kal demek gibi.
Eve geldim, eski faturalarımın, sözleşmelerin, belgelerin olduğu kutuyu açtım. Ben hep titiz biriydim; borç bırakmam, ek kredi almam, otopark cezası bile hemen öderim. Masaya kimlik, SGK kartı, vergi numarasını dizdim sanki bunlar suçsuzluğumun delili.
Eşim çıktı salona, beni, masadaki evrak dağınıklığıyla görünce,
Ne oldu? dedi.
Anlatmaya başladım, sakin olmaya çalışsam da bir yerde sesim titredi.
Eski bir ceza mı acaba? dedi çekingen, bir ihtimal.
Böyle rakam ve blokaj için ne cezası olabilir? dedim, telefonda parmağımı ekrana vurup, o yasaklı mesajı göstererek. İş dışında hiçbir yere gitmedim ki.
Bir ihtimal diye soruyorum, şimdi çok oluyor bunlar…
Şimdi çok oluyor dedi ya, fena sinirlendim. Sanki hayatım bir istatistik.
İnsanları borçlu yazıp, sen de Ben alacaklı değilim diye ispatla dur, dedim, sonra da kullandığım tondan pişman oldum.
Sessizce bir bardak su koydu önüme, odadan çıktı. Evraklarla ve nefes almakta zorlandığım bir yalnızlık duygusuyla kaldım.
Ertesi sabah bankaya gittim. İçerisi hastane gibi temiz ve aydınlık; herkes sırasını bekliyor, kimseyle göz göze gelmemeye çalışıyor.
Sıra fişimde Hesap işlemleri yazıyordu. Oturunca, sıradanlık bile insanı bir dosya, bir evrak haline çeviriyor, insanlığını azaltıyor gibi hissettim.
Sıram gelince, görevli bir tebessümle sordu:
Buyurun, nasıl yardımcı olabilirim?
Ekrandaki kilidi gösterdim, derdimi anlattım.
Evet, blokaj gözüküyor, dedi tıkır tıkır mousea basarak. İcra sistemine erişimimiz yok. Size hesap kesinti dökümü ve kısıtlama belgesi verebiliriz.
Ne verirseniz verin, hepsini alınca bugün işim hallolsun, dedim.
Belge üç iş gününde hazır olur.
Ya ilaç almak istiyorum ben şimdi? Sesimde istemsiz o acındırma hali çıktı, bu öfkeden de betermiş.
Bir an bozuntuya verdi:
Anlıyorum, ama prosedür böyle.
Başvuru evrağını imzaladım, kopyasını aldım, tarih ve imza damgası üstünde. Kağıt sıcaktı, sanki elime somut bir şey tutuşturulmuş gibi.
Oradan doğrudan Nüfus ve Vatandaşlık İşlerine geçtim (bizim burada Mernis+Müzekkere işleri Müşteri Hizmet Noktasında çözülüyor). Mis gibi kahve kokusu karışık bir temizlik kimyasalı kokusu vardı. Sırada, sıra makinesinin yanında yelekli bir danışman genç kız vardı.
İcra işim var, dedim.
Burada icra birimi yok, dedi. Başvuru alır, isterseniz e-Devlet üzerinden belge çıkarırız. Sizin durum nedir?
Bankadan aldığım takip numarasını ve belgeyi gösterdim.
Aslında direkt İcra Müdürlüğüne gitmeniz gerek, ama isterseniz e-Devlet dökümünü çıkarabiliriz.
Mecburen sıra aldım. Panoda numaralar akıyor, insanlar pencerelere yaklaşır yaklaşmaz belgelerini toparlayıp ya mırıldanarak ya hırslanarak dönüyor. Ellerime baktım ve bir günde yaşlandıklarını düşündüm.
Sıram geldi, belgeyi verdim. Kadın memur kayıttan giriş yaptı.
Doğrulanmış e-Devlet hesabınız var mı? dedi.
Var.
Uzun uzun baktı.
Gerçekten icra takibi görünüyor, fakat burada başka bir T.C. no var, dedi sonunda.
Eğildim, iyice baktım.
Nasıl yani?
Bakın sizinki… dedi, numaraları gösterdi. Takiptekiyle bir hane farklı.
Bir rakam. İçimde garip bir rahatlama oldu, tekrar bozulmaya hakkım varmış gibi.
Bu benim borcum değil. dedim.
Muhtemelen verilerde bir eşleşme hatası. İsim benzerliği, doğum tarihi yakınlığı olabilir.
Şimdi ne yapacağım?
Hatalı eşleştirme itirazı dilekçesi doldurup, kimlik fotokopilerinizi ekleyeceğiz. Yine de karar icrada.
