İki Yıl Boyunca Torunlarıma Karşılıksız Baktım, Ama Sonunda Bana Bir ‘Şikayet Listesi’ ve Disiplin K…

Bir rüya gördüm hem tanıdık hem de tuhaf, İstanbul’u andıran bir şehirde, binaların gölgeleri arasında, hafif bir sisin içinde bıraktıktan sonra hatırlayabildiğim kadar anlatayım size.

Ben, Gülizar Hanımdım bu rüyada. Yaş almış, biraz yorulmuş, ama hâlâ torun sevgisinden başka hiçbir derdi olmayan bir büyükanne. Ancak torunlara bedavaya baktığım için bir gün evimizde, Kapalıçarşının yürüyen merdivenleri gibi ayrıntılı bir şikayet listesiyle karşı karşıya kaldım.

Yine mi anne, marketten alınan o paketli kurabiyelerden verdin çocuklara? Kahramanmaraş’taki glutensiz pastaneden alınmış bisküviler dışında hiçbir şey istemiyorduk biliyorsun! dedi kızım Elif, sesi adeta Topkapı Sarayının avlusunda yankılandığı gibi öfkeliydi. İkram ettiklerin şeker ve margarin dolu, sonra Baranın alerjisi kabarıyor, Emir gece boyu zıplıyor uyuyamıyor!

Gülizar Hanım (yani ben), çayın yanında kağıt peçeteye dökülen kurabiye kırıntılarını özenle topluyordum elimle. İçimden geçen, glutensiz bisküvinin fiyatının Galata Kulesine çıkma bileti kadar pahalı olduğu, çocukların da ona karton dediği ve sadece market kurabiyesini yiyip keyiften çığlık attıklarıydı ama sustum. Son zamanlarda susmak en iyi strateji gibi geliyordu. Aksi halde evde sanki Bakırköy’de isyan başlarmış gibi oluveriyordu.

Elif, tek kızım, mutfağın ortasında sıkı bir takım elbisesiyle sağına soluna bakıyor, sanki önemli bir müşteriyle buluşacakmış gibi saatine göz atıp duruyordu. Ama bana beslenme dersi vermek, anlaşılan o sabah tüm işlerden önemliydi.

Elif, dışarıda hava soğuktu çocuklar çok acıktı, dedim ılımlı bir sesle, çay bardaklarını sudan geçirirken. Mercimek çorbasına biraz dudak büktüler, makarnayı da zorla yediler. Enerjileri kalmamıştı.

Ama o enerji nişastalı makarnadan değil, anne! dedi Elif, çantasını kapıp çıkarak. Tamam, gidiyorum şimdi. Kerem beşte dönecek. Lütfen Baranla Emire logopedi ödevlerini yaptır. Elektronik cihazlara da izin yok! Tablete bakacağım akşam.

Kapı şiddetle kapandı, içeride bir teneke baklavanın şerbet kokusunu ve anneliğin ağırlığını bırakarak. Gülizar Hanım sandalyeye çöktü, belindeki sızıyı bastırmak için ellerini sıktı. Altmış iki yaşındaydı. İki yıl önce Elif ve damadı Keremin ısrarı ile Kadıköydeki muhasebeci işini bırakmıştı; kendini torunlarına adayacaktı: Baran ve Emire.

“Çalışmana gerek yok artık anne,” demişti Kerem o zamanlar. “Biz Elifle kredileri birlikte ödüyoruz, işimiz güçlendi. Güvenilir bakıcı bulmak riskli, başkası eve gelmesin, hem de çok pahalı. Sen çocukların yanında olunca içimiz rahat, hem metrobüste sabahları sıkışmamış oluyorsun.

Başta kulağa hoş gelmişti bu teklif. Torunları için her şeyi seve seve yapardı Gülizar Hanım. Fakat hayalindeki huzurlu hikâye; parka gidip simit atmak, masal okumak, oyun hamuru ile yıldız yapmak yerine, başka türlü biçim aldı.

