Ben on yaşındayken babam annemi terk etti.
Annem bu durumu şaşırtıcı bir metanetle karşıladı. O zaman anladım ki, ileride onun kadar güçlü olmak isterim. Annem, babam kendisini defalarca aldatmasına ve zaman zaman sesini yükseltmesine rağmen, asla babam hakkında kötü konuşmadı. Hep senin baban diyerek onun güzel yönlerinden bahsetmekle yetindi. Sonrasında kader annemi ödüllendirdi ve karşısına üvey babam Hikmeti çıkardı.
Hikmetin de ikinci evliliğiydi bu. Önceki hayatında işler pek yolunda gitmemişti. Eski eşi, sürekli ona Başarısız adamsın, maaşın yetmiyor! diye dır dır edip duruyormuş. Hikmet bir gün tüm bunlara daha fazla dayanamamış ve valizini toplayıp gitmiş. Eski eşinden tek irtibatını mecburen oğulları yüzünden sürdürüyordu.
Hikmetin boşanmasından sonra hayatı düzeldi adeta. Önce annemle tanıştı, kadıncağız her daim arkasında durdu, destek verdi. İşinde de birden terfi aldı; maaşı tam üç katına çıktı. İki yıl içinde güzel bir ev aldı, birikim yapıp araba almak için kenara para koymaya başladı. Tabi bu haber eski eşinin kulağına gitmiş; kadın hemen kapılarına yeniden başlasak mı diye dayanmış ama iş işten çoktan geçmişti. Hikmet kadına rest çekince, kadın da oğlunun babasıyla görüşmesini yasaklamış.
Hikmet ise bize babamızdan kat kat daha iyi bir baba oldu. Bize gerçekten değer verdi, ilgilendi, ortak hobiler buldu, zaman ayırdı. Annemin gülümsemesini tekrar görebilmek bizim için tarifsizdi; ailemiz sonunda huzura ermişti.
Aradan yıllar geçti. Ben ve kız kardeşim büyüdük, kendi ailelerimizi kurduk. Annemle babamo zaman artık Hikmete baba demeye başlamıştımemekli oldu, hayatının tadını çıkarmaya koyuldu. Her şey yolunda gidiyor sanıyordum
Ta ki bir gün annem arayıp telaşla hemen gelmemi isteyene kadar.
Bir terslik olduğu belliydi; annem kolay kolay böyle telaşlanmazdı. Üvey babamla ilgili kötü bir şey hissettim. Meğerse Hikmet, 30 yıldır görüşmediği oğluna bütün birikimini ve mal varlığını bırakmaya karar vermiş!
Açıkçası, ben de kardeşim de üvey babamızın mirasında gözümüz yoktu. Ama en azından anneme şu yaşlılık evinde bir güvence bıraksın isterdik. Sonuçta yıllarını bu eve ve bu yuva için harcamıştı. Şayet Hikmete bir şey olursa, annem sokağa düşecekti!
Annem bu duruma uzun süre ağladı, ben de zar zor teselli ettim. Açıkçası Hikmetin, anneme böyle bir şeyi nasıl layık gördüğünü hiç anlamadımAma sonra, annem gözyaşlarını sildi, usulca ellerimi tuttu ve bana şöyle dedi: Yavrum, hiç kimsenin malı mülkü, beraber geçirdiğimiz mutlu yıllardan daha değerli değil. Ben şimdiye kadar kaygı ederek hep kaybettim; artık huzurumuz için, olanı olduğu gibi kabul edeceğim.
Bir süre sonra Hikmetle oturup uzun uzun konuştular. Annemi kırmak istemediğini, geçmişte oğluna borcunun kaldığını, ama şimdi ailesine de minnet duyduğunu anlattı. Sonunda, herkesin hakkını gözetecek bir çözüm buldular: Mal varlığının bir bölümünü annem için güvenceye bağladı, oğluna ise yıllardır içinde biriken özrünü bir mektupta yazdı. Annem, eski üzüntüsünü geride bırakıp hayatına devam etti. Evin mutfağında salça kokuları yeniden giderken, arka bahçede torunlar oyun oynadı.
Bir gün annem bana şöyle dedi: Güçlü olmak, bazen kaybettiğini sandıklarına minnetle bakmak demektir. İnsan hayatında iyi birini bulduğunda, bu en kıymetli mirastır zaten. O an, onun o engin yüreğine bir kez daha hayran oldum. Ve birlikte geçen onca fırtınalı yıl boyunca ailemizin en büyük mirasının sevgi olduğunu anladım.
Her şey yoluna girdi; annem hala her sabah ilk çayı Hikmetle içer, ben de arada uğrar, camdan süzülen ışıltılı huzuru izlerim. O evde, kaybedilenlerin gölgesinde büyüyen değil, yeniden doğan bir umut vardı artık.