Dilekçeyi yazdırdı, imzaladım. Kimlik, vergi no, SGK fotokopisi ile ekledik. Hayatımın belgelerden ibaret bir dosyaya dönüştüğünü izledim.
Ne kadar sürede dönüş olur? dedim.
Otuz gün, dedi ve göz göze gelince sesi yumuşadı, bazen daha kısa sürer.
Yine otuz. Müşteri İlişkileriden aldığım başvuru numarası ve evrakları bir araya koydum; artık adım yerine numaram vardı.
İcra Müdürlüğüne ancak iki gün sonra gidebildim. Girişte güvenlik valizimi kontrol etti, telefonu sessize aldı. Koridorda çocuklu aileler, kucağında belge dolu dosyalarla bekleyenler, panoya Ön Kayıt Listesi yazan bir kağıda isimler yığılmış. Bankta bir kadına sordum:
Sıra böyle mi işliyor?
Sıra mı, hayat mı… dedi surat asmadan. Kim önce gelirse o yazar ismini, o bekler.
Sonuna adımı ekledim, pencere kenarında oturdum, sandalye kalmamış zaten. Zaman geçmiyor; herkes sabırsız, kimi arkadan atlamak istiyor, kimisi yüksek sesle telefonda Kaymakamlık işlemiyor diye şikâyet ediyor, biri de tuvalette ağlıyor.
Sıra geldi, odada kırklı yaşlarda, yorgun bakışlı bir kadın icra memuru.
Soyadı? dedi, başını bile kaldırmadan.
Adımı verdim.
Dosya numarası?
Bankanın verdiği belgeyi uzattım.
Ekrana bakıp tıkırdadı:
Krediden dolayı alacaklısınız, dedi.
Hiçbir kredi borcum yok, dedim sesim buz gibi. Lütfen T.C. kimliğe bakın.
Kaşlarını çattı, ekrana yaklaştı.
Evet, farklı gözüküyor. Sistem isim ve doğumdan sizi eşleştirmiş.
Yani, bu kadarıyla bile insanların hesapları bloke mi ediliyor?
İç geçirdi.
Sisteme gelenle çalışıyoruz. Bir hata varsa, teknik hata dilekçesiyle kişilik tespiti lazım. Getirdiniz mi?
Mernisten aldığım dosyayı uzattım.
Şu, numarası da var.
Biraz baktı.
O başvurunuz daha gelmemiş.
Ben gelecek diye bekleyemem, param kesildi, ilaç alamıyorum.
Memur nihayet bana bakıp:
Bunu bir tek siz yaşamıyorsunuz, dedi, sitem etmeden ama yorgunca. Masamda yüz dosya var. Buradan da başvurunuzu alırım ama hemen cevap gelmez.
Bağırmak istedim ama baktım o kadar yorgun ki, kavga etsem işim daha da uzar, üstüne bir de problemli diye hatırlanırım.
Tamam, dedim; kontrolsüz nefesle. Buradan yapalım bari, ne gerek?
Form verdi, Hatalı eşleştirme nedeniyle icra takibi iptalini talep ederim. Kimlik, vergi no fotokopisiyle ekledim. O da Alındı kaşesi bastı.
Kontrol 10 gün sürebilir, dedi. Hata onaylanırsa, el koyma da kalkar.
Param ne olacak?
Ayrı dilekçe ile başvurmalısınız. Alacaklı banka, parayı onlar iade eder.
Kapıdan yeni bir kaşeyle çıktım. Küçük bir zafer ama neyin zaferi? Sadece, nihayet birileri gerçekten varlığımı kabul etti.
Akşam işyerinde müdüre tekrar, Bir yarım gün daha gitmem gerekecek dedim.
Dalga mı geçiyorsun? Müdür sanki işten kaçmak için uyduruyormuşum gibi baktı. Rapor sunulacak.
Hesaplarım bloke oldu, dedim. Kurum kurum dolaşıyorum.
Dürüstçe soruyorum, nafaka borcu, kredi falan yok değil mi?
En ağır kısmı buydu. Suratım dondu.
Hiçbir şey yok. Veri hatası.
Yine de şirketi sıkıntıya sokma, muhasebe soruyor hep, neden hesabında kesinti var diye.
Bilgisayarıma baktım, muhasebeden bir mail: İcra takibine dair bilgi verir misiniz? Kısaca yazdım: Hata, işlemleri yürütüyorum, belge sunacağım. Sadece devlete değil, on senedir çalıştığım insanlara da suçsuzluğumu anlatmam gerekiyordu artık.