Sabahları yedide uyanıyor, Maltepedeki kendi iki odalı evinden çocukların yeni taşındığı Göktürkteki rezidansa ulaşmak için iki aktarma yapıyordu. Elif ve Kerem işe erken gidiyor, geç dönüyordu. Çocukların yaşantısı, dersleri, kursları, hastane randevuları hepsi büyükanneye kalmıştı. Baran beş yaşında, hareketli ve yaramaz; Emir ise üç yaşında, sürekli “ben kendim yapacağım!” diyerek ortalığı ayağa kaldırıyordu.

O günün gecesi de her zamanki gibi geçti rüyamda. Lego kaleler yaparken Baran’a “s” ile “ş” harfini ayırt etmeyi anlatmaya çalışıyordum, logopedinin görevi buydu! Sonra akşam yemeği için savaş başladı; brokoli pilavdan yine kaybetti, Gülizar Hanım bazen gizlice sosis kaynatıyordu. Banyo, masal zamanı ve uyku… Sonra kapıda Keremin ayakkabılarını duyunca, ayakta zor duruyordum artık.

Kerem, uzun boylu hafif göbekli, elinde tostla mutfağa girdi.
Elif dönmedi mi daha? dedi ağzında lokmayla.
Geç kalacak, toplantısı uzunmuş, cevabını verip çantamı toplamaya giriştim. Ben çıkayım, son otobüsü kaçırırsam taksiyle dönmek zorunda kalırım, malum, taksi ücretleri uçmuş durumda.

Tabii, tabii, sağ ol, dedi Kerem telefondan kafasını kaldırmadan. Kapıyı iyice kapat, kilidi arızalı.

Dönüş yolunda, Taksimin sarı ışıkları camdan yağlı boya gibi akarken, Gülizar Hanım bir makineden çıkmış gibi “teşekkürler” lafının ne kadar mekanik olduğunu düşündü. Kendisi nasıldı? Kimse sormamıştı; tansiyonu var mı, canı sıkıldı mı, havalar dalgalandıkça sağlığı ne durumda kimseler sormazdı.

Hafta sonu işler iyice karıştı rüyamda. Genelde cumartesileri evinde dinlenir, dantel örer, sabahçayı içerdi. Ama bu defa Elif aradı.
Anne, önemli Ailece konuşacağız pazar günü, öğleye bize gel, ciddi konuşmamız gerek.

Bir şey olmuş olabilir mi? Kredi, hastalık?

Pazar günü Göktürkteki evlerine elmalı börekle gittim; Keremin favorisi idi. Ama evde hava resmi, hüzünlü Sultanahmet meydanı gibiydi. Çocuklar odaya yollandı, “eğitici çizgi film izleyin” dendi; büyükler salonda toplandı.

Kerem ekranı açtı, Elif defterini açtı. Börek masanın kenarında yetim gibi duruyordu, sanki eski İstanbul taşlarında kaybolmuş.

Anne, son altı ayı inceledik, dedi Elif, göz göze gelmekten kaçınarak. Çocukların eğitimi, hayatı sistemli olsun istiyoruz. Söylememiz gerekenler var.

Ne gibi memnuniyetsizlik? dedim, ellerim buz kesmişti.

Bir liste yaptık, dedi Kerem, Excel tablosunu önüme döndürüp gösterdi. Kişisel değil, annecim, sadece geliştirici geri bildirim…

Rüyamda tabloya renkli kutular, grafikler yerleşmişti.
Bak, ilk madde: Beslenme. Diyetleri uygun gitmiyor, kurabiyeler, börekler, sosisler… Menüye sadık kalmanı istiyoruz.

Ama Elif, çocuklar hindi köftesini ağzına sürmüyor! dedim. Çocuk bunlar, biraz da mutlu olmalı…

Yeme alışkanlığı çocukken oluşur, kestirip attı Kerem. İkinci madde: Günlük düzen. Geçen hafta Emir yarım saat geç yattı. Melatonin dengesi bozuluyor böyle!

