Yeter artık, pes ettim! Her şeyden sıkıldım, gidiyorum! Ne kadar dayanabilirim ki?
“Yeter artık, pes ettim! Gidiyorum! Ne kadar sürdüreceğim bu işi? Çocuk, karımın bitmek bilmeyen yorgunluğu, yardım et, yardım et… Oysa ben eskisi gibi dışarı çıkmak istiyorum! Sevgi, yakınlık istiyorum! Çalışıyorum hem de! Sonunda! Eve sevdiğim karıma, bir kadına gelmek istiyorum… Şimdi bir süre arkadaşımla yaşayacağım, sonra genç, taze birini bulurum… ahhh…” diye düşünerek direksiyon başında oturan Mehmet, sinirle bir sigara daha yakıyor. Bugün karısıyla ilişkilerinin son noktası olduğunu hissediyor.
Mehmet ve karısının hikâyesi, kadim bir masal gibi. Tanıştılar, gözleri birbirinden ayrılmadı, tutku vardı, korumasızlık, derken birkaç ay sonra karısı ona iki çizgili testi gösterdi.
Tabii ki doğur, yaparız, başarırız,- dedi Mehmet güvenle. Bütün kadınlar, büyükler kafa salladılar, “Yardım ederiz, yeter ki doğur…” Sonra düğün, doğum, mutlu gözyaşları bir oğul!… Ve hepsi bu kadar… Kaygısız günler bitti, karısı bir anneye dönüştü, uykusuz, dağılmış, saçları başı dağılmış, çocuğun bitmeyen ağlaması gündüz ve gece, yardım et, yardım et derdi hep… Nereye kayboldu o genç kız? Sıcaklık, yakınlık? Aile büyükleri bir anda kayboldu… Ebeveyn olarak baş başa kaldılar…
Hazır değilim!- dedi Mehmet bugün karısına, ağlayan karısına ve ağlayan bebeğe kapıyı çarpıp çıktı.
Ani fren… Aracın önünde birden kambur ve yaşlıca bir siluet belirdi.
Hayatından bezdin mi ne, ne yapmaya çalışıyorsun?! diyerek Mehmet arabadan fırladı ve adama koştu.
Yaşlı adam kabanının içinden doğrulmuş, Mehmete mahzun gözlerle baktı ve sessizce mırıldandı:
Evet.
Böyle bir cevap beklemeyen Mehmet afalladı:
Amca, sana yardımcı olabilir miyim? Yardım istiyor musun?
Ben artık yaşamak istemiyorum.
Ne düşünüyorsun mübarek, hadi, seni evine bırakayım mı? Belki anlatınca yardımcı olabilirim? Mehmet yaşlı adamı kibarca tuttu ve arabasına götürdü.
Anlat bakalım amca, Mehmet yeni bir sigara yaktı.
Uzun hikâye.
Acelem yok.
Yaşlı adam dikkatle Mehmete bakıp üstte asılı aile fotoğrafına göz gezdirdi.
Elli yıl önce bir genç kızla tanıştım, hemen âşık oldum, her şey hızla başladı, kendimizi birden aile ve çocuk sahibi olarak bulduk. Mutlu olacaktık Ama ben eski günlerdeki gibi isterdim; tutku, gençlik, her şey taze. Karım yorgundu, çocuk küçüktü, ev işleri arttı, yükü ona bıraktım, yardım etmedim… İşyerinde bir kadınla yakınlaştım, ilişkimiz vardı… Karım öğrendi, boşandık. O kadından da bir şey olmadı, dert etmedim, gezmeye, oyalanmaya devam ettim. Eski karım tekrar evlendi, güzelleşti, oğlum üvey babasına “baba” dedi, bana hiç umursamazdı.
Peki siz ne yaptınız? endişeyle ikinci sigarasını yakan Mehmet sordu.
Ben mi? O kadar gezdim ki, şimdi ne ailem var, ne karım, ne evlatlarım. Bugün oğlum elli yaşına bastı, kutlamak için gittim, kapıdan içeri sokmadı, gözleri yaşla dolan yaşlı adam, “Kendim ettim, kendim buldum,” dedi. Oğlum, “Sen bana baba değilsin, git kendi başına oyalan,” dedi.
Nereye bırakayım seni amca? Mehmet direksiyona hafifçe vurdu.
Şurada oturuyorum, sen git, bana takılma… diyerek yaşlı adam arabadan indi ve yolun kenarındaki dokuz katlı apartmana yöneldi. Mehmet, adamın binaya girdiğinden emin oldu, biraz bekledi ve yeniden arabasına binip yola çıktı. Süpermarkete uğradı, bir buket çiçek aldı.
Affet beni, affet,- eve girip ağlayan karısının önünde diz çöktü,- Dinlen biraz, sevgilim.
Oğlunu karısının kollarından aldı, diğer odaya geçti, yürüyerek salladı, hırıltılı bir sesle şarkı söylemeye başladı: “Yorgun oyuncaklar uyuyor”
Şaşkın çocuğu hızla uyudu, küçük elini babasının hızla atan kalbine bıraktı. Mehmet çocuğa sevgiyle baktı: “Oğlumun büyüdüğünü görmek istiyorum, ‘baba’ kelimesini duymak istiyorum.”
Yine mi ‘boğulanları’ kurtarıyorsun? kapıda yaşlı bir kadın gülümseyerek karşılayınca adam kabanını askıya astı.
Evet, gençlere bazı şeyleri anlatmak lazım.
Peki onları nasıl buluyorsun, kimi yardım gerekiyor hissediyorsun?
Bana da o yaşlarda yardım lazımdı
Hadi gel, yemekteyiz, kurtarıcı bu arada, yarın oğlumuzun ellinci yaş günü, akşam hiçbir ‘boğulan’ yok,- yaşlı kadın, sevgiyle ona baktı.
Unutmadım, nasıl unuturum, elli yıl geçti, oğlumuz, aşkımız böyle bir günü nasıl unuturum,- karısını kucaklayan yaşlı adam gülümseyerek mutfağa geçtiMehmet, oğlunu koluna alıp yavaşça pencereden dışarı baktı; şehir ışıkları gecede parlıyordu, sokakta bir adam gölgeler arasında kaybolmuştu. İçinde, yaşlı adamın anlattığı pişmanlık yankılandı. O an, geçmişin hatalarını bugünde yenilemeyeceğine dair bir söz verdi kendine.
Bebeğin sıcak nefesi, onun zayıflığını değil, yeni başlangıçları fısıldıyordu: her şeyin sonunda bir umut vardı. Karısı yanına geldi, gözleri yorgundu ama içinde yine o eski ışık parladı. Mehmet kollarını açıp onu sardı.
O gece mutfakta üç kişilik sessiz bir akşam yemeği yendi, içerde huzur, dışarda rüzgar vardı. Hayat, Mehmete ne zaman bir kapı kapansa, başka bir pencere açılabileceğini göstermişti. Sevgi, bazen yorgunluk ve hayal kırıklığıyla sınanıyordu; ama affetmek ve farkına varmak, yeniden başlamanın ilk adımıydı.
Mehmet, sabaha umutla uyandı; çünkü artık öfkeden değil, sevdadan yana bir adamdı. Şehrin üzerindeki güneş, yeni bir günün vaadiyle yükselirken, pencerede duran üç kişilik aile geleceklerine sevgiyle bakıyordu.
Ve o gün, küçük bir el babasının parmaklarını sıkıca tutarken Mehmet, bir gün oğlunun ona “baba” demesini beklemenin ne kadar anlamlı olduğunu çok iyi anladı.



