Hayatın Ufak Tefekleri
Ailemin tavsiyelerini dinlemeyip, sevdiğim adam olan Savaş’la evlenmeye karar verdim. Savaş ciddi bir adamdı; onu büyüten babaannesi Safiye Hanımdı. Küçüklüğünden beri ona Babaanne Safiye derdi. Savaşın anne babası, henüz iki yaşındayken bir kazada vefat etmişti, bu yüzden onları hatırlamıyordu bile.
Savaşı ailemle tanıştırdığımda, annem Ayla Hanım, Savaş evden çıktıktan sonra hemen tavır aldı:
Elif, biz seni onun gibi biri için yetiştirmedik. Üniversitede üçüncü sınıftasın; ne evlilik, ne düğün? Ben Savaşı damat olarak istemiyorum. Ne elinde var ki? Bir oto tamircisinde çalışıyor işçi Sana söylüyorum, böyle bir adım atarsan sana yardım etmeyeceğim.
Anne, yine de onunla evleneceğim, beni tanıyorsun, babam her zamanki gibi sessizdi, hep annemle aramda tarafsız kalmaya çalışırdı. Hem üstelik bebek bekliyorum
Düğünümüz pek gösterişli olmadı, ailem varlıklı olmasına rağmen annem Ayla Hanım büyük bir kutlama istemedi. Keşke diyorum, annemin arkadaşı Ayşe Hanımın oğluyla evlenseydim ama ben inatçı biriyim.
Oto tamircisiyle yaşar, biraz fakirlik görecek, sonra gelir yine bana, şimdi aklı aşk ve romantizmde, diyordu annem babama. Üstelik çekip gitti, Savaşın babaannesinin evine taşındı. Bana gelsin istemedi, çünkü damadı aşağılamamı istemiyor. Elifin hamile olmasına hiç sevinmemişti.
Ailem şehirde büyük bir apartmanda yaşıyordu; ben rahatlığa, paraya alışmıştım, biricik kız onlarındım. Ama Savaş’la birlikte Safiye Hanımın köydeki evine taşındık, şehirden yedi kilometre uzakta.
Zaman geçti, ben bir kız çocuğu doğurdum. Babaannem Safiye çok yardımcı oldu, beni tüm annelik işinde yetiştirdi, geceleri bile torunum İpeke kendisi kalkardı. Üniversiteye devam ediyordum, iyi bir eş ve anne olmaya çalışıyordum ama yoruluyordum. Her sabah erken kalkıp köyden şehir otobüsüne biniyor, aktarma yapıp fakülteye gidiyordum.
Evdeki gün bitince yorgun dönüyordum, Safiye Hanım ve İpek kapıda beni karşılıyordu, kızım beni çok özlüyordu. Savaş ise geç saatlere kadar çalışıyordu, geldiğinde kızı alıp dönüyordu, bizi çok seviyordu. Savaşa daha fazla vakit ayırmak isterdim ama o geç, yorgun, aç geliyordu.
Ve benim tez savunmam yaklaşıyordu, gitgide ailemin konforuna dönmeyi ister oldum, o uzun yolun ve aktarma otobüslerinin olmayışı aklımı başımdan alıyordu. Annem ise bana küsmüştü, ne arıyor ne soruyordu.
Savaş’ın abisi Arda, yıllar önce evlenmiş, şehrin başka bir yerinde karısı ve oğluyla kendi kazandığı evde oturuyordu, hep vefaya giderdi. Ama evliliğinde sıkıntı vardı; eşi Derya daha fazlasını istiyordu.
Arda aradı, dedi Savaş bir akşam babaannesine ve bana, Deryadan ayrılmış; sürekli kavga, artık ev kiralıyor.
Nasıl olur, diye endişelendi Safiye Hanım, kendi aldığı evi bırakıp gitmiş.
Anneanne, Arda adam gibi yaptı, evi eşine ve oğluna bıraktı, dedi Savaş.
Bir gün Savaşa dert yandım; iki otobüsle üniversiteye gitmek beni çok yoruyordu. Aslında, açıkça söylemesem de, ailemin yanına taşınmayı düşünüyordum. Sonuçta birlikteliği ben istemiştim, kendi düzenimizi kurmak istemiştik.
Ben yoruldum, dedim Savaşa, otobüs saatlerine takılı kalmak, uzun yol, aktarma yetişemiyorum
Savaş sessizce dinledi, yanağıma bir öpücük kondurdu.
Bir fikrim var ama sonra söyleyeceğim, dedi gizemli bir şekilde. Sürpriz olacak, dediyse de ben bir şey sormaya halim yoktu.
Birkaç gün sonra, akşam eve bir araba yanaştı.
Annemler geldi herhalde, diye düşündüm ama araba tanıdık değildi, eski bir şey. Yok, bu annemler değil, araba tam bir hurda.
Dışarı çıktım, Savaş arabadan indi ve gururla bana yaklaştı.
Nasıl, güzellik?
Bu hurda mı yani araba? Nereden buldun?
Satın aldım, dedi Savaş, ipotek için biriktirdiğimiz parayla
Arabaya baktım, parayı harcadığına üzüldüm, çünkü o parayı şehirde bir ev almak için biriktiriyorduk, Savaş şimdi tüm parayı hurdaya yatırmıştı. Demek ki köyde daha uzun kalacağız.
Savaş arabasını övüyordu:
Bu arabayı ben onardım, çalışıyor, gel seni gezdireyim, dedi ve kolumdan tutup oturtuverdi. Boyası kaldı, ama en azından otobüse binmene gerek kalmayacak, diyordu. Ucuz aldım, bir iki ufak işi kaldı.