O an hatırladım, Emirin karnı ağrıdığı geceyi; sırtını sıvazlamış, ninni söylemiştim…

Eğitim de önemli, devam etti Elif. Baran hala İngilizce’deki renkleri karıştırıyor. Oğluma neden ödevini yaptırmıyorsun? Oyun arabasıyla vakit geçiriyor, ama ona gelişim kartlarını vermen gerek.

Elif, beş yaşında daha, üniversite mezunu olması gerekmiyor, dedim, sesim incecik.

Eski usuller geçmişte kaldı anne, dedi kızım. Ve en önemlisi: Disiplin. Şımartıyorsun, gerektiğinde tatlıdan mahrum bırakman lazım. Yoksa seni kullanıyorlar!

“Profesyonellikten uzak” lafı kulağıma çekiç gibi çarptı.
Son madde, dedim Kerem. Performans ve gelişim tablosu hazırladık, haftalık takip edeceğiz. Eğer İngilizce ilerlemez, özel öğretmen tutacağız, masraf artacak. Sen her şeyi halledersin demiştik ama…

Baktım börek sogumuş, kızım ve damadım birer işveren kılığına bürünmüş karşıma oturmuş. Kafamda Karaköy yokuşunu çıkarken çektiğim yorgunluk, torunlar için neler yaptığım, eski kabanımı neden giymeye devam ettiğim bir bir geçti.

Sessizlik bir saat gibi işledi. Arka odada çocukların çizgi filmi fısıldıyordu.
Yani bana şikayet listesi var, öyle mi? dedim, ilk defa sesim dimdik çıktı.

Anne, öyle demeyelim. Büyüme noktası desek? diye yalandan tebessüm etti Elif. Her şey sistemli olsun istiyoruz.

Anladım, dedim, ağır ağır masadan kalkarak. Kerem, bana bu dosyayı mail at lütfen. İncelemek isterim.

Tabii, şimdi atıyorum, dedi damadım, sanki yeni kurallara yanaştığımı sandı.

Şimdi beni iyi dinleyin, dedim gergin bir İstanbul sabahı gibi. Eski iş hayatından alışkındım; maliye kontrolünde bile yüzümü buruşturmazdım. Taleplerinizi duydum. Evet, bir işse bu, şartnamesi olmalı.

Camdan baktım, otoparkta arabalar dizili.
Siz profesyonel eğitimci, beslenmeci, aşçı, temizlikçi, İngilizce bilen Montessori uzmanı arıyorsunuz. Talepleriniz yerinde ama bir şey unuttunuz.

Neymiş? dedi Elif, kaşları çatık.

Sözleşme ve maaş, dedim. Her şeyi hesap biliyorsunuz ya. Hesaplayalım. İstanbulda bakıcı, çocuk eğitmeni, aşçı için saatlik en az 400 TL veriliyor. Sabah 8den akşam 8e, 12 saat. Beş gün. Haftada 60 saat. 400le çarp 24 bin TL. Aya vurunca 100 bin TL, fazla mesai, yemek, temizlik hariç…

Kerem garipçe güldü:
Ne diyorsun Gülizar Teyze, sen ninesin ya!

Nine dediğin, Kerem, hafta sonu çocuklara börek yapar, masal okur, canı isterse gelir; biri iş yapar gibi, tablolara bakarak “plan dışı” çalışmaz. Bana talepleriniz, KPIniz varsa, ücretinizi verir sözleşmenizi yaparsınız. Kölelik bitti Osmanlıda bile!

Elif ayağa kalktı:
Anne, nasıl para istersin! Biz aileyiz! Sen sevdiğin için yapıyordun!

Torunlarımı canımdan çok severim, dedim gözlerim dolu dolu. Ama iki yıldır canımı dişime kattım, eleştirinizi sineye çektim. Yardım ettiğimi sandım, ama bugün hizmet veren, plan tutturamayan biri olduğumu gördüm. Ben istifa ediyorum.

Her ikisinden de bir “Ne?!” yükseldi.

