Eşimle birlikte şok geçiriyoruz, çünkü kızımız Yelda evlenmek istediğini söylüyor. Daha 18 yaşında! Fikrini değiştirmesi için ikna etmenin bir yolu yok.
Yelda, kayınvalidem tarafından sorguya çekiliyor:
Torunum, hamile misin yoksa?
Hayır, babaanne.
Yelda’nın nişanlısı da ondan sadece iki yaş büyük. Biz de onun ailesiyle oturup konuştuk ve düğünü bizim evde yapmaya karar verdik. Ama Yelda hiç mutlu olmuyor bu karardan.
Ne var bu işte? Bu resmen ilkel! Daha modern bir şey yapalım.
Uzun süre tartışıyoruz. Sonra, düğün yemeğinin bir restoranda yapılmasında anlaşıyoruz. Yelda ise en lüks mekânı ve en pahalı menüyü seçiyor. Hem biz hem damadın ailesi bayağı mutsuzuz.
Yelda bir anda ağlamaya başlıyor:
İnsan hayatında bir defa evleniyor.
İkimiz de kredi çekiyoruz, aynı şekilde damadın ailesi de öyle yapıyor. Yelda’nın isteğiyle pırlanta bir yüzük alınıyor. Beraber gelinliği seçiyoruz, gözalıcı bir model buluyoruz.
Düğünde eski arabamızla nikâh salonuna gitmeyi düşünüyoruz, ama Yelda bunu da beğenmiyor.
Jeep kiralayın!
Babası anlatmaya çalışıyor, bunun çok pahalı olacağını söylüyor.
Ama ben çok istiyorum, diyor Yelda.
Kızımız ve damadımıza Jeep kiralıyoruz. Düğün günü gelince tüm aile perişan haldeyiz, hem moralimiz hem bedenimiz tükenmiş. Düğün bizi resmen maddi olarak mahvetti. Yelda ve damadı ise daha altı ay geçmeden boşanıyorlar.
Meğerse Yelda evlilikten hiç hoşlanmamış. Eşinden hep şikayet ediyor.
Ben de evliliğimi hatırlıyorum. Üzerimde şık bir bluz ve etek vardı. Nişanlım, elinde bir demet çiçekle nikâh dairesinde beni bekliyordu. Yirmi yıldır evliyiz, bir de çocuğumuz oldu. Hiçbir görkemli düğün aile hayatının gidişatını değiştirmez.
Düğünlere karşı biri değilim, ama her şeyin bir ölçüsü olmalı. Umarım bundan sonra kızımız daha dikkatli olur.