Araba yol aldı, ama ben her an dağılacak diye korkuyordum. Dönüp eve geldik, Safiye Hanım ve İpek kapıda bizi karşıladı. Savaş kızını aldı, döndü, ben ise hızla eve girdim, gözümün yaşını tutamadım, ağladım.
Elifciğim, ne oldu, yavrum? Safiye Hanım endişelenerek sordu.
Bütün evi alacağımız parayı hurda bir arabaya harcadı. Biz hep güzel bir ev hayali kuruyorduk
Sakin ol, bebeğim, derken sarıldı bana, sen çok iyi bir kızsın, sadece yorgunsun, ağlaman bundan. Bunlar hayatın ufak tefekleri; önemli olan sağlıklı, mutlu olmak. Para önemli değil, sevgi ve anlayış önemli.
Babaanne Safiyenin sözleri içime serinlik verdi, sonra davranışımdan utanmaya başladım. Kapıya çıktım, Savaş oturuyordu, yanında sokakta koşturan kıvırcık bir köpek, İpek de kuyruk peşinde kahkahalarla koşuyordu. Sessizce yanına oturdum.
Neden bana danışmadın, Savaş? diye sordum sessizce.
Sürpriz yapmak istedim sevinsin istedim
Gözlerine baktım, içindeki kırgınlığı gördüm, hemen anladım. Beni düşünüyor, bu arabayı almış ki fakülteye kolay gideyim; bana değer veriyor. Ona şikayetimin, aslında başka bir şey olduğunu anlamamıştı.
Peki Savaş, araba ise araba, uzlaşmacı bir şekilde dedim, ama bana söz ver, her zaman benimle konuşacaksın.
Tamam, dedi sevinçle, hep kendi kararımı tek başıma alıyordum, affet, artık birlikte karar veririz.
Güzel, hayatın ufak tefekleri, dedim Safiye Hanımın sözlerini tekrarlayarak, önemli olan birlikte olmamız, kızımızın da mutlu olması.
Babaanne Safiye pencereden bakıyordu, gülümsedi:
İlk kavga, daha kaç tane olacak önemli olan birbirini anlamak ve sevmek. Elif ve Savaş mı? Hiç şüphem yok, iki güvercin gibi barıştılar, diye içinden geçirdi.
Savaş arabayı boyadı, Safiye Hanım yeni koltuk kılıfları dikti, gerçi araba çok eskiydi ama artık Elif, kocasıyla şehir merkezine arabayla gidiyordu.
Aileden yardım istemek istemiyordu
Zaman geçti, İpek büyüdü, kreşe gitmek zamanı geldi, babaanne yaşlandı, dinlenmeye ihtiyacı vardı. Elif fakülteyi bitirdi, şehirde işe girdi. Savaş hâlâ geç saatlere çalışıyor, daha çok kazanmak için uğraşıyordu. Yine şehirde bir ev alma sorunu ortaya çıktı, ama ipotek için yeterli para biriktirmemiştik. Elif yine ailesinden yardım istemek istemiyordu, annesi hâlâ kızına ve torununa yüz vermemişti.
Ama beklemediğimiz bir yerden yardım geldi. Bir hafta sonu, evdeki köpek havlamaya başladı. Elif, komşu geldi sanmıştı, İpek için süt getiren yaşlı kadındı.
Arda! dedi Savaş, abisini görünce pencereyi açtı, hemen dışarı koştu. Hoş geldin abi, nereden çıktı bu?
Selam, Savaş, selam!
Kardeşler sıkıca sarıldı, ikisi de çok mutluydu. İpek kapıyı aralayıp merakla baktı.
Hey, kuzen, ne kadar güzelsin, dedi Arda, gel bakalım sana hediye getirdim.
Büyük bir poşetten uzun kulaklı, kurdeleli bir tavşan çıkardı. İpek sevinçle aldı, kurdeleyi inceleyip babaannesine göstermek için koştu.
Safiye Hanım ve Elif, Ardayı sıcak karşıladılar.
Uzun süredir uğramadın Arda, nasıl Savaş dedi ki eve çıktın, deyip telaşla çay ikram etti Safiye Hanım.
Her şey yolunda, dedi Arda gülerek. Deryayla boşandık, o başka biriyle İstanbula taşındı. Nafaka ödüyorum. Ve sana, kardeşim, dedi çantasından kalın bir zarf çıkararak, aslında size, Elifle sana Düğün hediyem, o zaman gelememiştim, vefadaydım.
Bu ne? diye gerildi Savaş.
Para
Hangi para?
Şehirdeki ev için peşin ödeme, dedi Arda, zarfı kardeşinin eline tutuşturdu. Derya gidince ev boşaldı, şimdi kendi evimde oturuyorum. Bu parayı ev almak için biriktirmiştim, eski eşimle ve oğlumla evi değişmek istemedim. Bu benim düğün hediyem, tekrar etti.
Sessizlik oldu, sonra herkes güldü.
Teşekkürler abi, teşekkürler Arda. Tam zamanında
Elif sevinçle gözyaşı döktü, Safiye Hanım büyük torununu kucakladı. Kardeşler sessizce sarıldı, her şey ortadaydı.
Sonbahara doğru Savaş, Elif ve İpek şehirde iki odalı bir daireye taşındılar. İpek evin yanındaki kreşe başladı, okulla da yakın, ileride okula gideceği düşünülerek seçtik.
Savaş oto tamircisinde çalışmaya devam etti. Hayat, genç aileyi sınadı; Safiye Hanımın dediği gibi, bunlar hayatın uyak tefekleri. Önemli olan sevgi, sağlık ve mutluluk.
Okuduğunuz için teşekkürler. Hepinize iyi günler ve huzurlu bir hayat dilerim.



