Boşanma sırasında, zengin bir koca, eski eşine Anadolu’nun ıssız bir köşesindeki terkedilmiş bir çif…

Boşanma süreci boyunca, varlıklı bir adam, karısına ıssızlığın ortasında, uzun zamandır terk edilmiş bir çiftlik bırakmaya karar verdi. Fakat bir yıl sonra yaşananlar, adamı tam anlamıyla şoke etti.

Mahmut, burada sana hiç ihtiyacım yok, biliyorsun değil mi? dedi Zehra kararlı bir sesle. Bence şehre geri dönmelisin.

Mahmut, bitkin bir şekilde cevap verdi: Hangi şehirden bahsediyorsun? Zehra, bir zamanlar en çok güvendiği kişi tarafından ihanete uğramıştı ve artık tartışacak gücü yoktu. Hayatlarına sıfırdan başlamışlardı; evlerini satıp ellerindeki tüm birikimi kendi işlerine yatırmışlardı. Mahmut, sadece ailesinden kalan küçük bir odayı ortaya koymuştu, Zehra ise zekası ve azmiyle işin aslını oluşturan kadındı. Yıllarca kiradan kiraya sürüklendiler, yoklukla savaştılar; sonunda, dişleriyle tırnaklarıyla tutunup bir düzen kurmuşlardı.

Zamanla Mahmut, evin ve işletmenin gerçek sahibi gibi davranmaya başlamıştı. Kurnazca tüm tapu ve belgeleri kendi adına aldırmış, boşanma sonrası Zehranın elinde hiçbir şey kalmamasını sağlamıştı. Her şeyi kontrol altına alınca da derhal boşanma davası açmıştı.

Bu sana adil mi geliyor Mahmut? diye sordu Zehra, sesi buruk ve hayal kırıklığıyla dolu.

Mahmut sıradan bir ifadeyle omuz silkti: Yine mi başlıyoruz? Uzun zamandır hiçbir katkın yok. Her işi ben yapıyorum, sen ise hiçbir şey yapmıyorsun.

Bana Dinlen, kendinle ilgilen diyen sendin, dedi Zehra sakinlikle.

Mahmut, sinirle iç çekti: Bu boş muhabbetten bıktım. Bu arada, eski patronum Hakkı Beyden bana miras kalan köhne bir çiftlik vardı ya, hatırlıyor musun? Sahipsiz bir toprak parçası. Hiç değeri yok. Tam sana göre. İstemezsen, hiçbir şey alamazsın.

Zehra acı bir tebessümle başını salladı. Ne yapmak istediğini anlamıştı. On iki yılın sonunda, aslında bir yabancıyla hayat sürmüş olduğunu kabullenmeye başladı.

Peki, o zaman bir şartla: Bu çiftliğin tapusu tamamen benim üzerime geçecek.

Tabii, bana da vergi avantajı olur, dedi Mahmut, alaycı bir gülümsemeyle.

Zehra daha fazla konuşmadı. Eşyalarını topladı ve bir otelde yeni hayatını kurmak için yola çıktı. Neyin beklediğini bilmiyordu; bir harabe ya da sadece boş bir arazi olsa bile, hayatına tekrar başlama azmindeydi. Eğer bir değer bulamazsa, şehre geri döner ya da hayatı yeniden kurmanın başka bir yolunu arardı.

Arabaya yalnızca en gerekli eşyalarını yükleyip geride kalan her şeyi Mahmut ve yeni sevgilisine bıraktı. Mahmut hâlâ Zehranın bilgi ve tecrübesine güvenebileceğini sanıyordu ama çok yanılıyordu. Yeni sevgilisi, Zehranın birkaç kez gördüğü Kadriye, kendini beğenmişliğiyle öne çıkıyordu.

Mahmut, tapuları Zehra’ya verirken sinsi bir gülümseme takındı: Bol şans.

Senin de ihtiyacın olacak, diye yanıtladı Zehra, sesini bozmadı.

Sakın ineklerin resmini de göndermeyi unutma, diye gülüp arkasından seslendi Mahmut.