Evet, dedim. Yarın profesyonel arayın. Brokoli yedirsin, Çince öğretsin, saniyesi saniyesine uyutsun. Ben sadece nine olacağım. Haftasonu gelir, çocuklara kurabiye getiririm.

Çantamı aldım, şalımı düzelttim.
Böreği de bitirin, fresh. Hoşça kalın.

Evde tek bir çıt yoktu. Kapıdan çıktıktan sonra Elifin sesi belli belirsiz geldi: Biz şimdi ne yapacağız?!

Otobüse binmedim, yürüyerek uçtum nerdeyse. Hafiflik, pamuk bir bulut olup arabaların üstünde gitti. O akşam ilk kez, iki yıl sonra, ertesi gün için yemek hazırlamadım. Bitki çayı hazırladım, eski bir Yeşilçam filmi açtım, telefonumu kapattım.

Hafta boyunca telefonum susmadı. Elif önce sitemle, sonra yalvararak aradı. Kerem dert anlatmaya çalıştı. Ben kararlıydım.
Doktor tansiyon için dinlen diyordu, dedim roman okurken. Çarşamba randevum var, başka zaman bakarız. Siz halledersiniz, düzenlisiniz sonuçta.

Gerçekten tiyatroya gittim bir arkadaşımla. Yeni bir fular aldım, uykumu aldım. Dünya başka renklere büründü. Çocuklar bir süre evde anneyle babayla kaldı. Sonra, duyduğuma göre, ajanslardan bakıcı getirdiler.

Bir ay sonra, pazar günü söz verdiğim gibi geldim. Evin hali zeytin pazarına döner gibi dağılmış. Çocuklar coşkuyla boynuma sarıldı.

Nine! Ninemiz geldi! diye bağırıyorlardı, neredeyse devrileceklerdi üstüme.

Mutfaktan yabancı yüzlü sert bir kadın çıktı bakıcı Nermin Hanımdı.

Baran, Emir! Ninemize sarılmayın! hemen odaya, dedi kırıcı bir ses tonuyla.

Ben büyükanneyim, dedim hafif gülümseyerek.
Nermin Hanım, bakıcı. Rejimimiz var, lütfen abartmayın, dedi usulca. Şimdi gelişim saati.

Çocuklar mahzun odalarına geçti; sanki onları Ayasofyanın mabet taşlarına zincirleyeceklerdi. Elif odadan çıktı, gözaltları mor, yorgun.

Hoş geldin anne, dedi inatla bir gururla karışık. Çay içer misin? Nermin Hanım, bize çay yapıverir misin?

Ben ev hizmetçisi değilim, çocuk bakarım sadece. Çay isteyen kendi yapsın. Hem geçen hafta fazla mesai paramı ödemediniz, çarşamba 15 dakika fazla kaldım, dedi soğukça, telefondan başını kaldırmadan.

Elif dişlerini sıktı, kendi çay koymaya gitti.
Dışarıda Kerem laptop başında, haftasonu bile…

Nasıl biri bu kadın? diye sordum fısıldayarak Elife.

Ajans gönderdi, VIP hizmet dediler. Üç dil biliyor, referansı varmış.

Pahalı mı?

Seksen bin, artı yemek, dedi Kerem aradan. Yalnız ne bulursa yiyor. Yalnız köy tereyağı ister.

Profesyonel işte, dedim hafif dalgacı. Tam istediğiniz gibi.

Elif kafasını eğdi, aniden ağlamaya başladı. Rimeli gözünden aktı.
Anne, cehennem gibi! Çocukları asker gibi dövüyor. Emir geceleri altını ıslatıyor. Baran seni istiyor sürekli. Çizgi film yasak, “zararlı” diyor. Kendisi ise telefonda takılıyor ki… İki bakıcıyı üç hafta içinde değiştik, bu en azından içki içmiyor. Ama para harcandı, bütün kartlar doldu.

