Bak şimdi sana başımızdan geçen bir olayı anlatacağım, gülmeden dinleyemezsin. Bir süre önce bir Alman kurdu aldık, adı Karabas. Ama öyle hemen almadık, önce bir ay boyunca köpek eğitmenliği için kurs aldık, çünkü bu köpek biraz özelmiş. Karabas üç yaşındaydı ve biz onu aldığımızda artık üçüncü sahip değişikliğiydi. İlk başta kontrol noktasına göndermeye niyetlendiler ama sonra bana deneme amaçlı verdiler. Kimse sahiplenmek istemiyordu, çünkü komut dinlemekte çok inatçıydı. Hatta neredeyse sadece orada barınakta bırakacaklardı, gerekirse dışarı çıkaralım diye düşündüler. Ama hem ben hem eşim, bizde ailede herkes köpeklerle içli dışlı olduğundan, biz bunun da üstesinden geliriz dedik, aldık eve.
İlk zamanlarda Karabası beslerken resmen kar küreğiyle mamasını içeri koyuyordum, yanaşmaya korkuyordum düşün yani. Ama bak, derler ya köpeğin de kalbi varmış diye, aynen öyle: Zamanla Karabasın da kalbi yumuldu, açıldı bize. Bir yıl sonra tanıyamıyorsun, masum bir hale geldi.
En küçük oğlumuz o zaman bir buçuk yaşındaydı. Baharı yeni gelmiş, bahçeyi temizliyoruz. Kızım anaokulunda, küçüğü de bahçeye çıkardım. Bir de bakıyoruz, oğlan çamurlu toprağın üstünde koşturuyor, Karabas da arkasında tam bir gölge gibi peşinde. Çocuk düşecek gibi olunca hemen arkasından hafifçe montundan tutup kaldırıyor, yere dokunmasına bile izin vermiyor. Hayran kaldım resmen.
Şimdi, eşim genelde içki içmez, ama o gün güvenlik müdürü emekli oluyordu, kutlama yapıyorlar ve şarap nehir gibi akıyor. Eşim de işi gücü bırakıp kutlamaya katıldı, geceye kadar çıkmadı oradan. Ben de evdeyim, saat olmuş 23.00, verandada oturmuşum, defalarca arıyorum açmıyor. İçim içimi yiyor; ya karşıdaki dereyi geçmeye kalkarsa, sarhoş sarhoş suya düşerse diye ödüm patladı.
Tam kalkıp onu aramaya çıkacakken kapı bir açıldı, Karabas önde içeri girdi, eşim ise neredeyse kendinden geçmiş, Karabasın tasmasından sürüklenmiş şekilde arkasında. Karabas da içeri kadar götürdü, adamcağız kanapeye yığıldı, köpek gelip benim yanıma oturdu ve bana şöyle baktı ki, anlatamam, gözlerinde o kadar alay var ki! O günden beri hâlâ ara-sıra eşime takılırım: Seni eve köpek getirdi diye! diye. Vallahi bu Karabasın hatırına her eve köpek alınırmış, inan bana!