Yanıt vermeyen Zehra, arabanın kapısını sessizce kapatıp yola koyuldu. Şehirden uzaklaşıp tenha yollardan geçerken gözyaşları yanaklarına süzüldü. Ne kadar ağladığını bilmiyordu ki, hafif bir cama vurma sesiyle gerçeğe döndü.

Kızım, iyi misin? Ben ve eşim bir süredir seni burada otururken gördük, dedi yaşlı bir teyze şefkat dolu bir sesle.

Zehra kadına, ardından dikiz aynasından, arkadaki otobüs durağına baktı ve hafifçe gülümsedi.

İyiyim, sadece her şey bir anda üstüme geldi, biraz soluklandım.

Yaşlı kadın başını anlayışla salladı: Biz hastaneden dönüyoruz. Komşumuz tek başına, kimse ziyarete gelmiyor. Yalovaya mı gidiyorsun?

Zehra şaşkınca kaşlarını kaldırdı: Yalova mı? Çiftlik de oradaydı galiba

Evet, ama artık oraya çiftlik demek zor. Sahibi öldü, kimse bakmıyor. Sadece birkaç gönüllü hayvanlara bakıyor, onlar da Allah rızası için.

Zehra ufak bir tebessüm etti: Tesadüf işte, ben de oraya gidiyorum. Binmek isterseniz bırakabilirim.

Yaşlı kadın ön koltuğa otururken, eşi de arka tarafa geçti.

Benim adım Zehra, dedi direksiyona geçerken.

Ben de Emine Yılmaz, bu da eşim Veli, dedi kadın sıcacık bir ifadeyle.

Yol boyunca Zehra, çiftlikle ilgili hayret verici hikayeler dinledi; kimlerin hırsızlık yaptığını, kimlerin ineklere sahip çıktığını ve harabenin ne haline geldiğini anlattılar. Çiftliğe vardıklarında, bomboş tarlalar ve neredeyse çökmek üzere olan bir ahırla karşılaştı, yanında sadece yirmi kadar inek vardı. Yine de kalıp her şeye sıfırdan başlamak için kararını verdi.

Bir yıl sonra Zehra, taptaze çimenliklerde huzurla otlayan seksen ineğine gururla bakıyordu. O terk edilmiş çiftlik, şimdi bölgenin en gözde işletmelerinden biri olmuştu. Kolay olmamıştı; alyansını ve kalan birkaç ziynetini satarak saman parası bulmuş, son kuruşunu da hayvanların yemine yatırmıştı. Fakat şimdi satışı artmış, ürünleri Bursadan Sakaryaya kadar aranır hale gelmişti.

Bir gün, Hasanın kızı Sibel elinde bir gazete ile gelip, çok uygun fiyata satılık soğutmalı kamyon ilanı gösterdi. Zehra telefon numarasını hemen tanıdı; bu Mahmutun firmasına aitti. Zehra sinsi bir gülümsemeyle Sibelden rica etti: Ara, yüzde beş fazla teklif yap; ama aracı başka kimseye göstermemelerini şart koş.

Kamyonları görmeye gittiğinde, karşısında Mahmutu buldu. Mahmutun gözleri yuvalarından fırladı.

Satın alacak mısın? dedi hayretle.

Evet, bana bıraktığın çiftliğe. Şimdi harika bir iş oldu, büyütüyoruz, dedi Zehra dimdik durarak.

Mahmut dilsiz kaldı. Onun hayatı paramparça olurken Zehra, geçmişi ardında bırakmıştı.

Sonunda, Zehra asıl mutluluğu, çiftliğe destek olup her işine koşan Cemalle buldu. Birlikte, kızlarının mevlidini kutladılar. O sırada Mahmut, sadece uzaktan izleyebiliyordu, yeni hayatı ellerinin arasından kum gibi kayıp giderken.

Rate article
Lifequest
Boşanma sırasında, zengin bir koca, eski eşine Anadolu’nun ıssız bir köşesindeki terkedilmiş bir çif…