Eve geçince eşim sordu: Ne dediler?
Dilekçeyi aldılar, dedim.
Yine de iyi, belki çözülür. O eski kredi işi değil değil mi, hani kardeşinin kefilliği vardı ya?
Birden irkildim.
Kefil olmadım, dedim. Reddettim, biliyorsun.
Başını salladı ama gözlerinde şüphe kaldı. Fark ettim ki sistem, belgeyle kanıtlayamayacağım türden bir güvensizlik yayıyor.
Bir hafta sonra e-Devlete karar düştü. Heyecandan ellerim titriyordu. Yanlış kişiye icra uygulanmış, işlemler kaldırılmıştır yazıyordu. Üç kez okudum, inanasım gelmedi.
Bankadan kontrol ettim. Hesaplar açılmış, bakiye yine orada, sanki hiçbir şey olmamış. Fakat alt satırda hâlâ uyarı: Veri güncellemesi yapılana kadar işlemler kısıtlı olabilir. Denedim, faturayı ödedim, onay biraz gecikti, ben yükleme çubuğu sonuna dek izledim.
Eczaneye gittim, ilk gün alamadığım ilacı aldım. Kasiyer kadının yüzünde bir tanıma belirtisi bile yoktu. Bir şey demek istedim, Her şey yolunda der gibi ama saçma olacaktı. Paketi alıp çıktım.
İki gün sonra bankadan aradılar.
Kısıtlama kaldırıldı, dediler. Ama kredi notunuzda iz 45 güne kadar kalabilir.
Yani izi silinmiyor…
Geçici.
Geçici deyince içim pek rahat etmedi. Bir ay sonra annemin camlarını yeniletmek için kredi kartına taksit bozdursam, Geçmişte kısıtlama var deyip anlatmak zorunda kalacağımı düşündüm.
Kesintinin iadesi için başvurdum. Bankanın cevabı: Alacaklı kişiye, yani kredi alan başka vatandaşa ait, iade onlar tarafından yapılıyor. Evrakları, iade dekontunu, hesap numaramı gönderdim. Talebiniz kaydedildi diye geri dönüş yaptılar, bir numara daha.
O ara fark ediyorum ki sesim kısıldı. Laf fazla uzarsa tekrar aynı çark başlar diye tedirginim. Günde birkaç kez e-Devletten bildirime bakıyorum, icra bölümü bomboş. O boşluk, şimdiki normalim.
Bir gün annemin kağıtları için tekrar nüfus müdürlüğüne gittim, vekalet çıkaracağım. Orada bir adam vardı, elinde dosyayla telaşlı. Sıra numarasına bakıyor ama nereye gideceğini bilmiyor.
Ne ile geldiniz? dedim, şaşırarak yardım etmek istedim.
Borcum var dediler, sesi kısıktı. Nereden çıktı, anlamadım. Banka, icraya yönlendirdi.
Yüzünde, kendimde de kısa süre önce hissettiğim o mahcubiyet ve öfkeyi gördüm.
Önce bankadan dosya numarası ve yazılı belge alın, dedim. Sonra buradan e-Devlet dökümünü çıkarırsınız. TC ya da doğum tarihi tutmuyor mu, hemen yanlış eşleştirme dilekçesi yazın. Mutlaka kaşe de alın.
Adam dikkatle dinledi, sanki anahtar veriyormuşum gibi.
Sağ olun, dedi. Siz yaşadınız mı bunu?
Başımı salladım.
Evet, atlattım. Tam değil ama ilerliyorum.
İşimi bitirdim, belgem dosyada. Kapıda evrakları çantama yerleştirirken anladım; ağırlık kağıttan değil, her şeyi belgeli yaşamaya alışmaktan.
Eve gelince, icra yazısını, banka belgelerini, başvuru kopyalarını ayrı bir dosyaya koyup üzerine büyük harflerle yazdım: İcra hatası. Eskiden böyle bir klasör yapmaya utanırdım, sanki suç kabul ediyormuşum gibi. Artık umurumda değil. Çekmeceye koydum dosyayı, sonra eşime döndüm, sesimi yükseltmeden:
Bir daha başımıza gelirse, ne yapacağımı biliyorum. Artık kimseye açıklama yapmayacağım, talep edeceğim.
Uzun uzun baktı bana, sonra başını salladı.
Peki, çay koyayım mı?
Mutfağa geçtim, suyu koydum. Çaydanlıktaki suyun kaynama sesi geldi kulağıma ve bir anda, bunun bile hayatımın bana ait olduğuna işaret olduğunu hissettim; ne dosya numarasına, ne de bekleme sürelerine.