Elime havlu verdiğimde Elifin gözyaşı içine aktı. İçimden annelik şefkati tekrar çiçek açtı, ama biliyordum ki; hemen pes edersem eski döngü yine başlar. Liste, eleştiri, değersizleştirme…

Ağlama, dedim yumuşakça. Deneyim pahalıya patlasa da değer.

Anne, geri dön! diye Kerem yalvararak döndü. Aptallık etmişiz, çok haklısın. Hangi Excel listesi büyükanneye uygulanır! Özür dileriz.

Elif başını sallayıp:
Hiçbir kural istemiyoruz artık, anne. Kurabiye de ver, ekşi erik de, onlar gülümsesin yeter. İster geç yatır, ister erken. Bütçeden bakıcı maaşı kadar vereceğiz.

Bir süre sessizce çayımı yudumladım. İçerde Nermin Hanım sesini yükseltti Emire.

Para istemiyorum, dedim ağır ağır. Ben işçi değilim, ninenim. Para aile bağını bozar. Ama kendimi yıpratıp durmam.

Hazırladığım kağıdı çantadan çıkarıp uzattım.

Şartlarım bunlar: Haftada üç gün, salı-çarşamba-perşembe bakarım. Sabah dokuz, akşam altı. Akşamları, hafta sonu kendi hayatım var. Pazartesi, cuma siz halledin barangozu ya da ajans bulun.

Oldu! dedi Kerem hemen.

İkincisi: Hiçbir biçimde müdahale, bana nasihat yok. Elif, seni ben büyüttüm. Fena biri olmadın. Gerekirse pratikten şaşmam. Çocuğa elma şekeri mi iyi gelir, masalı mı, ben takdir ederim.

Sen nasıl istersen anne! dedi Elif gözleri parlayarak.

Ve üçüncüsü: Saygı. “Profesyonellik dışı” bir laf, surat asma görürsem bırakırım. Çocuğa bakmak ayrı, temizlik yapmak ayrı. Evin işi size ait.

Tamam anne. Hatta temizlikçi çağırırız. Anlaştık.

O halde yeni düzen, dedim. Şimdi gidin Nermin Hanımı yollayın. Pavliğe bağırmasını duymaya dayanamıyorum.

Nermin Hanım alacaklı bakışlarla hak ettiği ücreti de alıp evi terk etti. Ortalığı bir huzur kapladı.

Emir kucağıma uçtu resmen.
Nine, o teyze gitti mi? Çok kötüydü!

Gitti canım, gelmeyecek artık.

Börek yapacak mıyız? diye sordu Baran.

Salı günü yaparız. Şimdi biraz masal okuyup çıkacağım. Bugün nine de dinlenecek.

O akşam Kerem kendi elleriyle bana “konforlu araç” çağırdı, Elif bakıcıya alınmış yiyeceklerden çanta hazırladı, kapıda sarıldık, uzun uzun. Sanki uzak bir ülkeye göç ediyordum.

Yol boyunca, İstanbulun gece ışıklarını izledim arabanın arkasında. Zor olacağını biliyordum. Yeniden sorunlar çıkabilirdi, günlük işler yeniden üzerime yıkılabilirdi. Ama artık içimde çelikten bir kalkan vardı. Beni ve emeğimi değerli kılmak için bir süre gitmek gerekmişti. En çok da çocuklarım bunu fark etmişti, rüyam bana hep bunu söyledi.

Bazen değerinin anlaşılması için, gitmek gerekir. Sevgiyi sınırlarla korumak, sevgiyi büyütür. Hesap tablosunu ofise bırakmalı ninenin yöntemleri asırlık, sıcak, derin Dijital raporlara sığmaz.

Dinlediğiniz için teşekkürler olur da bir gün rüyamı hatırlarsanız içiniz sızlar mı bilmem. Ama kendi sevgimizin kıymetini bilmezsek, kim bilir hangi yabancının ellerinde kayboluruz.

Rate article
Lifequest
İki Yıl Boyunca Torunlarıma Karşılıksız Baktım, Ama Sonunda Bana Bir ‘Şikayet Listesi’ ve Disiplin K…