Biri bana bu hikayeyi anlatsaydı, önce inanmazdım herhalde. Ama başımdan geçen bir olay değil; abim ve eşi yaşadı. Dedemizin köydeki doğum günü kutlamasından dönüyorlardı. Saat daha erkendi, yedi. Abim arabayla otoyolda ilerlerken, yolu kollarıyla sallayarak durdurmaya çalışan genç bir kadın gördüler. Abimin eşi, Durma sakın, tehlikeli olur! diyerek uyardı. Fakat abim meraktan frene bastı, ne olduğunu göreyim dedi.
Kadının yüzü yara içinde, kıpkırmızı morluklar vardı. Ağlamaktan sesi titreyerek, ailesiyle kaza yaptıklarını anlattı. Arabaları yoldan çıkıp dereye yuvarlanmış. Eşi ölmüş ama çocuğu yaşıyormuş; abimden yardım istedi, Lütfen kurtarın! dedi ve işaret etti. Abim arabadan indi, kadını eşiyle bırakıp kaza yerine doğru koştu. Gerçekten orada bir araç vardı. Aşağıya doğru pek bakmadan, arka koltuktan altı yaşlarında bir oğlanı kucağına alıp yukarı çıktı.
Arabaya döndüğünde kadın yoktu ortada. Abimin eşi, Elif, Kadın senin peşinden gitti, diyerek omuz silkti. Abim tekrar aşağı inip kadını aramaya başladı ama, ilk defa ön koltuktaki iki kişiyi fark etti. Sürücü koltuğunda aile babası, yanında da eşi vardı; ikisi de ölmüştü. O halde az önce yolda abime yardım isteyen kimdi? Abim o an içinden bir ürperme geçtiğini söylüyor. Kurtardığı oğlan şimdi bizim ailede büyüyor, onu evlat edindiler. Abim hâlâ, yol kenarında konuştuğu kadının ruh olduğuna inanıyor ama bizim ailede hayaletlere çay ikram edilir, korkmak yok!




