Beş yaşındaydım ama o günü dün gibi hatırlıyorum. Babam, annemin telefonunda bazı mesajlaşmaları okumuştu; annem bir arkadaşına hâlâ zengin sevgilisiyle görüştüğünü yazmıştı. Onunla nadiren buluşuyormuş. O sıralar babam çok az maaş alıyordu, aileye aslında ihtiyaç duymadıkları şeyleri almak için uğraşıyordu ama annem ailesini doyurmak istiyordu. Gerçekten çok az bir paraydı. Benim telefonuma nasıl bakabiliyorsun? diye bağırıyordu annem, biliyordu ki en iyi savunma saldırıdır; Senin maaşın hiçbir şeye yetmiyor! Evde bu kadar çok yiyecek olduğunu sanıyorsun, nasıl alabiliyoruz bunları sence? Televizyon benim! diye bağırdı babam. Senin de! Evet, dedi babam, senin de. Hem televizyon, hem et, hem hem de Cem. Her şeyi alıp kendimle götüreceğim, dedi. Çok korkmuştum. Öncesinde kavgalara karışmamış olsam da o gün işin tam içindeydim bir nevi. Cemi değil şeytanı götür! dedi annem.
Ama o gün babam beni yanına aldı. Annem koca bir adamla benim yüzümden kavga etsin istemiyordum. Babam beni bahçeye çıkarır, kucağına alır, yedirir, oynatırdı. O olaydan önce de annemden çok babam ilgilenirdi benimle. Dışarıda kış vardı ve ben annemin karşısında kürklü montumla duruyordum: Ağlama anne, yakında seni ziyarete gelirim, dedim çocukça bir sesle. Annem sarıldı bana, babam ise bir bakışıyla gitme vaktimizin geldiğini anlatmıştı. Kapının önünde durup anneme, Mahkemede görüşürüz! dedi. Hem annemin hem babamın hayatı belki de en iyi şekilde şekillendi o zaman. Boşandıktan kısa bir süre sonra annem bir erkek buldu ve bir süre beni unuttu. Babam da boş durmadı; varlıklı bir işadamının kızı olan Zeyneple tanıştı. Ara sıra birkaç günlüğüne annemde kalıyordum ama annemle babam hiç konuşmuyordu. Onca zaman geçmesine rağmen babam annemi affetmemişti. Aradan birkaç yıl geçti, 14 yaşına geldiğimde birden hayatımızda önemli şeyler oldu annem hamile kaldı, babam da cezaevine düştü.
Babam işten eve dönerken beklenmedik bir şekilde sokakta kavgaya karıştı. Olan her şeyin suçu da babamın üstüne kaldı, yasa gereği en ağır şekilde ceza aldı. Vedalaşırken, Birbirinize sahip çıkın, dedi bize babam. Zeyneple birlikte bu cezayı uzun süre sindirmeye çalıştık. Hayatımızı kenetlenerek sürdürdük. Bir gün unutamayacağım bir şey oldu. Kapı çaldı. O sırada Zeynep yemek hazırlıyordu, ben kapıyı açtım. Karşımda annem duruyordu: Hadi hazırlan, eve gidiyoruz, dedi. Cem, kim geldi? diye seslendi Zeynep arkamızdan. Oğlum için geldim, dedi annem. Zeynep onu içeri almak için annemin omzuna dokundu ama annem eliyle elini sertçe itti, kabaca, Dikkat et, hamileyim, dedi. O an Zeynepin ne kadar acı çektiğini biliyordum çünkü çocuk sahibi olamıyordu, onun için hassas bir konuydu. Ama Zeynep, her zamanki sükuneti ve dayanıklılığıyla, zor bela gülümsedi ve annemi mutfağa davet etti. Onlar mutfakta oturdu, ben odama çekildim.
Beni anla Zeynep, Cem benim tek yakınım. Şimdi beni anlayan, bana destek olan ve hayatımda tutunabileceğim tek kişi oğlum. Onsuz yaşayamam. Benim ailemde başka kimsem yok. Senin ise her şeyin var. Babası yokken onun benimle kalmasını istiyorum, diye bağırmaya başladı annem. Artık evde duramadım. Beni kaşar peyniri gibi bölüşüyorsunuz. Bir kere de bana sormayı düşündünüz mü? Belki ben çoktan karar verdim kiminle yaşayacağımı. Ağlayarak çocuğu manipüle etmek ne kadar da olgunca, dedi Zeynep. Ben artık çocuk değilim. Anne, Zeynepte kalacağım. Zaten sende her şey var, biz ise birbirimize tutunarak ayakta duruyoruz. Okulum burada, arkadaşlarım burada. Üzgünüm, kararım bu, dedim. Kendime bile şaşırmıştım, çünkü ilk kez annemle çocuk gibi değil de adam gibi konuşuyordum. Annemi otobüs durağına kadar geçirdim. Orada beklerken ona, Peki, Ademle aran nasıl? Hâlâ görüşüyor musunuz? dedim. Aç mı kalalım yani? dedi. Güçsüzce sarıldım anneme, birlikte güldük ve vedalaştık. Eve dönüp Zeynepi teselli ettim. Önümüzde uzun ve zorlu bir yol vardı. Beklemek hiçbir zaman kolay olmuyorO gün, kapıyı kapatıp salonda Zeynepin yanına oturdum. O, gözlerinde hâlâ hafif bir hüzünle bana gülümsedi. Sessizce ellerimi tuttu. Biliyor musun, dedi, seninle bir aile olduğumuzu bugün anladım. Büyüdüğünü görmek hem gurur hem de acı verdi bana.
Birlikte camdan dışarı baktık. Kar hafifçe yağmaya başlamıştı, dünya sessizleşmişti. Annem ve babam hayatlarındaki yol ayrımlarında kaybolmuş, ben ise kendi yolumu bulmanın ilk adımını atmıştım. Küçükken babamın bana söylediği bir sözü hatırladım; her zorluktan sonra insan kendi evini, kendi limanını kurarmış.
O akşam Zeyneple sofraya oturduk. İçimizde eksiklerin, kırıkların arasına sızan yeni bir huzur vardı. Tabaklarımıza yavaşça sıcak yemek koyarken Zeynep, Hayat bazen parçalanır ama biz yine de sevgiyle birbirimizi bir arada tutarız, dedi. Başımı salladım. Babam cezaevindeydi, annem yeni bir hayata hazırlanıyordu, ama ben tam o anda, eski kavgalara ve eksiklere rağmen, ilk kez tam anlamıyla kendimi bir ailede hissettim; çünkü aile kan bağıyla değil, kalbin seçimiyle kuruluydu.
İçimde büyüyen bu güvenle, Her şey düzelecek, dedim. Ve biliyordum, ne olursa olsun, artık gerçekten büyümüştüm.




